27Nisan2018

GÜNCEL KÜLTÜR-SANAT Protecting Çatalhöyük - Sayfa 4

Protecting Çatalhöyük - Sayfa 4

FacebookTwitterGoogle bookmarkMyspace bookmarkDel.icio.usDigg
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfEn iyi 
Makale İçeriği
Protecting Çatalhöyük
Sayfa 2
Sayfa 3
Sayfa 4
Sayfa 5
Tüm Sayfalar

YAŞAYAN MÜZE GİBİ 9 BİN YILLIK KÜLTÜR, ENDÜSTRİYEL TARIMA YENİLMİŞ…

Küçükköy'de gezerken bir zamanlar sarı buğday başaklarının doldurduğu uçsuz bucaksız ovanın ay çiçeği, silaj mısır ve pancar gibi sulu tarıma dayalı ürünlerle dolu olduğunu görüyoruz. Ovada inşa edilen beton kanalda, adeta bir nehir büyüklüğünde su akıyor. Kanalın iki yanında hayvan yemi olarak kullanılan mısırların sulandığı fıskiyeler görkemli bir tarımsal üretim yapıldığı hissi uyandırıyor.

Ancak gerçekte durum hiç de öyle değil. Hacimsel olarak daha çok ürün ekiliyor, daha çok hasat elde ediliyor gibi görünse de üreticiler, tohum, ilaç ve gübrede şirketlere bağımlı, kredili, büyük ölçekli bu modelde kısa vadede kazanç elde etse de uzun vadede ürettikçe battığı bir kısır döngünün içine sürükleniyor. Dahası, yağmur rejimine göre tarımın yapıldığı, binlerce yıllık bir üretim geleneğinin sürdüğü bu topraklarda sulu tarımı teşvik etmek için Mersin Silifke'den Akdeniz'e dökülen Göksu nehri ve kollarının suları Konya Ovasına getirildi. Mavi Tünel adı verilen ve ‘Sultan II. Abdülhamit'in hayal ettiği proje' diye sunulan sulama projesi, Çatalhöyük gibi tarım devriminin tüm ayrıntılarının halen canlı olarak sürdüğü ‘yaşayan müze' niteliğindeki bir bölgede, hibrit tohumların, en öldürücü böcek ve ot zehirlerinin, son model, dev traktör ve biçerdöverlerle endüstriyel devrimin bütün olanakları hakim olmaya başlamış.

HOTAMIŞ GÖLÜ KURUTULUNCA KÖYLÜLER KAZANCINDAN OLDU

Sadrettin Dural ile sohbetimize kaldığımız yerden devam ediyoruz. “Benim çocukluğumda bu kanallar topraktı'' diye başlıyor anlatmaya: “Hiç enerji kullanmadan, doğanın getirdiği suyu kullanıyorduk tarlalarımızda. Bu kanallarda balık tutardık, hiç su çekilmezdi. Daha sonraları yavaş yavaş sular çekildi, çiftçiler zora girmeye başladı. Bunun nedenlerini araştırdım kendimce. Bizim buraya yakın Hotamış Gölü vardı. Bir kitapta okumuştum, Hotamış Gölünde 101 çeşit kuş türü yaşıyormuş. Ama devlet bu gölün suyunu pompalarla çekerek kuruttu. Kurutulan gölden kalan araziyi tarla yaptılar. Özellikle bunun sonucunu merak ettiğim için göl kıyısındaki köylere bakmaya gittim. Küçük Haşlama ve Büyük Haşlama köyleri var. Bu köylerin halkıyla konuştum. Dediler ki; ‘Keşke gölün suyu burada kalsaydı, kurutulmasaydı. Biz bu tarlalardan verim alamıyoruz. Toprak çorak. Bu gölden tuttuğumuz balık ve kıyısından biçtiğimiz kamışları satıyorduk. Bu kamışlardan kazandığımız parayı şimdi çiftçilikten kazanamıyoruz. Hotamış Gölünün kurutulmasıyla buradaki hava dengesi değişiyor, yağmur ve su azalıyor. Bugün artık umudumuzu Göksu'ya bağladık.'

‘TÜM CANLILARIN YAŞAM HAKKINA SAYGI GÖSTERİLMİYOR'

Doğa üzerindeki insanların beklentilerini karşılayamaz hale geldi. Bir canlı olarak dünyaya geldiğimizde hepimizin ortak ihtiyacı oksijen. Her din ve inanış kendine göre bunu açıklayabilir ama ben Müslümanım elhamdülillah, ben diyorum ki: ‘Yüze rabbim bu oksijeni bana vermiş, bu bedeni vermiş. Bu dünya üzerindeki tüm canlılar gibi benim de yaşamaya hakkım var. Ama diğer tüm canlıların da yaşam hakkına saygı göstererek. İşte buna saygı gösterilmiyor ve tüm kötülükler bu saygısızlıktan çıkıyor. Hepimizin, tüm canlıların birbirine ihtiyacı var.''


ARKEOGRAFYA websitesi; Arkeoloji, Sanat Tarihi, Tarih, Filoloji, Antropoloji, Paleontoloji, Mitoloji, Müze ve Arkeoteknik ile ilgili konularda yayın yapar.

ARKEOGRAFYA websitesi, Basın Meslek İlkelerine uymaya söz verir.

ARKEOGRAFYA  ©  Her hakkı saklıdır. Yazı ve fotoğraflar kaynak veya bağlantı verilmesi koşuluyla kullanılabilir.