24Kasım2017

MAKALELER TARİH Anadolu Kaplanı Mithridates

Anadolu Kaplanı Mithridates

FacebookTwitterGoogle bookmarkMyspace bookmarkDel.icio.usDigg
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 11
ZayıfEn iyi 
Makale İçeriği
Anadolu Kaplanı Mithridates
Sayfa 2
Sayfa 3
Sayfa 4
Sayfa 5
Sayfa 6
Sayfa 7
Sayfa 8
Sayfa 9
Sayfa 10
Sayfa 11
Sayfa 12
Sayfa 13
Sayfa 14
Sayfa 15
Sayfa 16
Sayfa 17
Tüm Sayfalar

Onun ruhunun derinliklerinde sezilen ülküsü, Anadolu’yu Roma istilasından kurtarmak ve tek bayrak altında bir devlet meydana getirmektir. O, bağımsızlık uğruna ölünceye kadar mücadele eden Mithridates Eupator’dur. Anadolu tarihinin en güçlü kahramanlarının başında gelen Mithridates Eupator, özellikleri ve hayatı bakımından müstesna bir şahsiyettir.

Sikkelerdeki ilk tasvirlerinde oval, ince ve keskin hatlara sahip bir başa sahiptir. Sima bir az haşin, ama canlı ve enerjik görünür. Dalgalı uzun saçlarla sonlanan sevimli bir çehresi vardır. Saçları, çocukluğunda aldığı bir yarayı kapatmak için yuvarlak alnının önünde dalgalanır. Yarı açık ağzı, öne doğru çıkan burun delikleri, kalın dudakları geniş çenesinin üzerinde güçlü karakterini yansıtır. Çıkık alnının altındaki sert kaşları ve derin gözleri, zeki ve kurnaz bir görünüş verir.

Mithridates’in dev fiziki yapısı bile farklılığını tamamlar. Bu iri cüsse, savaş alanlarında oklara ve kargılara kolay hedef olup dezavantaj sağlarken, aynı zamanda dayanıklı, çevik ve güçlü-kuvvetli bir yapıyı ifade eder. Her ne kadar cüssesi yüzünden sık sık yaralansa bile, kuvvetli bir bünyeye sahip olmasından dolayı yaraları çabucak iyileşir. Savaşlardaki yiğitliği ve gözü pekliği pek meşhurdur. Gençliğinden yaşlılığına kadar hep ilk saflarda savaşa atılmıştır.

O, kudretli ve cesur bir savaşçı olduğu kadar bilgili, kültürlü ve sanatkar bir hükümdardır. Savaşa veya ava gitmediği zamanlarda Helen bilginleriyle felsefi tartışmalar yapar, tarih ve tababet kitapları okur. O zamanki tababet daha çok zehirler ilmi olduğundan, zehir ve devaları konusunda pek çok araştırma yaptırmıştır. Soyundan geldiği Ahamenişlerin Ahuramazda dinine inanır. Bu yüzden oğullarının tamamına Pers adları vermiştir. Ama Kapadokya’daki Komana rahipliği ile Helen kültlerinin koruyuculuğunu da üstlenmiştir.

Mithridates, Perslerden olmasına karşın, Helen eğitimi ile yetişmiş biridir.  Bir yandan doğunun temsilcisi Büyük Darius’u, diğer yandan batının temsilcisi Büyük İskender’i şahsında toplamıştır. Aynen onlar gibi, o zamanlar iki ayrı dünya olan Pers ve Helen uygarlıklarını birleştirmeyi düşlemiştir. Uygarlığın beşiği Anadolu’da Helen felsefesi ve Ahuramazda ahlakı üzerine kurulu yepyeni bir uygarlık yaratmak istemiştir.

