24Nisan2018

MAKALELER TARİH Anadolu Kaplanı Mithridates

Anadolu Kaplanı Mithridates

FacebookTwitterGoogle bookmarkMyspace bookmarkDel.icio.usDigg
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 11
ZayıfEn iyi 
Makale İçeriği
Anadolu Kaplanı Mithridates
Sayfa 2
Sayfa 3
Sayfa 4
Sayfa 5
Sayfa 6
Sayfa 7
Sayfa 8
Sayfa 9
Sayfa 10
Sayfa 11
Sayfa 12
Sayfa 13
Sayfa 14
Sayfa 15
Sayfa 16
Sayfa 17
Tüm Sayfalar

Onun ruhunun derinliklerinde sezilen ülküsü, Anadolu’yu Roma istilasından kurtarmak ve tek bayrak altında bir devlet meydana getirmektir. O, bağımsızlık uğruna ölünceye kadar mücadele eden Mithridates Eupator’dur. Anadolu tarihinin en güçlü kahramanlarının başında gelen Mithridates Eupator, özellikleri ve hayatı bakımından müstesna bir şahsiyettir.

Sikkelerdeki ilk tasvirlerinde oval, ince ve keskin hatlara sahip bir başa sahiptir. Sima bir az haşin, ama canlı ve enerjik görünür. Dalgalı uzun saçlarla sonlanan sevimli bir çehresi vardır. Saçları, çocukluğunda aldığı bir yarayı kapatmak için yuvarlak alnının önünde dalgalanır. Yarı açık ağzı, öne doğru çıkan burun delikleri, kalın dudakları geniş çenesinin üzerinde güçlü karakterini yansıtır. Çıkık alnının altındaki sert kaşları ve derin gözleri, zeki ve kurnaz bir görünüş verir.

Mithridates’in dev fiziki yapısı bile farklılığını tamamlar. Bu iri cüsse, savaş alanlarında oklara ve kargılara kolay hedef olup dezavantaj sağlarken, aynı zamanda dayanıklı, çevik ve güçlü-kuvvetli bir yapıyı ifade eder. Her ne kadar cüssesi yüzünden sık sık yaralansa bile, kuvvetli bir bünyeye sahip olmasından dolayı yaraları çabucak iyileşir. Savaşlardaki yiğitliği ve gözü pekliği pek meşhurdur. Gençliğinden yaşlılığına kadar hep ilk saflarda savaşa atılmıştır.

O, kudretli ve cesur bir savaşçı olduğu kadar bilgili, kültürlü ve sanatkar bir hükümdardır. Savaşa veya ava gitmediği zamanlarda Helen bilginleriyle felsefi tartışmalar yapar, tarih ve tababet kitapları okur. O zamanki tababet daha çok zehirler ilmi olduğundan, zehir ve devaları konusunda pek çok araştırma yaptırmıştır. Soyundan geldiği Ahamenişlerin Ahuramazda dinine inanır. Bu yüzden oğullarının tamamına Pers adları vermiştir. Ama Kapadokya’daki Komana rahipliği ile Helen kültlerinin koruyuculuğunu da üstlenmiştir.

Mithridates, Perslerden olmasına karşın, Helen eğitimi ile yetişmiş biridir.  Bir yandan doğunun temsilcisi Büyük Darius’u, diğer yandan batının temsilcisi Büyük İskender’i şahsında toplamıştır. Aynen onlar gibi, o zamanlar iki ayrı dünya olan Pers ve Helen uygarlıklarını birleştirmeyi düşlemiştir. Uygarlığın beşiği Anadolu’da Helen felsefesi ve Ahuramazda ahlakı üzerine kurulu yepyeni bir uygarlık yaratmak istemiştir.

Mithridates, yiğit olduğu kadar aynı zamanda cefakar, soğukkanlı ve yılmaz bir serdardır da. Başarısızlıklarında, yenilgilerinde her zaman Phoenix gibi küllerinden doğmasını bilmiştir. Azimli ve teşkilatçı bir komutandır. Bu özellikleriyle Aquilius, Murana, Cotta, Triarius gibi Roma komutanlarını yenerken, muayyen şanssızlığı yüzünden Sulla’ya, Lucullus’a ve Pompeius’a baş eğmiştir.

O zamanın süper devleti Roma’ya kafa tutan, Anadolu kavimlerinin koruyucusu Büyük Mithridates’e, Helen tarihçileri Kapadokya kralı (Pontus Kapadokyası), Romalı tarihçiler ise Pontus kralı demişlerdir. Romalı tarihçilerin Pontus kralı demelerinin nedeni, Karadeniz’in (Pontus Euxinus), Mithridates’in bir gölü haline gelmesidir. Krallığı en geniş haliyle, Karadeniz çevresindeki bir kısım birbirinden kopuk kara parçalarından oluşmuştur. Krallığında fiziki bütünlüğünün bulunmamasından dolayı siyasi, kültürel ve sosyal olarak tam ve sağlam bir birlik kurulamamıştır. Toprak parçalarında birbirine sadece denizden ulaşılabilen krallığının çeşitli kavim ve halklardan oluşması, krallıktaki bağı çok zayıf tutmuştur. Bu bağ ancak Mithridates’in gücü ile sağlanmıştır. Kralın otoritesi azaldığında bu bağ kopup birlik hemen parçalanmıştır.

Mithridates krallığının merkezi olan bölge az çok bir bütünlük arz eder. Burası Pontus Kapadokyası ve Paflagonyasından başka Fırat-Kelkit arasındaki topraklar ve Tibarenler ile Khaliplerin yaşadıkları yerlerdir. Ancak Karadeniz’in tam karşı kıyısındaki merkeze bağlı kral naipliği olarak yönetilen Kırım Bosfor’u ile doğu kıyısındaki satraplık olarak yönetilen Kolkhis ise iki ayrı ülke sayılır. Sadece denizle birleşen bu üç toprak parçası hiçbir zaman fiziki olarak birbirine bağlanamamıştır. Merkez ile Kolkhis arasında Paryadres dağları, Kolkhis ile Bosfor arasında Kafkas dağları çetin ve sarp engeller oluştururlar. Zaten Mithridates’e en bağlı olan halklar, merkezdeki Pontus Kapadokyalıları ve Paflagonyalıları, Karadeniz’in güney kıyısındaki Helen kolonileri ile Khalybler, Tibarenler ve Fırat-Kelkit arasındaki Ermeniler olmuşlardır.

Asıl merkezdeki Pontus krallığı, batı Karadeniz’de Parthenios’tan başlar. Bu ırmak, Bitinya ile kısa bir doğal sınır oluşturur. Paflagonya’nın sahil dağlarını kapsadıktan sonra, Amnias vadisinden güneye doğru inen Galatya sınırı Halys’le Kapadoks’un birleştiği yere kadar gelir. Güneyde Khammanen bölgesindeki Dasmenda kalesinden başlayan Kapadokya sınırı, Mazaka’nın 800 stadion kuzeyindeki dağ silsilesinden geçerek Laviansen bölgesinin doğu ucuna kadar uzanır. Fırat nehri ile Skydides dağları, Tigranes’in Ermeni krallığının sınırını belirler ve Pontus krallığı, doğu Karadeniz’de Akampsis ırmağına kadar dayanır.

Pontus krallığının arması, Perslerin mitolojik atası Perseus’tan gelen Pegasos ile ay-yıldızdır. Bu ay-yıldızın etrafında birleşen değişik ve çeşitli halklar, Mithridates’in şahsında bir devlet oluşturmuştur. Çeşitli ırklara, kültürlere, dillere, dinlere, gelenek ve göreneklere sahip olan halklar bu devlette toplanmıştır. Krallıktaki başlıca halklar şunlardır:

Mithridates’in de tabi olduğu Anadolu’daki Ahameniş devri kalıntıları olan Pers asilzadeleri, asker ve ruhban sınıfı ki bunlar Pontus Kapadokyasının verimli ovalarına sahiptirler. Dinleri Ahuramazda’dır. Bunlarda Pers kültürü egemendir.

Kapadokyalılar, krallığın en kalabalık ve kadim halkıdır. Tam Helenleşmemiş, eski geleneklerini devam ettirip, Kapadokya dili konuşmaktadırlar. Eski tanrılarının Helenleşmiş biçimlerine tapınırlar.

Pontus krallığının Karadeniz kıyısındaki bütün kentleri Helen kolonileridir. Ticaretle uğraştıklarından hepsi de gelişmiştir. Mithridates’in Helen kültür ve uygarlığını benimsemesi, Helen halkına özel önem vermesine yol açmıştır. Kendi eşlerinden komutanlarına kadar hep Helenlerden seçmiştir. Öyle ki başkenti bile bir Helen kolonisi olan Sinop’tur. Romalıların zulmünden kaçan Helenlere daima kapılarını açık tutmuştur. Helenler de Mithridates’i, Anadolu’yu fethettiği zamanlarda, Roma mezaliminden kurtulmanın getirdiği sevinçle kahraman olarak karşılamışlardır.

Paflagonyalılar geleneklerine bağlı ve özgürlüklerine düşkün bir halktır. Ancak aynı zamanda batıl inançlı ve tembel insanlardır. Frigler gibi doğa tanrılarına inanırlar. Basit kayaları kutsallaştırarak tapınırlar.

Lykos vadisi, Halys’in kaynağı ve Fırat boyunca yaşayan Ermeniler aslında Persleşmiş bir kavimdir. Tanrıları da İran etkisindeki Anaitis’tir. Kentleşmiş yerleşimleri olmadığından daha çok köylerde yaşarlar.

Paryadres ve Skydides dağlarında yaşayan diğer çeşitli kavimler ise medeniyetten pek nasibini almamış halklardır. Batı Paryadres’te yaşayanlar doğuya göre daha medenidir. Bu Khalib ve Tibaren halkları en azından ya çoban ya da ücretli asker olarak çalışırlar. Hayatları neşe ve eğlencedir. Dürüst ve konukseverdirler. Tibarenler ile biraz daha doğudaki Mossineklerde cinsi ilişkiler serbesttir. Tibarenlerde, kuluçka geleneği olarak bilinen, kadın doğurduğu zaman onun tespit ettiği erkeğin çocuğun yanında yatması ve böylece çocuğun babası olarak ilan edilmiş olması alışkanlığı, çok eski devirlerden gelen bir kalıntı olmalıdır. Doğu Paryadreslerdeki Mossineklerde ise her şeyin herkesin gözü önünde olması gibi alışkanlıkları vardır. Onlar gibi komşuları Tzanlar ve Bizerlerin de inancı fetişizmdir. Doğudakiler genelde eşkıyalık ile geçinirler. Ama hepsi de neşeli ve konuşkan insanlardır.

