25Nisan2018

MAKALELER TARİH İSKİT, SARMAT VE AVRUPA HUNLARINDA “SAVAŞ VE TAKTİK”

İSKİT, SARMAT VE AVRUPA HUNLARINDA “SAVAŞ VE TAKTİK”

FacebookTwitterGoogle bookmarkMyspace bookmarkDel.icio.usDigg
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfEn iyi 
Makale İçeriği
İSKİT, SARMAT VE AVRUPA HUNLARINDA “SAVAŞ VE TAKTİK”
Sayfa 2
Sayfa 3
Tüm Sayfalar

İSKİT, SARMAT VE AVRUPA HUNLARINDA “SAVAŞ VE TAKTİK”

İskitlerin hayatı hep mücadele içerisinde geçiyordu. Otlakların kontrol altında tutulması dağınık boyların bir araya getirilerek siyasi birliğin sağlanması, düşman ülkelerine akınlar düzenleyerek ganimetler elde edilmesi başarılı bir şekilde savaşmaya bağlıydı. Bozkır Türk’ü için savaş eğlenmek, spor yapmak gibi bir meşguliyetti. Şartlar bozkır Türk’ünü savaşmaya ve savaşı da onun hayatının bir parçası yapmaya sevk etmişti.  Dio Chrysostom “İskitler daima savaş halindeydi” diyerek İskitlerin hayatında savaşın yerini ortaya koymuştur.

Bozkır süvari birlikleri, süratli atları nedeniyle büyük bir hareket kabiliyetine sahiptirler. İskit süvarileri silahlarının özellikle oklarının vurucu gücü sayesinde “uzaktan savaş” prensibini benimsemişti. Bu savaş tarzı yaya olarak savaşan ağır silahlı düşman askerleri üzerinde büyük avantaj sağlıyordu. Savaşa ani hücumla başlanır ve bununla düşmanın aniden imhasından ziyade birliklerin dağıtılması gayesi güdülürdü. Yıldırım hızıyla hareket eden atlılar kısa bir zaman süren ok yağmuru ve göğüs göğüse çarpışmadan sonra yanıltıcı bir geri dönüşle kaçmaya başlar ve her yöne kaçarak düşman saflarını bozardı. Bu sırada yanlarda gizlenen atlılar geri dönenlerle birlikte onları takibe koyulan düşman üzerine saldırır ve bu surette onları kolayca alt ederdi. Bu taktik “bozkır taktiği”, “hilal taktiği” veya “turan taktiği” olarak adlandırılmıştır.

Bu taktik üç safhada gerçekleştiriliyordu. Bunlar yıpratma, yanıltma ve imha idi. Yıpratma saflarında düşman üzerine ani baskınlar düzenlenerek düşman ordusu hasara uğratılıyor, morali bozuluyor ve korkutuluyordu. Yanıltma safhasında atlılar geri çekiliyormuş gibi yaparak düşmanın kendilerini takip etmesi sağlanıyordu. Böylece düşman istenen yere çekiliyordu. Bu sırada da düşmanın kullanacağı kurutuluyordu. Üçüncü safhada ise düşman pusuya bütün kaynaklar düşürülüyor ve etrafı kuşatılarak yenilgiye uğratılıyordu. Bozkır savaş taktiğinin uygulandığı en güzel örnek MÖ. 528’deki Pers kralı Kyros ile Massaget kraliçesi Tomris arasındaki savaştır. Başarılı savaşlar sonucunda İmparatorluğunun sınırlarını kuzeydoğuya doğru genişleten Kyros, Hazar Denizine doğru sınırlarını genişletmek istiyordu. Bu nedenle Massagetler üzerine bir sefer düzenlemiştir. Herodotos bu savaş hakkında şu bilgileri vermektedir; Massagetler kocasının ölümünden sonra tahta geçmiş olan bir kraliçenin yönetiminde bulunuyorlardı; adı Tomris’di. Kyros elçiler gönderdi.Kendisiyle evlenmeyi çok istediğini bildirdi.

