25Temmuz2017

GÜNCEL KÜLTÜR-SANAT Ölü Dillerin Efendisi: Veysel Donbaz

Ölü Dillerin Efendisi: Veysel Donbaz

FacebookTwitterGoogle bookmarkMyspace bookmarkDel.icio.usDigg
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfEn iyi 

Sümerce, Akadca, Asurca, Babilce ve Hititçe. Veysel Donbaz, 5 ölü dil biliyor. Türkiye’nin sayılı Sümerologlarından. Bugüne kadar çivi yazısıyla yazılmış 10 bine yakın kil tablet okudu. Envanterini tuttuğu tablet sayısı 60 bin. Uzun yıllar İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde Tablet Arşivi şefliği yapan Donbaz, artık emekli ama hâlâ yoğun bir ‘tarih öncesi’ trafiği var.

Ölü dillerin efendisi: Veysel Donbaz

Sümerce, Akadca, Asurca, Babilce ve Hititçe. Veysel Donbaz, 5 ölü dil biliyor. Türkiye’nin sayılı Sümerologlarından. Bugüne kadar çivi yazısıyla yazılmış 10 bine yakın kil tablet okudu. Envanterini tuttuğu tablet sayısı 60 bin. Uzun yıllar İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde Tablet Arşivi şefliği yapan Donbaz, artık emekli ama hâlâ yoğun bir ‘tarih öncesi’ trafiği var.

“Gazete okumak gibi”

Donbaz’a göre, yaptığı iş aslında tercümanlık. Tarihi 5 bin yıl öncesine dayanan, artık yeryüzünde kullanılmayan dilleri modern dillere çeviriyor. Kil tabletler üzerindeki bilgileri harmanlayıp bugüne taşıyor.

Tarihteki ilk yasaların, yazılan ilk aşk şiirinin, iki devlet arasında varılan ilk antlaşmanın, verilen ilk rüşvetin belgesini okuyor. Tarihe düşülen notta eski dil uzmanlarının payı büyük. Zor, ama onun için çok kolay:

“Konuyu çok iyi biliyorsanız bir günlük gazeteyi okur gibi 10 dakikada okuyabilirsiniz. Ama bilmiyorsanız, çünkü hece yazısı olduğu için, o hecelerin her biri kavrama tekâbül eder, yani kelimeye tekâbül eder. Sümercenin özelliği zaten bu. Pek çok şeyi kavram olarak yazmışlardır. Dolayısıyla o işareti bilmiyorsanız işaret listesine bakmanız lâzım. O metne uygun mânâyı bulmanız gerekir. 5 dakikadan 1 haftaya kadar bir tabletin çözümü sürebilir. Hatta bazen 6 ay çözemediğiniz olabilir. Daha önce hiç geçmemiştir o. Yeni bir yer isimdir, yeni bir kavramdır, yeni bir eşyaya tekâbül ediyordur. Hele isimse, isimleri anlamak çok zor oluyor, ama fiilse çekim olduğu için ona mânâ verebilirsiniz.”

Avuçlarındaki kil tablet

Kitaplarını kaleme aldığı, makâlelerini yayımladığı emektar dizüstü bilgisayarının üzerinde bu kez bir avuç kil var. Kile önce elleriyle, daha sonra da cetvelle şekil veriyor. Şekilsiz kil, küçük kare tablete dönüşüyor. Donbaz, elindekini Kültepe Tabletlerine benzetiyor. Stilusla kile bastırarak önce satırları yapıyor. Daha sonra da Asurca bir mektup yazmaya başlıyor.

“Çömlekçi kili bu. Kap kaçak, heykel yapan yerlerden bulabilirsiniz. Stilusla hem satır çizgisi yapıyoruz hem de yazıyı yazıyoruz. Kalem demek. Eskiden divit, okka da denirdi. 4 köşeli de oluyor, 3 de. Yazmak bana zor gelmiyor. 40 yıldır yapıyorum. İstanbul Arkeoloji Müzesi’ne geldiğimde bir kere denedim. Yapabildiğimi gördükten sonra devam ettim.”

Veysel Donbaz, asla orjinallerin replikasını yapmıyor. Sebebi de sahtekârlık yapılmasının önlemek.

23 yıl öğrenciye hasret bölümün ilk ve tek öğrencisi

Veysel Donbaz, tüccar bir babanın beşinci çocuğu. Maddi durumları iyi, ancak gelirleri mahsûlün miktarına bakıyor. Üniversite öğrenimini tarlaya bağlamak istemiyor. Bölüm ne olursa olsun tek şartı burslu okumak. Yıl 1958... Önünde iki seçenek var. Ya ilâhiyat okuyacak, ya da 23 yıldır hiçbir öğrencinin kayıt yaptırmadığı Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Sümeroloji Bölümü’nü seçecek. Tercihini Sümeroloji’den yana kullanıyor. Öğrenci için sıkıntılı, ama bugün geriye dönüp baktığında şanslı bir dönem de başlamış oluyor.

“23 yıldan beri o bölüme bir öğrenci gelmemiş. Tercih edilmemiş, lüks kalmış bir bölümdü. Tek öğrenciydim ben fakültede. Ölü dilleri öğrenmeye başladık birden bire. Sümerce öğreniyorsun, Akadca öğreniyorsun, Hititçe öğreniyorsun. Bunları bir de teke tek öğreniyordum. Günde sekiz saatten aşağı çalışmıyordum. Âdeta bir müzik dersi alan, keman, piyano dersi alan biri gibiydim. Mecburen iyi olmak zorunda oldum. Derslerimi hep hocaların odasında birebir aldım. Sandalyede karşılıklı oturduk. Hocayla karşı karşıyayız. Size bir ders vermiş, ‘Hazırlayın gelin’ diyor. Kaytarma imkânım hiçbir zaman olmadı. Son sınıfta bir kişi kayıt yaptırdı.”