Pontus krallığı bu şekilde tabiri caizse halkların mozaiğidir. Çeşitli kaynaklara göre krallık içinde konuşulan dil sayısı 22 ila 25 arasındadır. Çok eski zamanlardan beri süregelen kültürlerden iç bölgelerde Ahamenişlerin izleri belirginken, deniz kıyılarında Helen etkisi fazladır. Pers-Helen kültürünün yerli geleneklerle karışıp kaynaşmış sosyal yapısı, Pontus devletinin esasını belirler.

Pontus’ta soydan gelen krallık, eski zamanlardan beri ön Asya’da yaygın olan yönetim şeklidir. En büyük erkek çocuk, krallığa hak kazanır. Kral her şeydir: Mutlak hakim, ordu ve donanmanın baş komutanı, büyük yargıç, din adamı vb… Devletin idari teşkilat ve taksimatında Perslerden alınan satraplık sistemi uygulanmıştır. Kral dostları olarak görevlendirilmiş asilzadeler, komutanlık, bakanlık, satraplık vb. büyük devlet görevlerine getirilmiştir. Pontus egemenliğindeki Helen kolonilerinde bile merkezi krallığın atadığı yöneticiler görev yapmıştır.

Kapadokya krallığında 10, Tigranes Ermeni krallığında 120 yönetim bölümüne karşılık Pontus’un asıl krallığında 24 yönetim bölümü (Eparkhie) vardır. Bunlar: Pontus Paflagonyasında Domanitid, Blene, Pimolisen; Pontus Kapadokyasında Eanarea, Dazimanitid, Kamisen, Kolopen, Koranitid, Zelitid, Eazaken, Fazemenitid, Diakopen, Ksimen; Küçük Ermenistan’da Orbalisen, Aetulane, Orsen, Orbisen; sahillerde Amastris, Cazelonitid, Saramen, Themiskyra, Sidon, Tibarenia ve Sannika. Her yönetim bölümün başındaki görevli, Kapadokya’daki gibi “strategia” olarak adlandırılır. Mithridates’in Paryadres ve Skydides dağlarında sayısı 75’i bulan şatoları (Gazophylacie) çok ünlüdür. Mithridates topladığı vergi ve savaş ganimetlerini bu şatolarda saklamış, ancak hiçbiri de Romalılardan kurtulamamıştır.

Pontus’un milli ordusu Kapadokyalılar, Paflagonyalılar, Ermeniler, Khalybler, Tibarenler, Kolkhisliler, Bosforlular gibi tebaadan ve İskitler, Meotienler ve Toriler gibi vasallardan oluşmuştur. Ücretli askerler daha çok Helenler, İskitler, Sarmatlar, Bastarnlar, Keltler ve Thraklardır. Sonraları Mithridates, Roma’nın can düşmanı olunca, Roma ordusundan kaçan asker ve komutanları mülteci asker olarak istihdam etmiştir. Sayıları zaman geçtikçe artan bu mülteci Roma askerlerinden bir kolordu bile oluşturmuştur. Pontus krallığında ordu üç sınıfa ayrılır: Piyade, süvari ve tırpanlı arabalar… Piyadenin hemen hemen beşte birle onda biri arasında süvari kıtaları bulunur. Süvariler Roma ordusundan hem sayıca hem de kabiliyet olarak daha üstündür. Bin veya iki bin piyadeye bir tırpanlı araba düşer. Bu arabalar Ahamenişlerden gelirler. Pontus’un bir deniz devleti olması açısından donanma özel bir yer tutar. O zamanki en büyük savaş gemilerinden zırhlı güverteli üç ila beş kürekli kadırgalar ile daha küçük iki kürekli kadırgaların sayısı, Pontus’un en kuvvetli olduğu zamanda 400 adete kadar çıkmıştır. Pontus askerlerinin ilk başlarda, Med ve İskitlerinki gibi altın ve gümüşle süslü zırhları vardır, ama bunlar savunma yönünden çok zayıf kalmıştır. Madeni kalkanı olan Roma ve Makedon kıtaları bu bakımdan daha güçlüdür. Ancak Romalılarla olan ilk savaştan sonra Mithridates, ordusunda süslü ve lüks savaş silah ve gereçlerini yasaklamıştır. Ayrıca Roma lejyonlarında bulunan silah ve teçhizatlar ile eğitim ve teşkilatı aynen alıp kullanmıştır. Ama yine de yerel halk kendine özgü silahlarını kullanmaya devam etmiştir.

Pontus Kralı Mithridates Eupator’un nasıl Anadolu kaplanı olduğu ve “Büyük” lakabını nasıl aldığı maceralı hayat hikayesinde gizlidir:

MÖ 2. yüzyılın sonlarına doğru Pontus Kapadokyasında Kraliçe Laodike, kocası Mithridates Euergetes’i dostları vasıtasıyla ortadan kaldırtır. Öldürülen krala ait kuşkulu bir vasiyetnamede taht, kraliçe ile henüz on iki yaşında olan erkek çocuğuna bırakılmıştır. Roma’nın dostu olan Laodike, vasi olarak Pontus krallığını yönetmeye başlar.

Kraliçe Laodike, Seleukosların kralı Antiokhos Epifanes’in kızıdır. Yedi çocuğundan beşi kız ve ikisi erkektir. Kızlarından ikisi kendi adı gibi Laodike, diğerleri Roksan, Statira ve Nisa; erkek çocuklarından büyüğü olan tahtın varisi, babasının adından Mithridates Eupator Dionysios, diğeri de küçük Khrestos’tur.

On dört yaşına gelen Eupator’un tahtı almasından çekinen Laodike, kocası gibi onu da dostları tarafından öldürtmek ister. Kolanları çözülerek azgın bir ata bindirilen küçük prens, dörtnala giden attan biniciliği sayesinde kurtulur. Diğer bir suikast girişiminde zehirlenmeye çalışılan Mithridates Eupator, kendisinin mutlaka öldürüleceği düşüncesiyle, bir gün okunu, yayını ve hançerini alarak dağlara çıkar. Tam yedi yıl Karadeniz’in dağlarında ve sık ormanlarında vahşi bir hayat yaşar. Bu vahşi hayat onu pişirip sağlamlaştırır, sertleştirip yılmaz ve korkusuz bir savaşçı yapar. Hatta krallığını, çocukluğunda yaşadığı bu vahşi hayata borçludur.

Mithridates yirmi bir yaşında iken, zevk ve sefa alemindeki annesinin saltanatını yıkmak için başkent Sinop’un surları önüne gelir. Kraliçenin yönetiminden memnun olmayan halk ayaklanır ve genç Mithridates’i tahta geçirir (MÖ 111).

Çocukluk arkadaşı Dorylaos’u başkomutan yapan genç kral, orduyu yeniden teşkilatlandırır. Atak, hırslı ve azimli kralın ilk işi, İskitlerin baskısından bunalan Karadeniz’in kuzey kıyısındaki Helen kentleri Panticapaeum ve Kersonez’in yardımına koşmaktır. Önceden beri Karadeniz’in her iki kıyısındaki kentlerin akrabalık ve ticaret ilişkileri vardır. Mithridates, Diofantos’un komutanlığında bir ordu göndererek, MÖ 110-107 yılları arasında yapılan savaşlardan sonra Kırım’dan İskitleri atıp, Helen kentlerini kendisine bağlar. Bu başarı Mithridates’in ufkunu açmış, yepyeni parlak zaferler için kendisine bir başlangıç olmuştur.

Mithridates, Azak denizindeki egemenliğini genişletmek için Neoptolemos idaresinde yeni bir ordu daha gönderir. Birkaç yıl içerisinde Azak denizinin doğu ve kuzey kıyılarındaki kabileler Mithridates’in krallığına tabi olurlar. Bu arada Kolkhis ve Küçük Ermenistan ele geçirilir.

MÖ 103 yılında Mithridates’in krallığı artık Anadolu’daki küçük bir devlet değil, gerçek anlamda Karadeniz devleti olmuştur. Zaten Pontus (Deniz) Krallığı denmesinin nedeni de budur. Karadeniz, Mithridates’in eline geçmiştir artık. Pontus Kapadokyasından Karadeniz’e genişleyen ve doğuda Kolkhis’i ele geçiren krallık, bundan sonra gözünü batıya ve güneye dikecektir. Anadolu’nun fethi Mitridates için artık olanaklı görünmeye başlamıştır.
MÖ 2. yüzyılın sonlarına doğru Anadolu’da, Roma eyaletlerinden başka Rodos, Kyzikos ve Herakleia cumhuriyetleri, Lidya konfederasyonu, federal Galatya ile Bitinya, Paflagonya ve Kapadokya krallıkları bulunmaktadır. Seleukoslar, Torosların gerisine itilmişlerdir. Doğu Anadolu’da ise yukarı Aras boylarında Ermeni krallığı ve güneye doğru Part imparatorluğu egemenliği vardır. Bitinya krallığı haricinde Anadolu’nun diğer devletleri çok kötü durumdadır. Roma’nın Asya ve Pamfilya-Kilikya eyaletlerinde de Helen ve yerli halka yapılan baskı ve buraların sömürülmesi Romalılara karşı nefret uyandırmıştır. Anadolu’nun bu zayıf hali, parçalanmış krallıkları, kuvvetsiz cumhuriyet ve konfederasyonları ile baskı altında bulunan Roma eyaletlerinin kurtarıcı bekleyen halkı Mithridates’e düş kurdurmakta, Anadolu’nun fethini gerçekleştirmeyi düşündürmektedir.

Mithridates, düşünü gerçekleştirmek için MÖ 105 yılında tebdili kıyafet yaparak, yakın adamlarıyla bir keşif gezisine çıkar. Amacı Kapadokya, Galatya, Roma’nın Asya eyaleti, Bitinya ve Paflagonya’yı sırayla dolaşarak, siyasi ve askeri durumları yerinde görüp, fetih planları hazırlamaktır.

