18Şubat2018

MAKALELER ANTROPOLOJİ Dilşa Deniz ve Açtığı Bilimsel Yol/Ré - Sayfa 2

Dilşa Deniz ve Açtığı Bilimsel Yol/Ré - Sayfa 2

FacebookTwitterGoogle bookmarkMyspace bookmarkDel.icio.usDigg
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfEn iyi 
Makale İçeriği
Dilşa Deniz ve Açtığı Bilimsel Yol/Ré
Sayfa 2
Sayfa 3
Sayfa 4
Tüm Sayfalar

Orhan Hancerlioğlu’nun “Düşünce Tarihi“ nde verdiği bir bilgi oldukça çok çarpıcıdır. “Ondokuzuncu yüzyılın bütün dincileri, bu yüzden, Darwin’e geniş çapta tepki göstermişlerdir. Oxford Piskoposu Wilberforce, Darwin’i savunan Th. Huxley’e, “kendisinin baba yönünden mi, yoksa ana yönünden mi maymundan geldiğini“ sormaktadır. Huxley, bu kabalığa su karsılığı veriyor: “Bilimsel gerçekleri baltalamak için diller döken bir adamın soyundan gelmektense, alçakgönüllü ve haddini bilen bir maymunun soyundan gelmeyi tercih ederim!“ (O. Hançerlioğlu, “Düşünce Tarihi“  Remzi kitabevi, 6. Baskı, 2007: 10).

M. Kemal ve Proto Kemalistlerin Antropolojik Çalışmaları!

M. Kemal‘in ve Kemalist kadrolarının Cumhurriyetin ilk yıllarında geliştirdikleri “Güneş-dil teorisi“ ile Dünya dillerinin Türkçeden türediği, “Türk Tarih Kurumu“ ile eski dünyanın uygar toplulukları arasında yeralan Sümerlerin, Hititlerin, Mayaların (Mu); Türk olduklarını, “Uluslararası Antropoloji ve Tarihöncesi Arkeoloji Kongreleriyle“ bu uçuk tezlerine, Arkeolojik, antropolojik ve dilbilimsel deliller aramaya başlamışlardı. Ne hikmetse bu çalışmalar Kürt, Arap, Ermeni, Balkan-Kafkas göçmenleri başta olmak üzere, yabancı sözde bilim insanları ile yerütülmekteydi. (-maalefef bu iddiaları ortaya atan ve geliştirenlerin hemen hemen hiç biri Türk değildi!) Akabinde Dil ve Tarih-Coğrafya Fakülteleri kurulmuş ve sisitematik bir şekilde genç beyinler bu uçuk tezlere inandırılmaya çalışıldı. Günümüz Türkiyesinde, eğitim düzeyinde gelinen noktada ise ciddi bir yoksullaşma gözlenmektedir. Akademide evrensellik ve evrensel bilgi dolaşımı çok önemlidir. Bu evrensel dolaşım için önemli ölçüde dolaşım dilini bilmek ve bu kaynaklardan faydalanmayı da geretirmektedir. Oysa günümüzde pek cok Prof, dr. doç vs. unvanlılar; ne yazık ki bu dillere vakif değiller. En temel ulaşım dili olan  İngilizce bile bilmiyorlar! Çok yazık!

Devam edelim! Örneğin M. Kemal’e göre “Türk milletinin kökünün dayandığı Türk adındaki insan, insanlığın ikinci babası Nuh Aleyhisselamın oğlu Yafes’in oğlu olan kişi idi.“  Lakin bu antropolojik, arkeolojik, ve dilbilimsel arayış, daha fazla sürmedi. Bu güzergahta üretilen bütün yapay tezler, bir bir yıkıldı. Bunun en bariz örneği ise Fuat Köprülü’nün  “Türk“  adının M. Kemal’in ve Prota Kemalistlerin aksine, milad öncesine dayanmadığını, bilakis miladdan sonraki yıllarda Çin kayıtlarında “Tukyü“ olarak kaydedildiğini savunmuştu. Ki; kanımızca bu yeni teze bile şüpheyle bakılması gerekmektedir!

