MAKALELER PALEONTOLOJİ Evrim olmasaydı balinalar hala ayaklıydı

Evrim olmasaydı balinalar hala ayaklıydı

FacebookTwitterGoogle bookmarkMyspace bookmarkDel.icio.usDigg
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfEn iyi 

Elimizi attığımız her türde evrimi görmeyi sürdürüyoruz.

On milyonlarca yıl sonra denizlere yeniden adapte olan, yüz milyonlarca yıldır okyanuslarda yaşayan balıklara benzer özellikler kazanan, süt bezleri ve hatta vücutlarının bazı yerlerinde sadece memelilere özgü kıllardan bulunan balinaların sularda işi ne?

 

Siz hiçbir balina iskeleti gördünüz mü? Eğer bir doğa tarihi müzesine gitme fırsatınız olduysa, görmeniz oldukça muhtemeldir. Ne yazık ki ülkemizde doğa tarihi müzeleri yok denecek kadar az; varolanlar da, bilimsel gerçekleri söyledikleri ve halka kanıtlarıyla gösterdikleri için baskılanmaya çalışılıyor. Bunun en güzel örneklerinden birisi, Ankara’da bulunan Maden Tetkik Arama Enstitüsü’ne (MTA) bağlı Doğa Tarihi Müzesi. Gitmediyseniz, mutlaka ama mutlaka gitmenizi tavsiye ederim. Dünya, özellikle de Batı dünyası standartlarına göre “vasat üstü” olsa da, Türkiye standartlarına göre “kusursuz” bir müze… Ülkemizde müze deyince akla daha ziyade arkeolojik bulgulara ait müzeler geliyor olsa da, bir bilim tutkunu için doğa tarihi müzelerinden daha kıymetli hiçbir yer olamaz. MTA da, şartlar elverdiği seviyede, bir nebze de olsa Türkiye insanına bu imkânı sağlamaya çalışıyor. Lütfen gidin ve görün.

İskelette bir tuhaflık var

MTA Doğa Tarihi Müzesi’ne gidip üst katına çıktığınızda dikkatinizi çekecek onlarca şeyden birisi, dev bir balinanın eksiksiz bir iskeleti olacaktır. Balinalar inanılmaz hayvanlardır. Cetacea takımına ait denizel memelilerdir. Anatomileri, davranışları, görünümleri nefes kesicidir. Ancak evrimsel tarihleri daha da etkileyicidir, çünkü evrimin izlerini kalıcı bir damga gibi üzerlerinde taşırlar. Müzedeki balina iskeletini incelediğinizde, bir tuhaflık görürsünüz. İskeletin kuyruk kısmına doğru, vücudun tamamını oluşturan iskeletten bağımsız halde duran 2 adet kemik bulunur. Bunlar, iskelete bağlı kemikler değildir. Ayrı oldukları ve normalde vücut boşluğu içerisinde “asılı” kaldıkları için, müzede de ekstra aparatlarla vücuda tutturulmak zorundadırlar. İyi ama iskeletin geri kalanından bağımsız olan, dolayısıyla herhangi bir kas grubunun bağlanamayacağı, hiçbir işe yaramayan bu kemik çifti nedir?

Onlar, balinanın femur (uyluk, kalça) ve pelvis (leğen) kemikleridir. Bir diğer deyişle, arka bacaklarına ait kemikler… Bir dakika! Arka bacak mı? İyi de, balinaların bacakları yok ki! Olsa olsa yüzgeçleri var diyebiliriz; ancak balinalarda da arka bacakların olması gereken yerde yüzgeç yok! Bu kemikler nasıl olur da bacaklara ait olabilir?

Sıradan evrimsel değişim

Bu sorunun tek bir bilimsel açıklaması vardır: evrim. Balinalar için ne demiştik? Balinalar memeli hayvanlardır. İyi ama evrim tarihini düşünecek olursanız, memeliler karasal sürüngenlerden evrimleşmiştir. Sürüngenler de amfibilerden… Yani memeliler, evrimleştikleri dönemde tamamen karasal yaşantı sürdürmektelerdi. O zaman okyanuslarda yaşayan, süt bezleri olan, hatta vücutlarının bazı yerlerinde sadece memelilere özgü kıllardan bulunan bu hayvanların sularda işi ne?