Bu keşif gezisinde uzunca bir zaman Sinop’tan ayrı kalan Mithridates’in öldüğüne inanılır. Bu arada kralın dostları ona ihanet eder, kraliçe Laodike’yi (Mithridates, tahta geçtikten sonra eski Pers adetlerine uyarak kızkardeşi ikinci Laodike ile evlenmiştir.) baştan çıkartırlar. Mithridates, sarayına döndüğünde bu durumdan haberdar olur, hainleri ve karısını toptan ortadan kaldırtır.

MÖ 104 yılında Romalıların Kimbri istilasıyla uğraşmasını fırsat bilen Mithridates ile Bitinya Kralı Nikomedes Euergetes anlaşarak, iki uçtan Paflagonya üzerine yürümeye başlarlar. Her biri kendi tarafındaki Paflagonya topraklarını ele geçirdikten sonra Galatya’ya da saldırıp aralarında paylaşırlar. Roma’nın bu fetihlere ses çıkarmamasını sağlamak için Mithridates, Roma’daki Senato üyelerine açıktan açığa pek çok altın dağıtmıştır.

Kapadokya’yı zapt etmek için Nikomedes, MÖ 102 yılında Mithridates’ten önce davranır. Kapadokya sınırını aşan Bitinya ordusunu gören Kapadokya Kraliçesi Laodike (Mitridates’in ablası olan büyük Laodike’dir. Kapadokya Kralı Ariarathes Epiphanes Filopator ile evlenmiş, ancak kocasının MÖ 111 yılında asilzadelerden Gordios tarafından öldürülmesi üzerine henüz çocuk olan oğlunun naipliğine geçmiştir), Bitinya Kralı ile mantık evliliği yaparak her iki krallığın birleşmesini sağlar. Kapadokya’nın Bitinya’ya ilhak olmasını kabul etmeyen Mithridates, yeğeninin tahtını korumak bahanesiyle Kapadokya’ya girip Bitinyalıları oradan kovar. Yeğeni Ariarathes Filometor’u MÖ 100 yılında Mazaka’da tahta geçirir. Ancak genç kral Ariarathes, Pontus’a sığınmış olan babasının katili Gordios’un memleketine dönmesine itiraz etmesi üzerine, iki ordunun gözü önünde, görüşme talep eden bizzat dayısı Mithridates tarafından hançerlenerek öldürülür.

Mithridates, sekiz yaşındaki kendi oğlunu, Nisa’nın zehrinden kurtulmuş olan Kapadokya Kralı Ariarathes Eusebes Filopator’un oğlu diyerek tahta oturtur (Kapadokya kraliçesi Nisa, kocası savaş alanında öldükten sonra tahtı kaptırmamak için beş oğlunu art arda zehirleyerek katletmiş, altıncısı ancak kaçırılarak kurtarılmıştır. Zehirlenme olayı yirmi yıldan önce olduğu halde sahte prens henüz çocuktur). Mithridates, fiili idareyi Gordios’a bırakır.

MÖ 99 yılında Kapadokya’da meşhur Romalı general Gaius Marius ile görüşen Mithridates, ondan destek yerine nasihat alır: “Ya Romalılar kadar güçlü ol, ya da onlara boyun eğ!..” Mithridates bu nasihati hep dinlemiş, bütün hayatı boyunca Romalı kadar güçlü olmaya çalışmış, olamadığı yerde boyun eğmiştir.

Kapadokyalılar sahte krallarını bir isyanla kovup, yerine Ariarathesler hanedanının son prensi olan Ariarathes Epifanes’i (Bu prens, Mithridates’in öldürdüğü yeğeninin küçük kardeşidir) geçirirler. Mithridates bu duruma rıza göstermez ve Kapadokya’yı yeniden fetheder.

Kaçan kral kısa bir süre sonra hastalanarak ölünce Ariarathes hanedanı son bulur. Ancak Bitinya Kralı Nikomedes ile evlenmiş olan Laodike, Romalılara giderek, Ariarathes Epiphanes Filopator’dan bir oğlu daha olduğunu ve tahta onun oturması gerektiğini iddia eder. Mithridates de kendi uydurma iddiasını dile getirmek için Gordios’u gönderince, iki sahte prens Roma Senatosunda şiddetle savunulur.

Ne var ki Kimbri tehlikesinden kurtulan Roma, Pontus kralına Kapadokya, Galatya ve Paflagonya’dan; Bitinya Kralına da Galatya ve Paflagonya topraklarından çıkmasını bir ültimatomla bildirir. Durumun ciddiyetini anlayan Mithridates ile Nikomedes, zaptettikleri yerlerden çekilirler.

Roma’nın kararı, her üç ülkenin de hür birer cumhuriyet olması yönündedir. Paflagonyalılar bu kararı sevinçle karşılarken, Kapadokyalılar cumhuriyet idaresini tehlikeli bulmaktadırlar. Roma’ya bir heyet gönderen Kapadokyalılar, başlarına bir kral getirilmesine izin verilmesini isterler. Roma tarafından bu talep hayretle karşılanmakla beraber kabul edilir. Eski Pers asilzadelerinden Ariobarzanes, Filoromeus unvanıyla MÖ 95 yılında Kapadokya krallığına geçer. Yeni kral gerçekten de unvanı gibi ömrü boyunca hep Roma’ya dost kalır.

Hırslı ve azimli Mithridates, krallığını güneye doğru genişletmek için elbette yılmayacaktır. Gordios önderliğindeki kendi taraftarlarını destekleyerek, Kapadokya’yı ele geçirme planları yapar. Bu amacını gerçekleştirmek için doğuda yeni yeni yıldızı parlayan Ermeni Kralı Tigranes’ten medet umar. Gordios’u Tigranes ile antlaşma yapmaya gönderir. Antlaşmanın gerçekleşmesini müteakip Mitridates, küçük kızı Kleopatra’yı yaş farkına rağmen, kendisiyle aynı yaştaki Tigranes’e verir.

Yapılan antlaşma gereğince, Tigranes’in orduları MÖ 93 yılında Kapadokya’ya girer. Karşı koymayı düşünmeyen Kapadokya Kralı Ariobarzanes, hazinelerini yüklenip Roma’nın yolunu tutar. Gordios, tekrar naip olarak Kapadokya krallığının başına geçer.

Ancak Ariobarzanes’in yanında götürdüğü hazineyi Senatoda bol keseden dağıtması Roma’nın çabuk harekete geçmesine neden olur. Ariobarzanes’i tahta oturtma görevi, general Cornelius Sulla’ya verilir. Sulla, Kilikya’dan Torosları aşarak Kapadokya’ya girer. Gordios’un ve ardından Tigranes’in ordularını yendikten sonra Fırat’a kadar dayanır. Roma ordusunun ilk defa Fırat’ta görülmesi, Part Büyük Kralı Mithridates Soter’i telaşta bırakır. O Orobaz’ı elçi olarak Sulla’ya gönderir. Sulla, kendisi yüksek bir tahtta otururken, elçi Orobaz ve Kapadokya krallığına yeniden oturttuğu Ariobarzanes’i alçak tahtlarda oturtarak kabul eder. Böylece Roma’nın üstünlüğünü göstermiş olmaktadır. Part büyük kralı, kendisini iyi temsil edemeyen elçisinin boynunu vurdursa bile Roma ile Partların bu ilk karşılaşmasında sınır olarak Fırat nehrini kabul etmek zorunda kalır.

Pontus Kralı Mithridates, Kapadokya’da umduğunu bulamayınca, Karadeniz’in kuzey kıyılarındaki Sarmatlar ve Bastarnlar üzerine yürür ve burada parlak zaferler kazanır.

Bu arada MÖ 91 yılından itibaren İtalya’da başlayan iç karışıklıklar ve savaş, Anadolu’daki Roma kuvvetlerinin çekilmesine ve gücünün sarsılmasına neden olur. Bu fırsatı kaçırmak istemeyen Mithridates, Tigranes ile yeni bir anlaşma yaparak Kapadokya’yı ele geçirip, oğlunu yeniden Kapadokya krallığına getirir. Ayrıca Bitinya prensi olan Sokrates’e de yardım ederek, Bitinya tahtını, kardeşi Nikomedes’ten almasını sağlar. Aynı kaderi paylaşan Ariobarzanes ve Nikomedes MÖ 90 yılında soluğu Roma’da alırlar. Yine Roma’dan diledikleri destek karşılıksız kalmaz. Manius Aquilius başkanlığında bir heyet Anadolu’ya gelir. Bu heyet, daha önce yapılan anlaşma hükümleri gereğince ve tarafını belirlemek amacıyla Mithridates’ten de asker ister. Bunun üzerine Mithridates, ne asker vermeyerek Roma’yı karşısına alır, ne de ona asker vererek yanında olur. Romalının geliş nedenini ortadan kaldırmak için oğlunu Kapadokya’dan çağırtıp, Bitinya’da da Sokrates’i öldürtür. Böylece Roma için savaşacak neden kalmaz. Ariobarzanes ve Nikomedes de bir yıl geçmeden tahtlarına tekrar kavuşurlar.

Akabinde, MÖ 89 yılında Bitinya Kralı Nikomedes, Romalı komutanın yönlendirmesi ile ve ganimet elde etmek için Pontus krallığına karşı savaş açar. Donanması Karadeniz’in liman şehirlerini basarken, kendisi de ordunun başında Amastris’e kadar ilerleyip, birçok köy ve şehri yağma edip ganimetlerle geri döner. Böylece bunlarla Romalılara olan borçlarını öder. Mithridates bu tecavüze karşı, oğlu Ariarathes idaresinde bir orduyla daha kolay lokma olan Kapadokya’yı fetheder. Kapadokya Kralı Ariobarzanes adeti olduğu veçhile kaçarak kurtulur.