Ama Tomris biliyordu ki onun asıl istediği kendisi değil, Massaget krallığıdır ve kabul etmedi. Kyros hileyi söktüremeyince ordusunu Arax (inci) üzerine vurdu ve Massagetler’e karşı açıktan sefer hazırlığına girişti; ordu geçebilsin diye ırmak üzerine köprüler atıyor, kayıklar üzerine kuleler yükletip ırmağı aşırtıyordu. Bu işlerle uğraşırken Tomris’den bir elçi geldi ve şunları söyledi: “Medler kralı bu işlerden vazgeç; bu yaptıkların senin hayrına mıdır, değil midir bilemezsin; bırak diyorum kendi halkına hükmet, bizim de kendi halklarımıza hükmetmemize karışma. Ama sanırım yolunu bu öğüde göre çizmek istemeyeceksin öyle değil mi? Eğer ille de Massagetler’le boy ölçüşmek istiyorsan, o zaman ırmağın iki yakasını birleştirmek için bu kadar zahmete katlanma; biz ırmaktan üç günlük yola kadar çekileceğiz; suyu geç ve ülkemize gel; yok eğer bizim gelmemizi istiyorsan bu dediğimizi sen yap.”

Bu haber üzerine Kyros, Pers ileri gelenlerini çağırttı, durumu anlattı ve nasıl bir yol tutulması gerektiği hakkında onlara danıştı. Kyros Tomris’e geri çekilmesini, çünkü ırmağı kendisinin aşacağını ve ona karşı yürüyeceğini bildirdi. Tomris başta yaptığı öneriye uyarak geri çekildi. Kyros krallığın yönetimini oğlu Kroisos’a bıraktı. Kendisi ordusuyla birlikte ırmağı aştı. Kyros Arax’tan öteye bir gün ilerledikten sonra orada sürülerinden bir çok hayvan öldürttü, yemekler pişirtti. Büyük bir şölen hazırladı, şarap yemek ne varsa masrafa bakmadan hepsini döktü sonra orada ordunun en az işe yarayanlarını bırakıp üst yanını toplayarak ırmağa doğru geri çekildi.

Massaget ordusunun üçte biri çıkageldi. Kyros’un bıraktıklarını karşı koydukları için öldürdüler ve düşmanı kırdıktan sonra hazır şöleni gördüler. Sofraların başına çöküp yemeğe giriştiler; gırtlaklarına kadar yemek ve şarapla dolunca uyudular. Persler üstlerine geldiler ve çoğunu kılıçtan geçirdiler, daha fazlasını da canlı yakaladılar. Bu arada Tomris’in oğlu Spargapises’i de ele geçirdiler. Massagetler’e o kumanda ediyordu. Kraliçe ordusunun ve oğlunun başına gelenleri öğrenince Kyros’a bir haberci saldı, şu haberi gönderdi; “Kana doymayan kanlı katil Kyros, bu başarıyla şişinme; bu zaferi içtiğiniz zaman sizin de aklınızı başından alan üzüm kazandı. Bu zehirdir diyorum. Seni hilebazlıkla oğlumun efendisi yapan; bu güçlerin ölçüştüğü bir savaş değildir. Bak şimdi beni dinle, oğlumu bana geri ver, bir şeyler karıştırmadan çık git bu topraklardan. Massaget ordusunun üçte biri üzerinde kazandığın kaba zaferle yetin. Ama eğer bu dediğimi yapmazsan, Massagetlerin efendisi olan güneş adına and içerim ki kan dökmeye doymayan adam, seni ben kanla doyuracağım.”

Elçinin sözlerine Kyras kulak asmadı. Kraliçe Tomris’in oğluna gelince sarhoşluktan ayılıp ta başına geleni gördüğü zaman kendini öldürdü. Tomris Kyros’un cevabını öğrenince bütün kuvvetlerini topladı, Kyros’un üzerine yürüdü. O sabah barbarlar arasında geçen savaşların en ağırı oldu; Başlangıçta uzaktan uzağa ok atmışlar. Oklar tükenince kargı ve hançerle birbirlerinin üzerine atılıp göğüs göğüse vuruşmaya başlamışlar. Uzun süre aynı yerde kalmışlar ne biri ne de öteki karış çekilmek istemiyormuş. Sonunda Massagetler kazanmışlar.”

