14Aralık2017

MAKALELER ARKEOLOJİ Paylaşılamayan Kraliçe Puduhepa ve Memleketi Kayıp Kent Lawazantiya - Sayfa 3

Paylaşılamayan Kraliçe Puduhepa ve Memleketi Kayıp Kent Lawazantiya - Sayfa 3

FacebookTwitterGoogle bookmarkMyspace bookmarkDel.icio.usDigg
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfEn iyi 
Makale İçeriği
Paylaşılamayan Kraliçe Puduhepa ve Memleketi Kayıp Kent Lawazantiya
Sayfa 2
Sayfa 3
Sayfa 4
Sayfa 5
Tüm Sayfalar

Bunun dışında, bu çabaların arkasında bir gerçek daha yatar: çok bilmişlik ve Şark Kurnazlığıyla bir sarı levha asıp, turist çekmek, kolaydan köşeyi dönmek. Bereket ki, kentin nerede olduğunu bilmesek de, nerede olmaması gerektiğini açık seçik gösteren yeterince yazılı belge vardır ve bize şunu ifşa eder: kent kesin kes bizim bildiğimiz Ovalık Kilikya’da değildir. Yani Lawazantiya’yı Ovalık Kilikya topraklarında bulmaya çalışanlar, öküz altında bızağı aramaktadırlar ve şimdi çok kısa bunları açıklayacağım!

Hititçe kaynaklarda, Lawazantiya’nın kaba taslak Çukurova ile eşitlenen Kizzuwatna toprakları içinde ve bölgenin önemli kenti Kummanni’den uzaklarda olmadığına dair kaba saba bazı ipuçları vardır. Ama burada sorunu iki bilinmeyen denklemle çözmek gibi bir durumla karşı karşıyayız, çünkü Kummanni’nin yeri de belirsizdir. Bir de Kizzuwatna ülkesi Çukurova’nın neresindeydi veya Çukurova’nın dışında nereleri kapsıyordu sorusu yakamıza yapışır. Evet hepsi de Kizzuwatna’daydı, ama hangi dönemdeki Kizzuwatna topraklarında? Çarpıcı bir örnek: Bir zamanlar Isfahan Osmanlı topraklarındaydı. Ama hangi dönemde? Elbette İbrahim ve Abdülhamid döneminde değil! Biraz daha açayım: Eskilerin aklına Kizzuwatna deyince hemen sadece Çukurova-Kilikya mı geliyordu? Bu ciddî sorunun taşıdığı anlamın değerini kavrayabilmek için Hatti-Mitanni-Mısır arasında tampon bir bölgede yer alan baǧımsız Kizzuwatna devletinin politik sınırlarının kalıcı mil taşları ve Çin Seddi gibi duvarlarla işaretlenmediğinin, aksine doğal olarak çizilen Akdeniz ve İskenderun Körfezi yönü dışında sürekli gel-git yaptığının, kâh genişlediğinin, kâh daraldığının altını çizmek lâzımdır. Şu sıralar 4. Haçlı Seferleriyle ilgili bir kitap okuyorum, İstanbul’daLatin işgali. Trakya’da Bulgar kralı Kolyan, Anadolu tarafında Selçukların toprakları Bizans’ın zayıflığıyla orantılı olarak o kadar gel git yapıyor ki, çok açık görüyorum, sınırlar hergün, hattâ saat başı değişiyor!