Bu arada Mithridates, Romalı general Aquilius’un karargahına bir elçi göndererek, daha önce yapılan antlaşma çerçevesinde Bitinya kralını yola getirmeye davet edip, eğer bunda kendisine yardımcı olunduğu takdirde kendi donanmasının da İtalya’daki isyanı bastırmak için Akdeniz’e gönderileceğini bildirir. Elçi Pelopidas ayrıca, istekleri yerine getirilmese bile, Senatonun kararına kadar Pontus ile Bitinya arasındaki ihtilafta tarafsız kalmalarını talep eder. Romalı general bu pervasız taleplere sert karşılık vererek, Bitinya’ya saldırının kabul edilemeyeceğini, Kapadokya Kralı Ariobarzanes’in tahtını korumanın kendi görevi olduğunu, Mithridates’in Senatonun emirlerine kayıtsız şartsız uymak zorunda olduğunu elçiye bildirir ve onu aynı akşam hemen geri gönderir.

İki tarafın restleşmeleri akabinde savaş hazırlıklarının başlamasını gerektirmiştir. Romalılar kısa zamanda Bitinya ordusu ile birlikte 160 bin asker toplarlar. Yapılan plana göre, 50 bin piyade ve 6 bin süvariden oluşan Bitinya ordusu, Nikomedes yönetiminde Paflagonya üzerinden saldırıya geçecektir. Aquilius, Roma askerleri ile Bitinya’yı korumak üzere Belleos (Timonitide) vadisinde, Asya valisi Cassius, Galatya ve Frigya’yı korumak üzere Gordion’da kalacak, Kilikya valisi Oppius ise Kapadokya’dan hücum edecektir. Asya eyaleti ve Bitinya gemilerinden oluşan filo, Romalı amiraller Rofus ve Poppilius yönetiminde Marmara denizinde gözetleme yapacaktır. Fakat Mithridates’in savaş hazırlığı çok önceden beri vardır. Bundan dolayı 400 gemilik filosundan başka, 230 bin piyade ve 30 bin süvariden oluşan ordusunda Pontusluların haricinde çeşitli kavimlerden olmak üzere (Bosforlu, Ermeni, Meotien, İskit, Sarmat, Bastarn, Thrak, Kelt, Galatyalı, Kapadokyalı, Paflagonyalı) çoğu ücretli yabancı asker ve generaller bulunmaktadır. Pontus ordusu Amasis ovasında toplanmadan önce Bitinyalıların saldırı haberi gelir. Ariarathes emrindeki 10 bin süvari ile iki kardeş komutan olan Arkhelaos ve Neoptolemos emrindeki 40 bin piyade Boyabat boğazı çıkışında Bitinya ordusunu karşılarlar.

Pontusluların kullandığı ve Bitinyalıların bilmediği savaş arabaları orduda şaşkınlık ve panik yaratır. Üstün sayıya karşın Bitinya ordusu perişan olur ve Nikomedes savaş alanından kaçarak Roma komutanı Aquilius’a sığınır. Mithridates, birkaç gün sonra 150 binden fazla askerle onu takibe başlar. Nikomedes, Mithridates’in ordusu ile geldiğini duyunca mümkün olduğunca uzaklaşıp, Frigya’daki Cassius’un yanında soluğu alır. Mithridates’i karşılamak için Belleos vadisinde bekleyen Romalı komutan Aquilius’un yerlilerden oluşan ordusu panikleyerek hiç savaşmadan dağılır. Aquilius’un kalan kuvvetleri geri çekilmeye çalışırken, Neoptolemos komutasındaki öncü birlikler onlara yetişir. Hemen hemen bütün askerleri imha edilen Aquilius karanlıktan yararlanarak tek başına kaçıp, Bergama’ya zor sığınır.

Üzerine gelen Pontus ordusundan çekinen Asya valisi Cassius ise savaşmaya cesaret edemeyip, Frigya’daki Leontosefale kalesine ve bir süre sonra da güvenemediği yerli askerlere yol verip, emrindeki Roma lejyonuyla Meander Apameia’sına çekilir. Bu arada Kapadokya’daki savaşta yenilen Kilikya valisi Oppius da Lycos Laodike’sine kapanır. Bitinya ve Asya eyaletinin birleşik filosu da ordularının yenilgisi üzerine çarpışmadan teslim olur.

Mithridates’in karşısında artık onu durduracak bir ordu kalmamıştır. Bütün Anadolu, önünde savunmasız durumdadır. Mithridates’in ordusu, Laodike’yi kuşatarak, Romalı vali Oppius’u birkaç gün içinde ele geçirir. Bu arada vali ve komutanlardan Aquilius, Bergama’da kendini güvende hissetmeyip Midilli’ye, Cassius ve Manlius Maltinus ise Rodos’a kaçmıştır. Bitinya Kralı Nikomedes ile Kapadokya Kralı Ariobarzanes de yeniden İtalya’nın yolunu tutmuşlardır.

Pontus ordusu MÖ 88 yılında Roma ve Bitinya ordularını hezimete uğrattıktan sonra, Frigya, Misya, İyonya topraklarından oluşan Asya ile Dağlık Kilikya ve Pamfilya eyaletlerini ve Bitinya krallığını tamamen fethetmiştir. Efessos, Tralles, Meander Magnesia’sı gibi kentler Mithridates’i kurtarıcı olarak karşılamışlar, ona “Asya’nın büyük kurtarıcısı”, “büyük ata”, “yeni Dionysos” gibi unvanlar vermişlerdir.

Midilli’de hasta olarak ele geçirilen Aquilius türlü işkencelerden sonra Bergama’da öldürülür. Anadolu’daki bütün Romalıların öldürülmesi kararı alınır ve 100 bin Romalı hemen her kentte aynı günde katledilir. Böylece Anadolu’daki Romalı asker ve sivilin kökü kazınır. Mal ve mülkleri talan edilir. Mithridates, ele geçirilen ganimetler ve Bergama’daki Attalos’un hazinesinden dolayı halktan vergi alınmayacağını ilan eder. Anadolu’nun yeni kralı artık Mithridates’tir.

Anadolu’dan sonra gözünü Yunanistan’a diken Mithridates, Atinalı Aristione ile anlaşıp Romalıların oradan atılmasını sağlar. Delosluların Roma taraftarlığından vazgeçmemesi üzerine Arkhelaos komutasındaki Pontus donanması Atinalılarla birlikte adayı yağmalar ve 20 bin erkeği kılıçtan geçirip, kadın ve çocukları esir ederler. Alınan ganimetler paylaşılır. Artık Karadeniz’den sonra Ege de Mithridates’in denizi olur. Bütün Kıta Yunanistan’daki kentler, Roma’nın Makedonya’ya giren Thraklarla uğraşması dolayısıyla Roma egemenliğinden ayrılırlar.

Ege denizinde zapt edilemeyen sadece Rodos adası kalır. Mithridates’ten kaçan Romalı komutanlardan Cassius ve Maltinus’un da iltica ettiği Rodos’u almak için, amiral Damagoras idaresindeki Pontus donanması, bizzat Mithridates ile birlikte hemen yola çıkar. Ancak uzun süren kuşatma sonunda Rodos adası zapt edilemez. MÖ 88 yılının kış mevsimi yaklaştığından Mithridates, kuşatmayı kaldırıp Bergama’ya döner. Burada, Stratonikeli Monim ile görkemli bir düğün yaparak evlenir.
Bergama’yı kendisine merkez yapan Pontus kralı Mithridates, devletini yeniden teşkilatlandırıp, Attalos hanedanlığını diriltmek arzusuyla, krallığının görkemi ve gücünün bir işareti olarak altın sikkeler darp ettirir. Ne var ki Roma, bu yeni Anadolu devletinin filizlenmesine rıza göstermeyecektir.

MÖ 87 yılının başında Roma’da hakimiyeti ele geçiren Cornelius Sulla, Pontus kuvvetlerinin Yunanistan’da ilerlemelerini durdurmak ve Kıta Yunanistan’ı tekrar zapt etmek üzere 30 binden biraz fazla sayıda ordu ile Epir kıyısına çıkarma yapar. Sulla kuvvetleri Teselia ve Etolia arasından Beotia’ya girer girmez, Attika ve Euboia haricinde Thebai başta olmak üzere güneydeki bütün kentler Roma tarafına geçerler. Bunun üzerine Pontus ordusu komutanı Arkhelaos Pire’ye, yerel ordunun komutanı Aristione de Atina’ya çekilir. Sulla, her iki kenti de kuşatır, ama ele geçiremez. Roma ordusunun bir kısmı diğer Helen kentlerini yağmalayıp tahrip ederler.

Roma ordusu Yunanistan’da oyalanırken, Mithridates’in oğlu Kapadokya Kralı Ariarathes ile Pontus komutan Taxil, Trakya ve Makedonya’nın zaptı ile uğraşmaktadırlar. Bundan dolayı Yunanistan’da kuşatma altındakilere yardım gönderemezler. Ne var ki kuşatmaya daha fazla dayanamayan Atina MÖ 86 yılının baharında düşer, Roma ordusu kenti yakıp yıkar, bütün Atinalıları öldürür. Aristione, az bir kuvvetle Akropol’e sığınır. Atina düşünce, Sulla, Pire’ye daha fazla baskı ile saldırır. Arkhelaos bunalıp kenti terk ederek, ordusu ve donanması ile Münichie yarımadasına çekilir. Pire, Romalıların yağma ve tahribine bırakılır. Sulla, donanması olmadığından Pontus kuvvetlerine saldırmaktan çekinir. Bu arada bir türlü Atina ve Pire’nin yardımına gidemeyen Ariarathes, ancak iş işten geçtikten sonra Makedonya’dan güneye doğru yola çıkar. Mithridates, oğlunun bu ağır davranmasının cezasını hemen zehirleterek verecektir. Komutanlık Taxil’e geçer. Sulla, kendisine Roma’dan yardıma gelen Hortensius ile birleşerek Taxil’in üzerine yürür. Bunun üzerine Arkhelaos da Taxil ordusu ile birleşir. Pontus ve Roma ordusu Beotia’daki Chaeronea’da karşılaşırlar. Burada yapılan şiddetli bir savaşta Arkhelaos ve Taxil’in 60 bin kişilik ordusundan ancak 10 bini sağ kalır. Onlar da savaş alanından kaçarak Khalkis’e sığınırlar. Sulla, donanması olmadığından onları ancak Euripus’a kadar takip edebilmiştir. Bu arada Atina Akropol’üne kapanan Aristione de açlık ve susuzluktan teslim olur. Sulla, zafer alayında onu teşhir ettikten sonra zehirleyecektir.