Frontinus  Strategemata (stratejiler) adlı eserinde Massagetlerin bu savaşı geri çekilme ve pusuya yatma taktiğiyle kazandığını söyler; “İskit Kraliçesi Tomris ve Pers Kralı Kyros savaşırken kraliçe korkuyormuş gibi yaparak kendi birliklerince iyi bilinen bir dar geçide Kyros’u çekmeyi başardı ve orada aniden karşısına çıkıp yerin doğasının da yardımıyla kesin bir zafer kazandı.” Buna göre Massagetlerin Pers ordusunun önünü köprü başına girişte kestikleri ve dağlık arazinin başında yani büyük Balhan’da onları zorladıkları ve yok ettikleri anlaşılıyor.

Burada savaş taktiğinin her üç safhası da görülmektedir. Özellikle düşmanın dar bir vadide sıkıştırılarak etrafının kuşatılması, ok yağmuruna tutulması ve düşmanın hareket kabiliyetinin tamamen ortadan kalkması galibiyette önemli bir yer tutmuştur.  Bu savaştan aşağı yukarı 15 yıl sonra MÖ. 513’de Pers kralı Darius Kyros’un planını gerçekleştirmek için İskit ülkesine sefer düzenlemeye karar verdi. MÖ. 6.yy’ın sonlarına doğru Darius güçlü bir devlet oluşturmayı başarmıştı.

İmparatorluğunu Mısır’dan Hindistan’a kadar sınırlarını genişletmişti. Grek şehir devletleri batıda yolunu tıkadığı için onları fethedecekti. Fakat onlara karşı hareket etmeden önce imparatorluğunun kuzey yolları İskitler ve komşuları Sarmatlar tarafından yapılacak saldırılara karşı güvenceye alınmalıydı. Darius savaş hazırlıklarına başladı. Kendine tabi devletlere haberciler göndererek kimilerinden asker kimilerinden gemi, kimilerinden de Çanakkale boğazına bir köprü kurmalarını istemiştir.  Kısa bir süre sonra Herodotos’a göre 700 bin kişilik bir ordu toplamıştır. Bu kesinlikle eski çağın en büyük ordularından biriydi. Darius başkenti Susa’dan yola çıktı. Çanakkale Boğazını teknelerden köprü yaptırtarak geçti. Güçlü ordusu, zorlanmadan Trakya kabilelerinin direncini kırdı. Bu arada İskitler’de komşularına elçiler göndererek Perslere karşı birlik oluşturmak için onları ikna etmeye çalıştılar. Gelon, Budin ve Sarmat kralları İskitlere yardım etmeye söz verdiler. Buna karşılık Agathrsiler, Neuriler, Antraphaglar, Melankhlenaslar, Taurisliler İskitler’e yardım etmeyi reddetmişlerdir.

Bu dönemde İskitya üç krallığa bölünmüştü; en büyük kabileden tüm İskitya’nın kralı geliyordu ki o Idanthyrsos idi. Onun hakimiyetinde ki diğer iki kral ise Scopasis ve Taxacis idi. Her biri kendi kabilesini yönetiyordu. Bu arada Darius yoluna devam ederek, Don nehrini geçmiş ve Volga’ya doğru ilerlemiştir. İskitlerle karşılaştıklarında