Bunun da tek bir bilimsel açıklaması vardır: Evrim. Denizel memeliler, karasal memelilerden evrimleşmiş canlılardır. Yani evrim tarihinde omurgalı canlılar sularda evrimleşip karalara adapte olmuşlarsa da, bir dal bu evrimsel süreç içerisinde ayrılarak yeniden denizel yaşantıya uyum sağlamıştır. Daha önceden gazetede işlediğimiz “geri evrim”, bu değildir! Aman karıştırılmasın. Balinaların durumunda olan, sıradan bir evrimsel değişimdir. İlginç olan tarafı, on milyonlarca yıl sonra denizlere yeniden adapte olan hayvanların, yüz milyonlarca yıldır okyanuslarda yaşayan balıklara benzer özellikler kazanmasıdır. Yani evrim, akıllı bir tasarımı yeniden yaratmaktan ziyade, en işe yarar, en kolay elde edilebilir ve en masrafsız çözümü seçmektedir. Bu nedenle denizel memeli yüzgeçleri ile balık yüzgeçleri kabaca aynıdır (bazı bariz farklar olmakla birlikte). İşte aynı ortamda, benzer şartlar altında yaşayan hayvanlarda, yeterli çeşitlilik bulunması halinde benzer özelliklerin evrimleşmesine biz “yakınsak evrim” adını vermekteyiz. Yani balinalar gerisin geri evrimleşmemişlerdir! Sadece evrim, ortak bir soruna ortak bir çözüm bulmuştur, hepsi bu…

Bacaklar biraz daha körelir

Balinaların karasal memelilerden evrimleştiğini onlarca farklı bilim dalından gelen verilerle doğrulayabilmekteyiz. Belki bunun detaylarına bir başka yazıda gireriz; ancak embriyoloji, anatomi, fosilbilim ve genetik alanlarından gelen eşsiz veriler, söz konusu evrimi tartışmaya yer bırakmaz şekilde doğrulamaktadır. Örneğin, balinaların karasal atalarından biri olduğu düşünülen ve 45 milyon yıl kadar önce yaşamış olan Pakicetus cinsine ait fosillerimiz bulunmaktadır. Bu canlı, tamamen karasal yaşantı sürse de, yaşam alanları genellikle denizel ve okyanusal alanların etrafıdır. 40 milyon yıl kadar önce yaşamış olan Ambulocetus, yüzgeç-benzeri ön ve arka ayaklara sahip olan, denizlerde yaşayabilmeye başlamış bir canlıdır. Evrimi kademeli olarak takip ettiğimizde, Kutchicetus, Rodhocetus, Dorudon gibi birçok ara tür, kuzen ve atadan geçtikten sonra nihayet balinalara, yunuslara ve diğer yakın akrabalarına ulaşırız. Bunların her bir basamağında, söz konusu arka bacaklar biraz daha körelir, kemikler biraz daha yok olur ve nihayetinde bize, evrime dair heyecan verici bir iz bırakacak şekilde, işlevsizleşmiş ve körelmiş de olsa günümüze kadar ulaşır.

Çağrı Mert Bakırcı

birgun.net

ARKEOGRAFYA websitesi; Arkeoloji, Sanat Tarihi, Tarih, Filoloji, Antropoloji, Paleontoloji, Mitoloji, Müze ve Arkeoteknik ile ilgili konularda yayın yapar.

ARKEOGRAFYA websitesi, Basın Meslek İlkelerine uymaya söz verir.

ARKEOGRAFYA  ©  Her hakkı saklıdır. Yazı ve fotoğraflar kaynak veya bağlantı verilmesi koşuluyla kullanılabilir.