Ordusunu dinlendiren Sulla, Yunanistan’da Roma idaresini sağlamlaştırmaya çalışırken, Roma Senatosu doğuya yeni baş komutan olarak Valerius Flaccus’u, vali olarak da Flavius Fimbria’yı atar. İki lejyon askerle Sulla’nın üzerine yürüyen Flaccius, onun ordusunun kendi ordusundan üç kat fazla olduğunu görünce savaşmaktan vazgeçip, teğet geçerek Makedonya’ya doğru gider.

Bu arada Mithridates, Dorylaos kumandasında 70 bin piyade, 10 bin süvari ve 70 savaş arabasından oluşan bir orduyu deniz yoluyla Arkhelaos’a yardıma gönderir. Arkhelaos’un 10 bin askerini de alan Pontus ordusu Beotia’ya girer. Sayıca az olmasına karşın Sulla da ordusu ile Beotia’ya gelir. Orkhomenos yakınındaki Kopais gölünün kıyısında büyük bir savaşa tutuşan iki ordu iki gün kıyasıya çarpışır. Ne var ki üstün gelen taraf disiplinli Roma ordusu olur. 50 bin ölü ve 25 bin esir veren Pontus ordusu yine hezimete uğrar.

Yunanistan’da ardı ardına gelen yenilgiler Pontus krallığını güç durumda bırakmıştır. Bu arada Anadolu’da da durum parlak değildir. Galat Tetrarkları ile yaşanan sorunda Tetrarkların çoğu öldürülür. Sakız adası halkı da sürgüne gönderilip, malları yağma edilir. Efessos halkı, aynı şeylerin başlarına geleceğinden korkup ayaklanırlar. Bunu gören diğer kentler de isyana katılır. Mithridates, ayaklanmaları bastırmak için çeşitli önlemler almaya girişir. Ancak Mithridates’in gittikçe despot bir yönetime kayması, Anadolu halkının, iki yıl önce atılan Romalıları artık kurtuluş umudu olarak görmesine yol açmıştır.

Bu arada Makedonya’daki Thrakları yenen Flaccius idaresindeki Roma ordusu, Anadolu’ya geçmek için MÖ 85 yılı başında Bizans önlerine gelir. Bu arada Fimbria’nın kışkırtmalarıyla ordu ayaklanıp Bizans’ı yağmalar. Komutan Flaccius ise Khalkedon’a ve oradan da Bitinya’daki Nikomedia’ya kaçar. Fakat burada askerler tarafından yakalanıp öldürülür. Fimbria, senato tarafından Flaccius’un yerine geçirilir. Bitinya’yı işgale başlayan Fimbria, önce Nikomedia’yı yağmalatır.
Yunanistan’da sıkışıp kalan Sulla ve Arkhelaos arasında, MÖ 85 yılının başlarında Delion’da barış görüşmeleri yapılmaya başlanır. Ayrıca Arkhleaos, Sulla ile gizlice bir anlaşma yaparak kendi başının çaresine de bakmıştır. Anlaşmaya göre Pontus kralı üç yıl önceki sınırına çekilecek, Sulla’ya da 70 gemi verecektir. Anadolu’daki isyanlardan başka Yunanistan ve Makedonya’nın Sulla’nın, Bitinya’nın da Fimbria’nın eline geçtiğini, bir yandan da Bergama’nın kuzeyden Fimbria ve güneyden Sulla’nın yardımcısı Licinius Lucullus tarafından sıkıştırıldığını gören Mithridates, bu anlaşma maddelerine razı olur. Ama Sulla’ya gönderdiği haberde, Paflagonya’yı ve gemileri vermeyeceğini söyleyerek, Fimbria ile barış görüşmeleri yapabileceğini ima eder. Bu ima Sulla’yı kızdırır. Arkhelaos bizzat Mithridates’i ikna için Bergama’ya gelir.

Bu süre zarfında güneye doğru yürüyen Fimbria’nın ordusunu, veliaht prens genç Mithridates ile komutanlar Taxil ve Diofantos durdurmaya çalışırlar. Fakat Ryndacos ırmağı kıyısında gaflet içinde bulunan Pontus ordusunu, Romalılar baskın yaparak bozguna uğratır. Genç Mithridates canını zor kurtarıp babası Mithridates’in yanına kaçar. Mysia üzerinden Bergama’ya ulaştığında Fimbria ordusu, Pontus Kralı Mithridates’in Pitane limanına çekildiğini görür. Bu sırada Licinius Lucullus da Roma-Rodos birleşik donanması ile Pitane önlerinde belirir. Fimbria, Lucullus’a birlikte saldırı önerisi götürür. Ancak Licinius Lucullus, onun önerisini kabul etmeyerek donanmasını Çanakkale’ye doğru yönlendirir. Romalıların kendi aralarındaki anlaşmazlığı Mithridates’i kurtarmış olur. Kendi gemilerini Pitane limanında toplayan Mithridates’in Anadolu hakimiyeti artık sona ermiştir. 200 gemi ve 30 bin askerle buradan ayrılmak üzeredir. Bu sırada Arkhelaos, Mithridates’in yanına varır. Sulla’nın tekliflerine muvafakat ettiğini, ancak bizzat görüşme talebini iletmesi için Arkhelaos’u Sulla’ya gönderen Mithridates, ondan haber beklemeye koyulur.

Bu arada avını elinden kaçıran Fimbria, Sulla’nın Anadolu kıyılarına geleceği haberi üzerine kuzeye yönelir. Bu arada yoluna çıkan bütün kentleri yakıp yıkar. Troya’yı kuşatıp ele geçirir ve taş üstünde taş bırakmaz. Athena tapınağını içine sığınanlarla birlikte yaktırır. Daha sonra Helespontes Frigyasına çekilir.

Çanakkale’ye yaklaşan Lucullus’un Roma-Rodos birleşik donanması ise Tenedos sularında Neoptolemos idaresindeki esas Pontus donanması ile karşılaşır. Yapılan savaşta yenilen Pontus donanmasının Ege’deki hakimiyeti sona erer. Lucullus Çanakkale boğazına gelerek, Sulla’yı Anadolu’ya geçirir. Bu arada Arkhelaos gelir. Mithridates’in görüşme teklifini kabul eden Sulla, onu Dardanos’ta bekler. Mithridates de elindeki gemilere doldurarak ordusuyla birlikte buraya gelir.

Roma generali ve Pontus kralı arasında yapılan görüşmede, daha önce belirtilen şartlar dahilinde anlaşma yapılır. Anlaşmaya göre 70 gemiyi Sulla’ya teslim eden Mithridates, diğer gemilere doldurduğu asker ve ganimetlerle Karadeniz’e açılır. Artık, dört yıla yakın devam eden, Yunanistan ve Anadolu’nun tahribatına yol açan ve iki taraftan 500 bin insanın hayatını kaybettiği kanlı savaş sona ermiştir. Ama ne Roma düşmanını yok edebilmiş, ne de Mithridates arzularını gerçekleştirebilmiştir.

Sulla, Dardanos barışından sonra Tyateira’ya kapanmış olan Fimbria’yı kuşatmaya gider. Askerlerinin büyük bir kısmının kendisinden yüz çevirdiğini gören Fimbria, Bergama’ya kaçar. Asklepios tapınağında kılıcının üzerine atılarak intihara teşebbüs eden Fimbria’nın ölmediğini gören kölesi, acı çekmemesi için onu kendisi öldürür.

Sulla, Bitinya Kralı Nikomedes ile Kapadokya Kralı Ariobarzanes’i tahtlarına oturttuktan sonra kendisine itaat etmeyen kentleri yakıp yıkarak Efessos’a kadar gelir. Burada Asya eyaleti halkından beş yıllık birikmiş vergi ile savaş tazminatını ister. Böylece Mithridates ve Fimbria’dan sonra Anadolu’yu soyan Sulla, Asya valisi olarak Licinius Murena’yı atayarak Roma’nın yolunu tutar.

Mithridates, ülkesine vardığında düzen ve birliğin bozulduğunu görmüştür. Hemen düzenlemelere girişerek, Kolkhis’te yeni bir satraplık kurar. Kırım Bosfor’undaki Panticapaeum’da kendi adına sikke bastırarak krallığını ilan eden oranın valisi Hygiaion’u yola getirmek için hazırlıklara başlar, ancak krallığı için yeni bir tehlike baş gösterir.

Gözden düşen eski komutanı Arkhelaos, Sinop’tan kaçıp, yanına geldiği Asya valisi Murena’yı Mithridates aleyhine kışkırtmaktadır. Dardanos barışının Roma Senatosunca onaylanmamasını, Mithridates’in Kapadokya topraklarından çıkmamış olmasını ve Kırım Bosfor’u için yapılan hazırlığın Roma aleyhine olduğunu ileri sürerek Murena, lejyonlarını MÖ 83 yılında Kapadokya’dan Pontus topraklarına sokar. İris Komana’sına kadar ilerleyip, oradaki büyük tapınağı yağmalar. Mithridates, Dardanos anlaşmasının çiğnendiğini kendisine ve Roma’ya bildirerek cevap bekler. Roma’dan cevap gelmezken, Murena o anlaşmayı tanımadığını belirtir. Ertesi ilkbaharda Halys’i geçen Murena birlikleri 400 Pontus köyünü daha yağmalayarak Frigya ve Galatya’daki kalelerine dönerken, Senatonun savaşı durdurma emrini getiren Calidius ile karşılaşır. Ama Senatonun emrini dinlemeyen Murena bu kez de Sinop’a saldırır. İkinci şikayette Senatodan ses çıkmaması üzerine Mithridates’e artık kendini savunmak kalmıştır. Sinop’a saldıran Murena’nın arkasına Gordios komutasında bir süvari birliği gönderir. Murena bunun üzerine geri döner. Halys’in iki kıyısında karşılaşan ordular ırmağı geçmeye cesaret edemezler. Bu sırada Mithridates yardıma gelince Pontus ordusu üstünlük sağlar. Çarpışmalardan sonra Roma kuvvetlerini Frigya’ya kadar atan Mithridates’in ordusu, MÖ 82 yılında Kapadokya’yı da Roma askerlerinden temizler. Ancak, Roma’da kesin bir şekilde iktidarı ele geçiren Sulla, Anadolu’da karışıklık istemediği için Murena ve Mithridates’e Gabinius ile haber göndererek savaşı durdurmalarını ister. Bunun üzerine çarpışmalar aniden kesilir. Gabinius, Mithridates ile Ariobarzanes’in arasını bulmakla da görevlendirildiğinden, Mithridates’in kızını Ariobarzanes’in oğluna verdirerek anlaşmalarını sağlar. Böylece Mithridates, MÖ 81 yılında Kapadokya kralı ile barış yaptıktan sonra ancak Bosfor üzerine yürümeye fırsat bulmuştur.