İskitler savaş taktiklerini uygulamaya başlamışlardır. Herodotos’un bildirdiğine göre İskitlerin savaş taktiği şöyleydi ; “Onlar açık bir meydan savaşına girmeyeceklerdi, azar azar toprak bırakarak çekileceklerdi; yolları üzerindeki kuyuları dolduracak, çeşmeleri tıkayacak, otları biçeceklerdi. İki gruba ayrıldılar birinin kralı Skopasis’ti, bu grup Sauramatlarla birleşecekti; eğer Persler bunlara karşı yürürlerse Palus-Maiotis boyunca ve Tanais doğrultusunda yavaş yavaş çekileceklerdi eğer Persler uzaklaşırsa peşlerine düşeceklerdi. Idanthrsos yönetimindeki büyük ordu ile Toxakis’in hükmü altında bulunan diğeri tek ordu halinde toplanmış ve Gelon ve Budinlerle takviye edilmişti. Bu ordu bir gün aralıkla İranlıların önünden yavaş yavaş geri çekilerek toprak bırakacak ve alınmış olan kararları uygulayacaktı.

Bu kararlar alındıktan sonra İskitler Darius’a karşı yürüdü, en iyi atlılarını keşif için ileriye göndermişlerdi. Çocuklarının ve kadınlarının içlerinde yaşadığı arabalar ve bu arabalarla birlikte sürülerde ayrılmış, önceden yola çıkarılmışlardı, yalnız kendi yiyeceklerini sağlayacak kadar bölümünü yanlarında bırakmışlardı; durmadan kuzeye doğru çekileceklerdi. Geri çekilme yolunu ilk olarak bu kervan tutmuştur; bu arada İskit keşif yolları üç günlük yolda ve Istroz dolaylarında Perslere rastladılar; öbürleri de onların nerede olduklarını öğrendikleri zaman, İran ordusuyla aralarında bir günlük yol vardı; durdular ve toprak üstünde ne varsa silip süpürdüler. Persler, İskit atlılarını görür görmez peşlerine düştüler ama İskitler bir görünüp bir kayboluyorlardı. Sonra iki gruptan birincisinin peşine düştüler ama öbürleri bir görünüp bir kayboluyorlardı. Sonra iki gruptan birincisinin peşine düştüklerinden, Persler doğuya Tanais’e doğru yürüdüler. İskitler Tanais’i aştılar, Perslerde onların peşinden Tanais’e geçtiler. Sonunda Sauromatların ülkesini aşıp Budinlerin ülkesine vardılar. Avoz denizinin kuzeyindeki steplere varınca İskitler kuzeyden dolanarak yeniden İskitya yolunu tuttular. Büsbütün gözden kaybolmuşlardı. Artık bu “hayalet atlıları” göremeyen Darius yön değiştirerek batıya doğru yürüdü. İskitya’ya vardığında bu sefer birleşmiş iki İskit grubu ile karşılaştı. Bunların peşine düştü, onlar ise hep bir günlük aralık bırakarak çekiliyordu. Bu oyun ara vermeden böylece sürüp gidiyordu.”

Öyle görünüyor ki Persler amaçlarından çok uzaklaşmışlardı ve günden güne yıpranıyorlardı. İskitler ise yeni katılan kuvvetlerle daha da güçlenmişlerdi. Perslerin bulamadığı her şeye; yiyecek, su, otlak sahiptiler. Bu durum karşısında yıpranan ve bir sonuç alamayan Darius, İskit kralı Idanthyrsos’a bir haber göndermiştir. İskit kralına kendini güçlü hissediyorsa, kaçmayarak savaşa girmesini, eğer kendisinde o gücü görmüyorsa, huzuruna çıkarak haraç olarak toprak ve su getirmesini istemiştir. Bunun üzerine İskit kralı Darius’a korkmadığını, kendilerini kentleri ve dikili ağaçları olmadığından savaşa girmek istemediğini fakat atalarının mezarları bulunursa o zaman savaşacaklarını bildirmiştir. Bundan sonra İskit kralları Pers kralına “bir kuş, bir fare, bir kurbağa ve beş tane de ok göndermiştir. Bunlar “İranlılar kuş olup uçmazsanız, fare olup yerin altına girmezseniz ve kurbağa olup bataklığa atlamazsanız yurdunuza dönemeyeceksiniz, oklarla vurulup öleceksiniz” anlamına geliyormuş.