Mithridates, yiğit olduğu kadar aynı zamanda cefakar, soğukkanlı ve yılmaz bir serdardır da. Başarısızlıklarında, yenilgilerinde her zaman Phoenix gibi küllerinden doğmasını bilmiştir. Azimli ve teşkilatçı bir komutandır. Bu özellikleriyle Aquilius, Murana, Cotta, Triarius gibi Roma komutanlarını yenerken, muayyen şanssızlığı yüzünden Sulla’ya, Lucullus’a ve Pompeius’a baş eğmiştir.

O zamanın süper devleti Roma’ya kafa tutan, Anadolu kavimlerinin koruyucusu Büyük Mithridates’e, Helen tarihçileri Kapadokya kralı (Pontus Kapadokyası), Romalı tarihçiler ise Pontus kralı demişlerdir. Romalı tarihçilerin Pontus kralı demelerinin nedeni, Karadeniz’in (Pontus Euxinus), Mithridates’in bir gölü haline gelmesidir. Krallığı en geniş haliyle, Karadeniz çevresindeki bir kısım birbirinden kopuk kara parçalarından oluşmuştur. Krallığında fiziki bütünlüğünün bulunmamasından dolayı siyasi, kültürel ve sosyal olarak tam ve sağlam bir birlik kurulamamıştır. Toprak parçalarında birbirine sadece denizden ulaşılabilen krallığının çeşitli kavim ve halklardan oluşması, krallıktaki bağı çok zayıf tutmuştur. Bu bağ ancak Mithridates’in gücü ile sağlanmıştır. Kralın otoritesi azaldığında bu bağ kopup birlik hemen parçalanmıştır.

Mithridates krallığının merkezi olan bölge az çok bir bütünlük arz eder. Burası Pontus Kapadokyası ve Paflagonyasından başka Fırat-Kelkit arasındaki topraklar ve Tibarenler ile Khaliplerin yaşadıkları yerlerdir. Ancak Karadeniz’in tam karşı kıyısındaki merkeze bağlı kral naipliği olarak yönetilen Kırım Bosfor’u ile doğu kıyısındaki satraplık olarak yönetilen Kolkhis ise iki ayrı ülke sayılır. Sadece denizle birleşen bu üç toprak parçası hiçbir zaman fiziki olarak birbirine bağlanamamıştır. Merkez ile Kolkhis arasında Paryadres dağları, Kolkhis ile Bosfor arasında Kafkas dağları çetin ve sarp engeller oluştururlar. Zaten Mithridates’e en bağlı olan halklar, merkezdeki Pontus Kapadokyalıları ve Paflagonyalıları, Karadeniz’in güney kıyısındaki Helen kolonileri ile Khalybler, Tibarenler ve Fırat-Kelkit arasındaki Ermeniler olmuşlardır.

Asıl merkezdeki Pontus krallığı, batı Karadeniz’de Parthenios’tan başlar. Bu ırmak, Bitinya ile kısa bir doğal sınır oluşturur. Paflagonya’nın sahil dağlarını kapsadıktan sonra, Amnias vadisinden güneye doğru inen Galatya sınırı Halys’le Kapadoks’un birleştiği yere kadar gelir. Güneyde Khammanen bölgesindeki Dasmenda kalesinden başlayan Kapadokya sınırı, Mazaka’nın 800 stadion kuzeyindeki dağ silsilesinden geçerek Laviansen bölgesinin doğu ucuna kadar uzanır. Fırat nehri ile Skydides dağları, Tigranes’in Ermeni krallığının sınırını belirler ve Pontus krallığı, doğu Karadeniz’de Akampsis ırmağına kadar dayanır.


ARKEOGRAFYA websitesi; Arkeoloji, Sanat Tarihi, Tarih, Filoloji, Antropoloji, Paleontoloji, Mitoloji, Müze ve Arkeoteknik ile ilgili konularda yayın yapar.

ARKEOGRAFYA websitesi, Basın Meslek İlkelerine uymaya söz verir.

ARKEOGRAFYA  ©  Her hakkı saklıdır. Yazı ve fotoğraflar kaynak veya bağlantı verilmesi koşuluyla kullanılabilir.