İsyan eden valiyi alaşağı edip MÖ 80 yılında oğlu Makhares’i Bosfor kralı yapar. Dönüşünde Karadeniz’in doğu kıyısından giderek, Bosfor ve Kolkhis’i birbirine bağlamak düşüncesiyle Kafkasları geçmeye çalışır. Ancak ordusunun üçte ikisi kar ve barbar kabileler tarafından yok edildiğinden bu girişimde başarılı olamaz.

Dardanos barışının onaylanmasını sağlamak için MÖ 79 yılında bir heyeti Roma’ya gönderen Mithridates, Ariobarzanes’in de Pontos’un Kapadokya’dan aldığı topraklar için oraya elçi yolladığını öğrenir. Akabinde Sulla, Mithridates’in elçisine Kapadokya’dan alınan yerlerin iadesinin gerektiğini bildirir. Mithridates, Sulla’nın bu teklifini kabul ettiğine dair ikinci defa elçi gönderir. Ama MÖ 78 yılı ilkbaharında gönderdiği bu elçi Roma’ya ulaştığında Sulla ölmüştür. Senatonun elçiyi kabul etmesi uzadıkça uzar. Sabrı tükenen elçi, Senatoyla görüşemeden geri döner. Mithridates bu durumu hayra yormaz tabii ki. Roma’nın yeni bir savaş için fırsat kolladığına hükmederek savaş hazırlıklarına girişir. Mithridates’in silahlanması bu kez Roma’yı kuşkulandırır. Roma da Anadolu’daki garnizonlarını güçlendirmeye başlar. Bu suretle her iki taraf birbirinden çekinerek şartları iyileştirmeye çalışırken bir beş yıl geçer.

Roma öncelikle deniz yolunu güven altına almak için MÖ 78’den MÖ 75 yılına kadar Akdeniz’i korsanlardan temizler. Pamfilya’ya kadar kontrol altına aldığı Kilikya’yı büyük ve teşkilatlı bir eyalete dönüştürür. Böylece Kilikya, Anadolu’nun bir kapısı, Kapadokya’ya geçiş yeri ve Mithridates ile Tigranes’e karşı yapılacak savaşın lojistik merkezi haline getirilir.

Ancak ne var ki, Roma’nın Anadolu’da uyguladığı soyguncu politika halkı canından bezdirmiştir. Soyguncu devletten kendisini kurtaracak bir kahraman beklemektedir. Bu kahraman tahmin edilir ki cesur ve pervasız Mithridates’ten başkası değildir.

Bunun için Mithridates, önce Roma’nın tepkisini ölçmek için Suriye’yi ele geçiren damadı Ermeni Kralı Tigranes’i kışkırtarak, Kapadokya üzerine saldırtır. Tigranes, Kapadokya’nın merkezi Mazaka ile başka kentlerini yağmalayarak, halklarını yerinden yurdundan eder, topladığı 300 binden fazla kişiyi zorunlu göçe tabi tutup, yeni kurduğu başkenti Tigranakert’i iskan eder.

Mithridates, kendisine başka müttefikler de aramaya başlar. Roma’nın baskısından kaçan Kilikya korsanlarına kucak açarak, onların desteğini sağlar. Ayrıca, İspanya’yı elinde tutan Roma generali Quintus Sertorius ile anlaşma yapar. Sertorius’a destek için İspanya’ya gönderdiği 40 gemiye karşılık, onun adamı tek gözlü Marius da Roma’nın Asya eyaleti valisi sıfatıyla Pontus ordusunda komutanlık yapmak üzere gönderilir.

Mithridates özellikle ordusunu Roma lejyonları gibi yeniden teşkilatlandırıp, Roma tarzı silahlarla donatır ve orduda lüksü yasaklar. Ordusunu savaşa her an hazır hale getirir. Romalılar da zaten Asya ve Kilikya eyaletlerinde bulundurduğu ikişer lejyonluk ordularıyla teyakkuzda beklemektedir.

Beklenen savaş daha önceki gibi yine verimli ve bereketli Bitinya topraklarında başlar. Roma, Bitinya Kralı Nikomedes ölünce Bitinya’yı ilhak eder ve Bitinya valiliğine Aurelius Cotta getirilir. Mithridates için savaş ilanı ile eşdeğer bu harekete cevap gecikmez. Bitinya’nın ölen kralının Kapadokyalı eşinden ve Mithridates’in yeğeni olan genç prens Nikomedes’i tahta geçirmek amacıyla Mithridates, MÖ 73 yılı ilkbaharında, 120 bin piyade, 16 bin süvari ve 100 tırpanlı arabadan oluşan ordu ile Bitinya üzerine yürür. Oğlu Diofantes idaresindeki başka bir orduyu da Kilikya’dan gelecek Roma ordusunu engellemek için Kapadokya’yı işgal etmek ve Toros geçitlerini tutmak üzere gönderir. Amiral Aristonik komutasında 400 savaş gemisinden oluşan donanma da Bitinya sahillerinde boy gösterir.

Bitinya halkı Pontus ordusunu sevgi tezahüratlarıyla karşılar. Bitinya valisi Aurelius Cotta’nın ordu ve donanması, sayıca üstün düşmandan korkup Kalkhedon’a çekilir. Mithridates, Kalkhedon önlerinde görününce, Cotta savaşı kabul etmek zorunda kalır. Burada yapılan savaşta Pontus ordusu, Romalıları mahveder; 8 bin askeri öldürür, 4 bin 500 askeri esir alır. Ayrıca donanma da 60 gemiyi ele geçirir. Ancak Kalkhedon zapt edilemez. Bitinya kısa zamanda fethedilince, Mithridates’in şanlı zaferi Anadolu’da çabucak duyulur.

Bu arada Kilikya’dan Lucullus komutasında yardıma gelen Roma ordusu, Kapadokya yerine Frigya’dan geçerek Sakarya üzerinden Bitinya’ya ulaşır. 30 bin piyade ve 2 bin 500 süvariden oluşan Lucullus’un ordusunun yaklaştığını haber alan Mithridates, kendisi Kalkhedon’un kuşatmasında kalırken, Sertorius’un adamı olan Romalı komutan Marius’un idaresindeki kuvvetleri önünü kapatması için gönderir. Ancak iki ordu savaşmaktan imtina eder. Marius geri çekilerek tekrar Mithridates ile birleşir. Mithridates, az bir kuvveti Kalkhedon kuşatmasında bırakarak, güneye doğru ilerlemeye başlar. Lucullus, Pontus ordusu ile savaşa yanaşmaz, ama onu takip ederek yıpratma taktiği uygular ve bir hata yapmasını bekler. Bu hata fazla gecikmez.

Mithridates, o zaman müstahkem ve mamur bir kent olan Kyzikos’u almaya niyet eder. Kolay lokma olduğunu sandığı Kyzikos, Kalkhedon’a da destek kuvvetleri göndermiştir. Bu Roma dostu kentin halkı, kendilerini çok iyi savunurlar. Bütün ordusunu bu adaya geçiren Mithridates’in hemen alacağını zannettiği kent, kahramanca direnir. Kuşatma uzayınca bir aralık çıkan fırtınada, kaleye hücum etmek için üzerlerine kule yapılmış gemiler dengelerini kaybederek batar ya da kayalara çarpıp parçalanır. Binlerce asker boğulup ölür. Mithridates geri çekilmeye niyetlenirken, Lucullus’un çekilme hatlarını tutmuş olduğunu görür. Artık mecburen kuşatmaya devam eder. Ancak bu zapt olunmaz kale önünde boş yere ve inatla kuvvetlerini zayıflatır. Kış gelince deniz yoluyla erzak getirmek de zorlaşır. Ordu gıdasızlık ve hastalıktan kırılmaya başlar. Bunun üzerine Mithridates, MÖ 73 yılının kış mevsiminde elinde kalan gemilere yükleyebildiği asker ve eşyalarla Marmara denizine açılır. Diğer 30 bin askeri de Marius’un komutası altında Lampsakos’a doğru yola çıkarır.

Ne yazık ki bu kez de savaş tanrıları Mithridates’ten yana değillerdir. Mithridates’in, Anadolu’nun diğer taraflarına daha önce gönderdiği kuvvetler de en az kendisi kadar şanssızdırlar. Kalkhedon’dan sonra Frigya ve Asya eyaletini ele geçirmesi için Eumak idaresinde gönderilen ordu, Frigya’dan Kilikya’ya kadar gider. Ancak dönüşte Tolistoboi Galatları Tetrarkı Dejotaros tarafından ayaklandırılan Frigya’da perişan olur. Fannius ve Metrofan idaresindeki ordu da Misya’da Mamercus tarafından mağlup edilir. Julius Caesar, Karya’ya kadar gelmiş Pontus kuvvetlerini püskürtür. Pontus donanmasının büyük bir parçası Ege denizinde Roma donanması tarafından batırılır. Lampsakos’a doğru yola çıkan Marius komutasındaki 30 bin Pontus askeri, Granikos çayı kenarında Lucullus’un askerleri ile karşılaşır. Yapılan savaşta Pontos askerleri Lampsakos’a doğru geri çekilir. Parion’daki  Pontus gemileri yardıma gelip, Lucullus’un kuşatmasından askerleri ve halkı kaçırarak kurtarır (MÖ 72 ilkbaharı).

Bir yıl önce hızla ve görkemle başlayan Mithridates’in seferi ne yazık ki hazin ve feci bir şekilde çabuk sona erer. 150 bin kişilik ordudan sadece 20 bin kişi kalmıştır. Fakat inatçı Pontus Kralı Mithridates yine de yılmayıp, hemen pes etmez. İspanya’daki Romalı müttefiki Sertorius’un katledilmiş olduğunu öğrenmesine rağmen, Marmara denizinde altı ay daha mücadelesine devam eder. İspanya’ya önceden yardım için göndermiş olduğu gemileri karşılaması için Marius komutasında 10 bin askerden oluşan bir filoyu Ege’ye gönderir. Ancak Lucullus, Asyalı müttefiklerinden oluşmuş bir donanma ile Tenedos ve Neia adasında iki kez yapılan savaşta Pontusluları yenerek ortadan kaldırır. Romalı komutan Marius idam, yardımcısı Paflagonyalı Aleksander zafer alayı için esir edilir. Diğer yardımcısı hadım Diorisos da kendini zehirler.