Gerçekten de her geçen gün İskitlerin lehine işlemekte ve Persleri yıpratma ve yanıltma süreci tamamlanıp, yok etme süreci başlamaktaydı. Bundan sonra sonuç safhası gerçekleşmeden Persler geri çekilmek zorunda kalmıştı. Darius utançla geri gönderilince İskitler batı komşularını ezmeye başladılar ve MÖ. 5. ve 4. yy.lar boyunca bunu devam ettirdiler. Bu dönemin olaylarıyla ilgili Frontinus Stratagemata adlı eserinde şu bilgiyi vermektedir; “İskitlerin kralı Atheas, daha kalabalık olan Triballi kabilesine karşı savaşıyordu. Atheas kadınların, çocukların ve savaşa katılmayan bütün halkın düşman kuvvetlerinin arkasına eşek ve sığır sürülerini götürülmesini ve kaldırılmış mızrakları bunların önüne yığılmasını emretti. Daha sonra daha uzaktaki İskit kabilelerinden yardım kuvvetleri geldiği söylentisini yaydı. Bu sayede düşmanı geri çekilmek zorunda bıraktı.”

MÖ. 4.yy’ın sonlarına doğru Makedonya kral II. Philippos’un liderliğinde güçlenmeye başlamıştı. Hatta Byzantium’a kadar gelerek burayı kuşatmıştı. Ancak erzak ve para sıkıntısı çektiğinden İskitya’ya sefer düzenledi. Pompeius Trogus’un bildirdiğine göre bu dönemde İskit kralı Atheas Danube ırmağının güneyine ilerlemişti ve İstrianlarla savaşıyordu; Ateas İstrianlarla savaşında zor duruma düştüğünden Apollonia halkı aracılığıyla Philippos’dan yardım istedi. İskitya krallığına kendisinden sonra onu getireceğini vaad etti. Bu arada Istrianların kralı öldü ve İskitleri hem savaştan hem de yardım istemekten kurtardı. Philippos bunu duyduğunda, Atheas’a elçiler göndererek Byzontium kuşatmasının bir kısmını karşılayıp karşılayamayacağını sordu. Atheas, Philippos’a “İskitlerin sahip olduğu şeylere değil gücüne ve dayanıklılığına değer verilmesi gerektiğini söyledi. Be mesajla alay edilen Philippos, Byzantium kuşatmasını kaldırdı ve İskitlere savaş açtı. Bu savaşta İskit kralı Atheas öldü. Philippos savaş ganimeti olarak yirmi bin genç adam ve kadın ile muazzam sayıda sığır aldı. Yirmi bin kısrak cins at yetiştirmek için Makedonya’ya gönderildi.” Bu savaş MÖ. 339’da gerçekleşmişti.

Bu yenilgi İskitlerin gücünü bitiremedi. Sadece 8 yıl sonra Büyük İskender tarafından gönderilen general Zapyron İskitya’nın müttefiki Olbia’yı fethetme amacıyla İskitya’ya yürüdü. Kesin bir yenilgiye uğradı ve orada öldürüldü. Ne yazık ki bu savaşın gelişimi ve kullanılan taktikler hakkında hiçbir ayrıntı günümüze gelmemiştir.  II. Philippos’dan sonra Makedonya krallığına geçen oğlu Büyük İskender MÖ. 330 ile 327 yılları arasında Doğu İran ve Orta Asya’ya sefer düzenleyerek Pers krallığının doğu satraplıklarını ele geçirmek amacı güttü. Bu savaşların detaylarıyla ilgili Arrianos bilgi vermektedir. Bu savaşta İskitler Perslerle birlikte İskender’e karşı savaşmıştır. Arrianos bu savaşın gelişimiyle ilgili şu bilgileri veriyor; “Ordular birbirine yaklaştığı zaman İskender askerlerini sağ tarafa doğru açtı fakat Persler bir karşı atak yapıp sol kanatlarını düşman mevzilerinden çok daha dışarıya doğru genişlettiler.