43 yıl İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde

İsteği, üniversitede kalıp akademik kariyer yapmak ancak burslu okuduğu için tercih yapma şansına da sahip değil. 1962'de, diplomasını aldıktan bir ay sonra kendini İstanbul Arkeoloji Müzeleri’ne tayin edilmiş buluyor. Görev tanımı, Eski Şark Eserleri Müzesi'ndeki Tablet Arşivi uzmanlığı. Veysel Donbaz, daha sonra şef, başuzman ve bölüm şefi oluyor.

“Baktım, her taraf eser dolu. Kapı eşikleri var, figürünler var, tabletler var. Bol miktarda arkeolojik eser var, yazılı. Hemen ilgi duydum. Bu işi ciddiye alıp, içinde bulunduğum o bol malzemeden istediğimi çalıştım. Onun için her türlü malzemeyi çözebilirim ben. 10 bin civarında tablet okumuşumdur, ama 60 bin tabletin de envanterini yaptım. Envanter yapmak demek, bunları kaydetmek, ölçüsünü almak, ön yüzünde kaç satır var, arka yüzünde kaç satır var bunları bilmek demek. Bir de, tabletin mevzu nedir? Bunları hep bilmekle yükümlüsünüz.”

Tayinle birlikte kendi tarihi de değişiyor. İstanbul’daki arşiv, deyim yerindeyse bir hazine. Bir Sümerolog için bulunmaz bir fırsat. Makâleler, kil tablet yapımı ve kitap yazımı da bu dönemde başlıyor.

“Bir ay ismi vardı. Araştırmalarım sonucu o ay isminin yanlış okunduğunu gördüm. İsimler genelde mânâ vermez ama 200 seneden beri yanlış bilinen bir bilgiyi düzelttim. Makâle yayımladım. 1970’lerde oldu, bu. O zaman 30’lu yaşlarımdaydım. ‘Ben bundan ekmek yediğime göre bunu iyi yapmam lâzım’ dedim o gün. Altmıştan fazla yurtdışı gezim oldu. Kendi devletim de görev olarak 20-30 defa beni gönderdi. Bu bir Sümerolog için rekor. Bundan ekmek yemek istediğiniz zaman en iyi olmaya çalışmak zorundasınız.”

Boğazköy tabletlerinin Berlin’den getirilmesi

Donbaz, Boğazköy tabletlerinin Türkiye’ye getirilmesinde de rolü olan isimlerden. 1906-1912 yılları arasında Çorum’un Sungurlu kazasına yakın Boğazköy'de yapılan kazılarda bulunan tabletler, konservasyon için 33 sandık içinde Berlin’e gönderilmiş. Bunlar arasında iki de sfenks bulunuyordu. Tabletlerin bir kısmı 1939 yılına kadar geri gönderilmiş. Ancak geri kalan 9150 tableti Türkiye’ye getiren Veysel Donbaz. Sfenkslerden biri de 85 yıl sonra getirilebildi.

“Boğazköy Hititlerin başkenti. Sfenksler konusunda zorluk yaşadık. Tabletleri 1940’a kadar 2500 tablet geri gelmiş. Sfenksin biri de gelmiş fakat 2. Dünya Harbi patlayınca yollanmamış. Biz de talep etmemişiz. 1978’e kadar girişimimiz olmamış. Bana verildi bu görev.  Almanlar vermiyor bir sfenksi. Biz heyet olarak gittik. UNESCO da bir şey yapamıyor. ‘Verseniz iyi olur’ diyor, sadece. En sonunda herkes çok çaba harcadı. 7 bin 500 tableti daha verdiler. Medccane getirdik. Ankara’ya götürdüğümde karşılayan olmadı. Sfenksi almamız uzun sürdü. Ertuğrul Bey’e (Ertuğrul Günay-2011 yılının Kültür Bakanı) nasip oldu. Şimdi ait oldukları yerdeler. Boğazköy de bekliyorlar. Onu alamasaydık, kültür hazinemiz eksik olacaktı.”

Emekli edildi

Veysel Donbaz, devlet memurluğu süresince sayısız görevlendirme aldı. 1987 yılında Hitit tabletlerinin geri getirilmesi ve 1990 yılında da Hitit Sfenksi müzakereleri bunlardan ikisi. 2003 yılında Paris UNESCO Üst Düzey Eksperler Toplantısı’na katıldığı sırada emekli edildiğini öğrendi. İtiraz etse de, sonuç değişmedi. 2004 yılında, o çok sevdiği görevini resmi olarak bıraktı. Emekli olduğunda, hayatının tam 43 yılı İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde geçmişti.

http://www.aljazeera.com.tr

ARKEOGRAFYA websitesi; Arkeoloji, Sanat Tarihi, Tarih, Filoloji, Antropoloji, Paleontoloji, Mitoloji, Müze ve Arkeoteknik ile ilgili konularda yayın yapar.

ARKEOGRAFYA websitesi, Basın Meslek İlkelerine uymaya söz verir.

ARKEOGRAFYA  ©  Her hakkı saklıdır. Yazı ve fotoğraflar kaynak veya bağlantı verilmesi koşuluyla kullanılabilir.