İncelemelerim, Kizzuwatna’nın sınırlarının bilhassa doğuda ve kuzeyde, Amanoslar ötesinde siyasî ve askerî otorite boşluǧu ve Mezopotamya’daki güçlerle olan ilişkilerle orantılı olarak zaman zaman çok genişlediğini, hattâ Orta Hitit devrinde (M. Ö. 15. yüzyıl) Orta Anadolu’nun içlerine, Çorum ve Zile yakınlarına kadar geldiǧini açıkça göstermiştir. Orta Hitit kralı I. Arnuwanda’nın Išmerika Ülkesinin kabile reisleriyle yaptığı antlaşma metninde, Mitanni’nin başkenti Waššukanni ile birlikte Urušša ve Irrita kentlerinin de Kizzuwatna toprakları içinde yer almasının açıklanması bir türlü yapılamıyordu. Araştırmacıları şaşırtan, Orta Fırat bölgesinde, yani klasik Çukurova-Kizzuwatna’nın 150 km. doğusunda kalan bu üç kentin nasıl olup da Kizzuwatna toprakları içinde yer alabildiğiydi! Hadi kent bir tane olsa çift isim tezine sığınacaklardı, ama üç taneydi! Cevabı gayet basittir: Elbette bu kentler kayarak veya yürüyerek Kizzuwatna topraklarına gelmemişlerdi; Kizzuwatna toprakları oralara kadar genişlemişti! Ama bu da açıklamaya yetmiyordu, çünkü hiç kimse cüce bir Kizzuwatna’nın bu kadar yayılabileceğine cüret edemiyordu ve herkes kabahati metinde ve onu yazdıranda arıyordu. Şimdi böyle bir manzara karşısında size “Lawazantiya nerede olabilir?” diye sorsam, hangi cesaret ve vicdanla “Çukurova’da veya Adana’dadır” diyebilirsiniz? Bu Kizzuwatna yayılması kuşkusuz, Orta Hitit kralları I. Tuthaliya ve oǧlu I. Arnuwanda zamanlarında Hitit devletinin iyice güçsüzleşmesi ve yıkılmaya ramak kalması sonucuydu, öyle ki Tuthaliya Kizzuwatnalı-Hurrili düşman Hattuša’ya kadar gelmişti. Boşuna değil adam çareyi Ortaköy-Šapinuwa’da yurt tutmakta bulmuştu.

Bir başka sorun, Kültepe, Hitit ve Yeni Asur kaynaklarında birbirine oldukça benzer yazılışlarla karşımıza çıkan Lawazantiya’nın aynı kent olup olmadığıdır.

Eski Asurca: Luhusatia, Luhusantia, Luhuzutia, Luhasattia, Luhuzzandiya Hititçe: Lawazantiya, La[ahuwazzantiya] Yeni Asurca: Lusanda

Kültepe metinleri, kentin sonraki Kizzuwatna topraklarına dâhil edilemeyecek kadar kuzeylerde olduğunu açıkça seçik kanıtlamaktadır; zaten o zamanlar Kizzuwatna devleti yoktu; bu çıkmazdan kurtulmak için aynı ismi taşıyan birden fazla kent kabul etmek zorundayız.

Eski Asur kaynaklarının tümü, ağız birliği etmişçesine Luhusatia’nın Kaneš’in doğusunda yer aldığını tüm açıklığıyla göstermektedir. Yani bu kenti Malatya ile Kızılırmak arasındaki geniş bölgede, bir tali yol üzerinde arayacağız ve böylece Albrecht Goetze’nin 1940’ta öne sürdüğü teze geri döneceğiz! Ama kesin yeri neredeydi? Kentin sapa bir yol üzerinde kurulduğu bir Kültepe metninden (KTK 64) açıkça anlaşılır. Anayol Samsat’tan Malatya’ya geliyor, oradan da batıya dönerek Kaneš’e varırken, tali yol geçit veren kesimlerde Fırat ve Karasu vadisini izliyor ve kolayca yukarı Kızılırmak vadisine ulaşılıyordu.


ARKEOGRAFYA websitesi; Arkeoloji, Sanat Tarihi, Tarih, Filoloji, Antropoloji, Paleontoloji, Mitoloji, Müze ve Arkeoteknik ile ilgili konularda yayın yapar.

ARKEOGRAFYA websitesi, Basın Meslek İlkelerine uymaya söz verir.

ARKEOGRAFYA  ©  Her hakkı saklıdır. Yazı ve fotoğraflar kaynak veya bağlantı verilmesi koşuluyla kullanılabilir.