Artık İskit süvarisi de süratli bir şekilde ilerliyor ve İskender’in bulunduğu kanadın önüne yerleştirilen birliğe yaklaşıyordu. Fakat İskender buna aldırmadan sürekli sağa doğru kayıyordu. Perslerin meydan savaşı için dümdüz ettiği alandan dışarı çıkmak üzereydi. Tam bu sırada Pers kralı Dareios III, Makedonyalıların düzgün olmayan yerlere gireceklerinden ve arabalarının bir işe yaramayacağından endişe etti. Bu nedenle sol kanadın önüne yerleştirilmiş olan süvari birliğine İskender’in bizzat komuta ettiği sağ kanadı sarmalarını ve daha fazla ilerlemesine engel olmalarını emretti. Bunun üzerine İskender, Menidas komutasındaki ücretli süvarilere düşmana saldırmaları emrini verdi. Ama dörtnala koşan İskit atlıları ile onlara katılmış olan Baktrialılar bu küçük birliği püskürttüler. Buna sayısal üstünlükleri neden olmuştu. Fakat İskender, Ariston komutasındaki Paionialılar ve ücretli askerleri İskitlere saldırttı ve İskitler de geri çekilmeye başladı. O zaman geri kalan Baktrialılar’da Paionialılar ve ücretli askerlere saldırarak kaçmaya başlamış olan adamlarının tekrar savaşa katılmalarını sağladılar ve böylece süvari savaşını devam ettirdiler. İskender’in savaşçılarından epey kayıp verildi çünkü bu askerler sadece düşman kalabalığının ayakları altında ezilmemişler, İskitlerin gerek süvarilerinin gerekse de atlarının zırhıyla iyi korunmuş olması da bu yenilgiye neden olmuştu.” Bundan sonra Pers kralı Darius III öldükten sonra İskender Tuna nehrine kadar ilerledi ve orada tahkimat kurdurdu.  Orada İskitlerin sert taarruzuyla karşılaştı. Bundan sonraki olayları ve savaşta İskitlerin taktikleri uyguladığı anlatmaya devam etmektedir; “ İskitler nehrin kenarından çekilmedikleri gibi genişliği az olan bir nehrin kenarından ok atıyorlardı. Ayrıca İskender’le boy ölçüşmeye cesaret edemeyeceği yada İskitlerle diğer Asya barbarları arasında ne gibi farklar olduğunu ancak yaşayarak öğrenebileceğini söyleyerek onu kızdırmaya çalışıyorlardı. Bu sözlere sinirlenen İskender nehri geçmeye karar verdi. Ordusu tam teçhizatıyla nehrin kenarında duruyordu. İşaret verilir verilmez mancınıklarla nehir boyunca at koşturan İskitlerin üzerine saldırdı. İskitlerden bazıları atılan ok ve taşlarla yaralandı,
hatta içlerinden en yiğit olanının kalkanı ve zırhı okla delindi ve adam attan yuvarlandı. Bunun üzerine İskitler biraz geri çekildiler. İskender Ordunu başına geçip boru sesleri arasında nehri geçti. Okçularla sapancıların nehri önden geçmesi ve süvariler ve piyade karşı kıyıya çıkıncaya kadar ok ve taşlarla orduyu koruması gerekmekteydi. Fakat İskender ilk önce bir hipparkhia (yaklaşık 500 kişilik birlik) ile dört sarissa birliğini İskitlere karşı sürdü. İskitler bunlara karşı koydular. Etraflarında, bir daire oluşturup at koşturarak bu birliği kuvvetli bir ok yağmuruna tutular. Sonra kolayca geri çekildiler. İskender okçuları ve öteki hafif silahlıları atlılarla karışık olarak İskitlere karşı ilerletti. İskitlere yaklaşınca hassa askerlerinden üç hipparkhia ile bütün atlı ciritçilerin saldırması emrini verdi. Bundan sonra İskitler önceden yaptığı gibi onları çevirip etrafında halka oluşturmak için açılamadı. Çünkü bazen atlılar bazen de atlıların arasına yerleşmiş olan hafif yayalar onları sıkıştırıyor, güvenli bir biçimde dönüş yapmalarına engel oluyordu. İskitler kaçmaya başladılar içlerinden bin kadarı ve komutanları Satrakes öldü. Fakat hava çok sıcak kaçan İskitlerde çok hızlı olduğu için İskender’in çektiği sıkıntı çok daha büyük oldu. Bütün ordusu susuzluk çekti. Bundan sonra İskender o tarafta bulunan bir sudan geçerken su pis olduğu için ishale yakalandı. Bu sebeplerden İskitleri takip edemedi. İskender bu ülkede ağır silahlı büyük ordularla iş görülemeyeceğini ancak çete harbi yapmakla başarıya ulaşılabileceğini takdir ederek ordu teşkilatında büyük değişiklikler yapmıştı, süvari olaylarını daha küçük birliklere ayırmıştı. Düşman süvarilerini örnek alarak ok ve kargı atan süvari kıtaları meydana getirmişti. Ancak örnek aldığı İskit ordusu üzerinde tam bir zafer elde edemediği görülüyor. Bundan sonra İskitler İskender’le ittifak yaparak onun Hindistan seferine katıldılar.