Bundan sonra Roma kuvvetleri, Mithridates’in Bitinya kentlerine yerleştirdiği garnizonları temizlemeye koyulurlar. Apameia ve Prusa zaptedilir. Mukavemetleri sarsılan diğer kentlerden Kios ve Nikeia, Roma’nın gazabından korkarak Pontus garnizonlarını Nikomedia’ya atarlar. Mithridates, Nikomedia’da toplanan Pontus askerlerini almak için elinde kalan gemilerle gelir. Gemilere doluşan Pontuslular Bitinya’ya veda ederler. Ancak kötü şans Mithridates’i bırakmaz. Donanma Karadeniz’e açıldığında büyük bir fırtınaya tutulur. 60 gemi batar ve 10 bin kişi denizde boğulur. Sahiller parçalanan gemi enkazı ve insan cesetleri ile dolar. Fırtınadan kurtulan Mithridates, ağır tonajlı kendi kraliyet gemisi yanaşamadığından korsan Seleuko’nun gemisi ile Mariandines sahilindeki Hypos ırmağı ağzında karaya çıkar. Fırtınadan artakalan gemiler burada toplanırlar. Herakleia’nın yöneticisi eski dost Lamakhos, onlara şehrin kapılarını açar. Burada 4 bin askerden oluşan bir garnizon bırakan Mithridates önce Sinop’a gider, oradan Amisos’a geçer. Savaş kurdu burada yeni bir ordunun hazırlıklarına girişir. Bosfor’daki oğlu Makhares’ten, Ermeni Kralı Tigranes’ten ve Partlardan yardım talep eder. Ama düşenin dostu olmaz misali, oğlu dahil hiçbiri yardıma yanaşmaz.

Bu arada Nikomedia’yı alan Roma komutanı Lucullus, Mithridates’i hemen takip etmek için emirler verir. Cotta’yı Herakleia’ya, İspanya’dan gelecek olan Pontus filosunu beklemesi için Triarius’u Marmara denizine gönderirken, kendisi de karadan Pontus üzerine yürür. Bitinya’yı ve Galat Tetrarkı Dejotaros yardımıyla Galatya’yı üç ayda geçer. Pontus’a girince hiçbir mukavemetle karşılaşmaz. Yeşilırmak deltasına doğru ilerleyip, Amisos ve Themiskyra’yı kuşatır. Ancak bu iki kale umulmadık bir savunma ile Romalıları bir yıldan fazla oyalar. Mithridates, bu sırada ordusu ile Kabira’daki karargahına çekilmiştir. Oradan her iki kaleye de takviye ve erzak göndermektedir.

Bu arada 80 yelkenliyle İspanya’dan dönen Pontus filosu, Tenedos açıklarında, Triarius komutasındaki Roma donanması tarafından bozguna uğratılır. Artık Mithridates’in elinde 40 bin piyade ve 4 bin süvariden başka bir ordu yoktur.

MÖ 71 yılı ilkbaharında Lucullus, doğrudan Mithridates üzerine yürür. Mithridates’in akrabası olan Feniks, ihanet ederek Eupatoria kentini çarpışmasız Romalılara teslim eder. Mithridates, askerlerini Lykos kıyısına yerleştirerek, Romalıları orada bekler. Bu sırada Laodikeli Menandros idaresindeki Pontus süvarileri, Fanarca ovasında Roma süvarilerini bozguna uğratır. Bunun üzerine Lucullus, Paryadres dağları istikametinde geri çekilir. Mithridates geçitleri tutarak onu takip eder. Ancak ne var ki bir grup Helen, kapana kısılan Lucullus’u gece patika bir yoldan Mithridates mevzilerinin arkasına götürür. Mithridates ordusu, ertesi gün Lykos ovasına hakim bir yerde Romalıların karargah kurmuş olduklarını görünce şaşırır.

İki ordu meydan savaşına uygun olmayan bu mevkide haftalarca beklerler. Birkaç küçük çarpışma hariç birbirlerini kollayıp dururlar. Ancak bu bekleyiş Pontus ordusunun aleyhine olur. Çünkü Romalılar erzakını Kapadokya’dan getirtirler, ama Pontuslular için böyle bir şans yoktur. Bütün memleketleri istila altında ve mahvolmuştur. Romalıların erzak kafilelerine saldırıp erzak ele geçirmeye çalışırlar. Romalılar ise erzak kafilelerini daha sıkı önlemler ile korumaya başlarlar. Yine böyle bir girişimde Mithridates’in süvari kıtasının yarısı olan 2 bin seçme süvari, erzak kafilesini koruyan Romalıların 5 bin seçme süvarisine çaresizlikten hücum eder. Ne yazık ki sadece iki asker sağ kalır. Onlar Mithridates’e, o sırada bulunduğu Kabira’da kötü haberi getirir. Bunun üzerine Mithridates, mevzideki orduya ertesi gün güneydoğuya doğru Kelkit’in ötesine çekilme emrini gönderir. Düşmana sızmaması için gizli tutulan bu emir, kral dostlarına ve yüksek komutanlara bildirilmiştir. Ancak onlar ihtiyatsızlık yapıp, eşyalarını geceden toplatıp yola çıkarmaya çalışırlar. Arabaların yükletilip yola çıkarılması sırasında uşakların gürültü ve seslerinden uyanan askerler baskına uğradıklarını sanıp çadırlarından fırlarlar. Arabaların gittiklerini görünce, komutanların kaçtıklarına hükmedip feryadı basarlar. Bütün ordugah ayaklanır ve büyük bir kargaşa çıkar. Galeyana gelen askerler arabalardaki eşyaları yağma ederler. Taxil, Diofantos ve diğer komutanlar paniği önlemeye çalışırlar. Ama coşmuş insan selini durdurmak mümkün olmaz. Dalgalanan insan selinin içinde sürüklenen Taxil ve Diofantos canlarını kurtarmak için firar ederler. Başsız Pontus ordusu sabaha kadar durulmaz. Kral Mithridates, ordusunda kargaşalık çıktığını Kabira’da öğrenir. Ordusunun dağılıp iş işten geçtiğini anlayan kral, Romalıların eline esir düşmemek için Kabira’dan Komana’ya doğru yola çıkar.
Lucullus, Pontus ordusunda baş gösteren kargaşayı sabah öğrenir öğrenmez hücuma geçer. Başı bozuk Pontus ordusu mukavemet edemez. Fakat Roma askerleri dağılan Pontus karargahındaki servetleri ve kadınları görünce savaşı unutup yağmaya dalarlar. Böylece Pontus askerleri çil yavrusu gibi kaçıp canlarını kurtarırlar.

Mithridates, Komana’ya gelince ilk iş olarak hadım Bakkhides’e, savaş başlarken Farnakia kalesine gönderdiği ailesinin düşman eline geçmemesi için ortadan kaldırma görevi vermiştir. Bakkhides, görevini yerine getirmek için Farnakia kalesine gider. Kralın emrini ailesine bildirir. Mithridates’in iki kız kardeşinden Roksana idam haberini lanetle, Statira teşekkürle karşılar. Odalık Khioslu Berenike ise gönüllü olarak annesiyle birlikte zehir kupasını paylaşır. Anne hemen ölürken kızı kıvranarak can çekişir. Bakkhides, fazla acı çektirmemek için onu kendisi boğarak öldürür. Mithridates’in gözdesi Stratonikalı Monim ise ölüm haberini kurtuluş olarak görmüştür. Baş örtüsü ile asılmak isterken ince Tarent bezinden baş örtüsü kendisini taşıyamayıp kopar, ama Bakkhides’in soğuk kılıcı işi tamamlar.

Pomponius komutasındaki bir Roma süvari kıtası kendisini takip ettiğinden Mithridates, Bakkhides’in dönüşünü beklemeden, Komana’da fazla kalmayıp Ermeni Kralı Tigranes’e sığınmak üzere hareket eder.

Karşısında bir güç kalmayan Lucullus, başta Kabira olmak üzere, müstahkem Amasis hariç, ülkeyi bir uçtan bir uca yakıp yıkarak tahrip eder. Murena’nın daha önce zapt edemediği müstahkem Amisos’a hücum eder. Surlarını daha zayıf gördüğü Eupatoria’yı şiddetli bir çarpışma ile ele geçirir. Mithridates’in Helen kentlerini örnek alarak kurduğu Eupatoria kenti acımasızca yağmalanır. Eupatoria’nın düşmesi, Amisos’un kuşatılmasını kolaylaştırır. Bir gece vakti kaledekilerin ihtiyatsızlığından yararlanan Roma askerleri kente girince, Pontus askerleri gemilere binip evleri ateşe vererek kaçarlar. Roma askerleri önlerine çıkan insanları öldürerek yağma yaparken yangın gittikçe yayılır. Öldürülen ve yanan insanlardan ortalık mahşer gününe döner. Bu sırada şiddetli bir yağmur başlar ve büyüyen yangını söndürür. Şafak sökünce mamur Amisos kentinin, dumanı tüten harabe bir kent halini aldığı görülür. Amisos’un zaptından sonra Lucullus, iki yıldır savaşta olan askerlerini dinlenmeleri için kışlalarına gönderir. Kendisi Asya eyaletine giderken, Pontus’un başkenti Sinop’u ele geçirmek üzere bir Roma tümeni görevlendirir.