1980-90’lı Yıllarda Kürt Alevileri; Türk-İslam Kıskaçına Alındı

Meselâ M. Kemal’in, Osmanlı üzerine monte etmeye çalıştığı genç Cumhurriyetin ulus-devlet mühendisliği kapsamında, Anadolu ve Kürdistan’da yaşayan farklı kavimlerden sadece “Türk milleti, ulusu“ yaratma projesini konu edinen Zafer Toprak’ın “Darwin’den Dersim’e Cumhurriyet Antropolojisi“ adlı çalışması dikkatle incelenmesi gereken önemli bir eserdir. Yine bu alanda Edirne doğumlu Necmeddin Sahir Sılan’ın Türk Antropolojisine büyük katkı sunan raporları önemlidir. Sılan (1896-1992); 1939’da Bingöl, 1943 ve 1946 yıllarında iki kez Tunceli milletvekili olmuş, Dersim ve Bingöl için toplamda 13 tane rapor hazırlamıştı. Bu raporları 1939-1953 yılları arasında CHP ve DP’ye sunmuştu.

Sılan’ın Kürt Aleviler üzerinden, Türk antropolojisine uyduruk kanıtlar üreten bu türden çalışmalarını kaç Kürt-Türk Alevi bireyi incelemiş, inancın ahlaki ve vicdani boyutuyla bu oluşturulmaya çalışılan, sisitematik yürütülen toplum mühendisliğini bilince çıkarmış, bilemeyiz! Fakat bu toplum mühendisliği alanındaki çalışmalarda, raporlarda yer alan, özellikle Dersimli Kürtlerinin sözde antropolojik manada etnik kökenine, diline, inançsal ve toplumsal geleneklerine ilişkin oldukça pejorativ fragmanların yer aldığını billirtmeliyiz. Şimdi bu çağdışı-kafatasçı sözde bilim anlayışı; 1980-1990’ların başında, bazı çevrelerce tekrar hortlatıldı. “Kürtlerin, Türk! Alevilerin ise Öz-Müslüman oldukları (!)“ tezleri, Cumhurriyetin bu kaynakları çercevesinde yeniden aktualize edilmeye çalışıldı. Alevi toplumunun yazılı kaynaklara olan ihtiyacdan da faydalanan bu cenah, Aleviler üzerinden sistematik ve pragmatik bir kültürel soykırım gerçekleştirdiler. Bundan en büyük payı ise yine Kürt Alevileri aldılar. Kısaca verdiğimiz bu arkaplana dair kıssalardan sonra tekrar asıl konumuza dönebiliriz.

Dikkat! Gelişen Alevi (İtiqata Ré/Raa Heqi)  Tarihçiliği Kıskandırıyor!

Sınırlı sayıda da olsa Dilşa Deniz gibi inancının köklerine bağlı Antropologlar, tarihçiler, araştırmacı yazarlar bu gidişata bir “dur“ demek için yolun bağlıları arasında, son yıllarda alan araştırmaları yapmaya başladılar. Yol’a ilişkin çok değerli çalışmalar ortaya çıkarıldı. Alevi tarihi yavaş yavaş kendi yörüngesine girmeye başladı. Alevi tarihi, bundan böyle Arap çöllerinde, Orta Asya steplerinde aranmıyor! “Ilımlı İslam“ın bir alt versiyonu olarak sözde akademik heyezanlarla geliştirilmeye çalışılan “Anadolu Aleviliği“ aydın ve çağdaş gençler nezdinde artık kabul görmüyor! 1980’li- 1990’lı yıllarda kendisine dikilen Türk-İslam sentezli elbise, artık dikiş tutmuyor! Dolayısıyla bu kadim inanç; içinde çıkardığı yol evlatları sayesinde Aryenik kökleriyle, Mezopotamya topraklarıyla buluşturulmaya çalışılıyor. Hasılı işin rengi değişiyor! Yalan rüzgarları, artık boşa esiyor!


ARKEOGRAFYA websitesi; Arkeoloji, Sanat Tarihi, Tarih, Filoloji, Antropoloji, Paleontoloji, Mitoloji, Müze ve Arkeoteknik ile ilgili konularda yayın yapar.

ARKEOGRAFYA websitesi, Basın Meslek İlkelerine uymaya söz verir.

ARKEOGRAFYA  ©  Her hakkı saklıdır. Yazı ve fotoğraflar kaynak veya bağlantı verilmesi koşuluyla kullanılabilir.