Demosthenes MÖ. 328 yılında “İskitlerin Bospor kralı Poerisades I ile savaştığını” söylemektedir. Bu savaşın oluşumu ve gelişimiyle ilgili elimizde hiç bilgi bulunmamaktadır. Ancak Demosthenes bu savaşın Bospor Krallığının ekonomik durumunda kötüleşmeye neden olduğunu eklemektedir. Şüphesiz bu ifade Bospor krallığının savaş harcamalarına işaret etmekten ziyade Bospor tüccarlarının İskitya’dan sağaldığı tahıl kaynağının kesildiği şeklinde yorumlanabilir.

Diodorus Siculus, Bospor kralı Paerisades I’in ölümünden sonra oğulları Eumelus,Satyrus ve Prytanes arasındaki taht kavgası sebebiyle çıkan savaşta İskitlerin yer aldığından bahsetmektedir. Bu savaş MÖ. 310- 309’da gerçekleşmiştir. Diodorus bu savaşı şöyle anlatmaktadır; “Parisades I ölünce oğulları arasında en yaşlısı Satyrus olduğu için otuz sekiz yıl krallık yapan babasından tahtı devraldı. Ancak Eumelus o civarda yaşayan barbarların bazısıyla bir dostluk antlaşması yaptıktan sonra ve güçlü bir ordu topladıktan sonra krallığa karşı bir isyan başlattı. Bunu öğrenen Satyrus, güçlü bir orduyla ona karşı yola çıktı. Thates ırmağını geçince ve düşmanın yanına kadar gelince ordugahının etrafını erzaklarını taşıdığı arabalarla çevirdi ve “İskitlerin tarzı” olduğu üzere falanksın ortasında kendi yerini alarak ordusunu savaş düzenine soktu. Kaydedilmiş ordusu iki bin Grek paralı askerinden ve eşit sayıdaki Trakyalıdan daha fazla değildi, ancak geri kalanların hepsi 20 bin piyade ve 10 bin atlıdan daha az olmayan İskit yardımcı kuvvetleriydi. Ancak Sirak kralı Ariphaines de 20 bin atlı ve 22 bin piyade ile Eumelus’un yardımcı kuvvetleriydi.

Zorlu bir savaş oldu. Satyrus etrafını saran süvari birliğiyle kendini hattın ortasına yerleştirmiş olan Aripharnes’e karşı hücum etti. Her iki taraftan pek çok kişi öldükten sonra, en sonunda Satyrus geriye dönmeye mecbur kaldı ve barbarların kralına yolunu çevirdi. İlk önce yakaladığı düşmanı öldürerek baskı yaptı fakat kısa bir süre sonra kardeşi Eumelus’un sağ kanattaki üst kolu ele geçirdiğini ve kendi paralı askerlerinin kaçmaya başladığını öğrenince takibi bıraktı. Bunların yardımına giderek ve ikinci kez zafer kazanarak bütün orduyu düşmanın üzerine çevirdi böylece atalarının tahtına çıkması herkesçe kabul gördü.” Bu savaş, İskit atlılarının yüksek değerinin altını çizmektedir. Bu başarı savaşçıların kişisel yetenekleri yanında liderlerin tartışılmaz otoritesi ve katı bir disiplin sayesinde elde edildi. İskit süvarileri düşman hatlarını kırdıktan sonra uyum içinde hareket etmeyi sürdürdü. Savaşın şiddetli yerinde yeniden gruplandılar ve aynı gün içinde bir başka doğrultuda ki ikinci düşman hattına ikinci bir hücum yapmayı başardılar. Eskiçağda çok az ordu böyle bir manevrayı yapabilirdi.

MÖ. 3.yy’ın başlarında Sarmatlar Don nehrinin doğu kıyılarına yaklaşmışlar ve aynı yüzyılın sonlarına doğru Don nehrinin batı kıyısına geçmeye muvaffak olmuşlardır. Keltler ve Traklar’da batıdan harekete geçince Tuna ve Don arasındaki İskit krallığı sona ermiştir. Bundan sonra İskit ülkesi Kırımda Tauridia’ya ve Aşağı Dinyeper ile Aşağı Bug’e kadar uzanan yamaç ve bozkırları kapsıyordu. 235 MÖ. 2.yy’da İskit kralı Skilurus Neopolis’i kendilerine başkent yapmıştır. MÖ. 1.yy’da Pontus kralı Mithridates’in Roma ile mücadelesi dolayısıyla Roma yazarları Appianus ve Justinus Kuzey Karadeniz’deki olaylarla ilgili bilgiler vermektedir. Justinus’a 236 göre Mitridates İskitlere boyun eğdirdi. Justin şöyle söylüyor; “Mitridates Roma’yla savaşa başlamak üzereyken Cimbriler’e Gallogrekler’e, Sarmatlar’a ve Bastarnalar’a elçi göndererek yardım talep etti. Ayrıca İskitlere de bir elçi göndererek bir ordu oluşturmalarını istedi.” Appianus İskitlerden “Mitridates’in müttefikleri” olarak bahseder. Ancak Roma’nın da İskitlerle ittifak yapmak istediğini gören Mitridates, “İskit kralı Scylurus’un gönlünü almak için kızlarından ikisini ona gelin olarak göndermişti. Fakat kızlar gönderildikleri yere ulaşamadan Roma’lılar tarafından esir alınmıştı.” Bundan sonra İskitlerin Mitridates’e yaptıkları yardım fasılalı ve ehemmiyetsizdi. Çünkü Sarmatlar Avrasya steplerini geçmek için onları mütemadiyen batıya doğru itiyorlardı. Bununla beraber M.S.2 yüzyıla kadar etkin bir şekilde olmasa bile yaşantılarını devam ettirmişlerdir, fakat söz konusu asırda Güney Avrupa’ ya doğru ilerleyen müteakip bir kavim dalgası olan Gotlar tarafından ortadan kaldırılmışlardır. Bin yılı aşkın bir süre tarih sahnesinde kalan İskitler hiç şüphe yok ki egemen oldukları topraklar getirmişlerdi.

GREK VE LATİN KAYNAKLARINA GÖRE İSKİT, SARMAT VE AVRUPA HUNLARINDA ASKERİ KÜLTÜR (M.Ö.V.YY –M.S.VI. YY ),

YÜKSEK LİSANS TEZİ, S. 47 – 58

RUKİYE ÖZTÜRK

ARKEOGRAFYA websitesi; Arkeoloji, Sanat Tarihi, Tarih, Filoloji, Antropoloji, Paleontoloji, Mitoloji, Müze ve Arkeoteknik ile ilgili konularda yayın yapar.

ARKEOGRAFYA websitesi, Basın Meslek İlkelerine uymaya söz verir.

ARKEOGRAFYA  ©  Her hakkı saklıdır. Yazı ve fotoğraflar kaynak veya bağlantı verilmesi koşuluyla kullanılabilir.