Sinop da müstahkem bir mevkidir. Ayrıca Bosfor kral naibi Makhares de oraya erzak yardımında bulunmaktadır. Üstelik kenti hadım Kleokharos’tan başka, komutanları Seleukos ve Leonippos olan on bin Kilikyalı korsan savunmaktadır. Altı ay ele geçirilemeyen kenti almak için MÖ 70 yılının ilkbaharında Lucullus gelir. İlk iş olarak Leonippos ile teslim müzakeresi yapar. Ama kaledekiler, kendilerini satmakla suçladıkları Leonippos’u parçalayarak öldürürler. Hadım Kleokharos yönetimi ele alarak kentte despotluk kurar. Bu arada Roma’ya bağlılığını bildiren Bosfor kral naibi Makhares de yardımı kesmiştir. Kenti savunamayacağını anlayan askerler, evleri yağmalayarak gemilere doldurdukları ganimetlerle Kafkaslara gitmek üzere denize açılırlar. Lucullus, kenti çarpışmadan ele geçirir. Romalılar savunmasız olan 8 bin kişiyi katlederler. Aynı yılın sonbaharında eski başkent Amasis da alınınca, Romalılar tarafından Anadolu’daki Pontus krallığının fethi tamamlanmış olur.

Mithridates’in sığındığı damadı Tigranes’in Ermeni krallığı o sırada Kura ırmağından Şeria vadisine, Media’dan Kilikya’ya kadar uzanmaktadır. Ancak son zamanlarda Ermenilerin Suriye ve aşağı Kilikya’yı ele geçirmesi, Roma’nın çıkarlarına ters düşmektedir. Buna rağmen Romalıların er geç sınırına dayanacağını tahmin edemeyen Tigranes, üç yıldır destek isteyen Pontus krallığına hiçbir yardım göndermemiştir. Buna rağmen, kendisine sığınan Mithridates’i Romalılara teslim etmez. Ne var ki Mithridatres ile hiçbir görüşme yapmadan bir kalede onu gözetim altında tutmaya başlar. Mithridates iki yıla yakın bir süre orada kalarak çaresizlik içinde ülkesinin Romalılar tarafından mahvedilmesini bekler. Lucullus’un Kapadokya’da Ariobarzanes ile kendisine hücum etmeye hazırlandığını öğrenen Tigranes, ancak MÖ 69 yılının ilkbaharında Mithridates’le görüşür. Mithridates’in emrine, krallığını geri almak üzere 10 bin süvari verir. Ne var ki Romalılara karşı gelmek için artık çok geç olmuştur.

Lucullus, 20 bin askerle Fırat’ı geçip, Tomisa’yı alır. Hiçbir mukavemetle karşılaşmadan Dicle’yi geçip, Ermeni krallığının yeni başkenti Tigranakert’e yönelir. Düşman burnunun dibine geldiğinde haberi olan Tigranes, hemen komutanlarından Mitrobarzanes’i Romalıların üzerine gönderir. Ama Mitrobarzanes bozguna uğrar. Bunu haber alan Tigranes kuzeye doğru çekilirken, Tigranakert’e Mankeos’u, Nisibis’e kardeşi Guras’ı komutan olarak bırakır. Suriye satrapı Magadat’a, vasalları Albania, İberia, Adiaben ve Atropaten krallarına, Babil Samilerine ve daha önce yanından ayrılmış olan Mithridates’e, Van’da kendisine katılmaları için haber gönderir. Hepsi de çağrıya uyarlar. Mithridates hemen Taxil’i göndererek, Roma ordusunun iaşe yollarının kesilmesi gerektiğini söyler. Fakat Tigranes, kendi ordunun sayıca fazla olmasına güvenerek öneriye kulak asmaz. Tigranakert, Romalı komutan Sekstilius tarafından kuşatılırken, Lucullus ilerlemeye devam eder.
Mithridates’in gelmesini beklemeden 80 bin kişilik ordusu ile Tigranes, Romalıları karşılamak üzere Dicle vadisine iner. Nehrin karşı kıyısında karargah kurmuş olan Roma ordusunu görünce bir de küçümser. Ama az olmasına karşın disiplinli olan Roma ordusu Dicle’yi geçip hücuma kalkar. Ermeni ordusunun merkezinde Tigranes, sağ kanatta damadı olan Atropaten kralı, sol kanatta Adiapen kralı olmak üzere Romalıları karşılarlar. Ancak Lucullus, Ermeni kuvvetlerini ovaya doğru çekerken, kendisi bir yolunu bulup bir kısım askerle tepeye çıkarak düşmanın geri hatlarına saldırır. Ermeni ordusunda kargaşalık çıkar, paniğe kapılan askerler dağılmaya başlarlar. Akşama kadar Roma askerleri kaçan düşmanlarını kovalayıp öldürmekle uğraşırlar. Tigranes savaş meydanında 30 bin ölü bırakarak canını zor kurtarır.

Bu bozgundan sonra Dicle’nin güneyindeki topraklar (Tigranakert dahil, Nisibis hariç) Romalıların eline geçer. Vasallar Roma tarafına bağlanır. Lucullus, Suriye’yi Kommagene prensi Antiokhos’a verir. Roma ordusu MÖ 69-68 kışında Gordyene’de dinlenir. Ancak Mithridates ve Tigranes için dinlenmek haramdır. Bütün bir kış boyu krallığı dolaşıp, Ermenilerden, Tiberlerden, Mardlardan ve Atropaten kralı idaresindeki Medlerden oluşan 40 bin piyadeli ve 30 bin süvarili bir ordu toplarlar. Bu arada Part Kralı Fraat’tan talep ettikleri yardım gelmez.

MÖ 68 yılının baharında Lucullus, Dicle’nin kuzeyine doğru ordusunu hareket ettirir. Arsanias vadisini izleyerek Ermenilerin eski başkenti Artaksata’ya yönelir. Romalılar, Arsanias’ın güney kıyısında ilerlerken, Ermeni ordusu onları ırmağın diğer tarafında karşılar. Engellemeye rağmen dört gün sonra ırmağın geçit veren bir yerine gelince Roma süvarileri karşı kıyıya geçmeye başlarlar. Ermeni ordusundaki Mard ve Tiber askerleri hücum ederler. Ama Roma piyadeleri yardıma gelince geri çekilirler. Roma süvarileri onları takip etmeye koyulur. Birden onlar Tigranes süvarilerini karşılarında bulurlar. Mithridates de onlara yandan saldırınca, Roma ordusunda dağılma emareleri görülür. Ne var ki Lucullus, Medlerin bulunduğu hattı yarıp süvari kıtalarına destek verir. Arkadan gelen Roma kıtaları da Mithridates’e yüklenince, bu kez Ermeni ordusunda gerileme başlar. Her iki ordu binlerce ölü ve yaralı bırakarak savaş alanından çekilirler. Bu savaşın galibi olmaz. Ama kış yaklaştığından Romalılar Mezopotamya’ya doğru ricat ederler. Bu arada yolda uğradıkları Nisibis’i kuşatıp alırlar ve burada kışı geçirirler.

Mithridates Romalıların çekilmesinden istifade edip, 8 bin süvari ile krallığını geri almak için memleketine doğru yola çıkar. Fırat nehrini aşarak Lykos vadisine vardığında, halkı Romalılara karşı ayaklandırır. Hadrianus idaresindeki Roma kuvvetleri Mithridates’e hücuma geçer. Ancak Thrak askerleri daha önce emrinde oldukları Mithridates tarafına geçince Roma ordusu bozularak kaçmaya başlar. Kabira’ya sığınan Roma askerlerini kuşatan Mithridates, Triarius idaresinde bir takviye kuvvetinin yaklaştığını duyunca, İrys’in gerisine çekilir. Triarius, Kabira’daki kuvvetlerle birleşerek Mithridates’i takibe koyulur.  İki ordu İrys’in iki kıyısında ilerlerler. Komana’ya gelince, cesur Mithridates köprüden geçip Roma ordusuna saldırır. Ama sonuç alamayınca tekrar İrys’in arkasına çekilir.

Kışı Kelkit boylarında geçirip yeni kuvvetler toplayan Mitridates, MÖ 67 yılının ilkbaharında, Triarius ile Zela’daki Skotios dağında karşılaşır. Uzun süren bir çarpışmadan sonra, Roma piyadesi ovaya sürülüp bir bataklıkta sıkıştırılır ve orada 7 bin asker yok edilir. Roma süvari kıtası başka bir yöne kaçıp kurtulur. Mithridates onları takip ederken, bir Romalının kılıcı ile bacağından yaralanır. Yaralı kral, kan kaybından bayılınca takip durdurulur. Kendine gelen Mithridates yeniden takip emrini verir. Ama Triarius ve süvarileri İrys’i geçip kurtulurlar. Bu arada Romalılar tarafından terk edilen Gaziura da zapt edilir.

Lucullus, Pontus’ta zor durumdaki Roma kuvvetlerine yardım için Mithridates üzerine yürür. Onun yokluğunda Tigranes, Fırat kıyılarına kadar olan krallığını geri alır. Damadı Atropaten kralı ile Med kralı da süvarileriyle Kapadokya’ya akınlar yapmaya başlarlar. Lucullus, Mithridates ile Tigranes’in ordularının birleşmesini önlemek için Sebaste’ye kadar gelir. Ancak yıllardır seferde ve yorgun olan askerler artık savaşmayı istememektedirler. Emre itaat etmeyen Lucullus’un ordusu Tigranes’in üzerine yürümek yerine Galatya’ya dönüş için yola koyulur. Galatya’ya varan ordu karargah kurarak beklemeye başlar. Bunun üzerine Senato, Aqilius Glabrion’u Lucullus’un yerine atar. Aynı yılın sonbaharında Lucullus’u terk eden askerleri Glabrion’un ordusuna katılırlar.

Ortada Roma ordusu kalmayınca, Mithridates Kapadokya’ya yeniden saldırıp, ülkeyi yakıp yıkar. Ariobarzanes, altıncı kez Roma Senatosundan yardım istemeye gider. Krallığını geri alan Mithridates, Bitinya’ya bile akınlar yapmaya başlar. Böylece Roma yedi yılda aldığı toprakları bir yılda kaybeder.

Ne var ki Roma çabuk toparlanır. MÖ 66 yılının başında Bitinya valisi Glabrion ve Kilikya valisi Marcius, Senato tarafından azledilip, Gnaeus Pompeius’un deniz komutanlığına ek olarak, Bitinya ve Kilikya komutanlıkları ile Mithridates ve Tigranes’e karşı yapılacak savaşların idaresi verilir. İlk olarak Kilikya’da 60 bin asker toplayan Pompeius, ilkbaharda Galatya’ya giderek, Lucullus’u Roma’ya yollar ve akabinde Pontus üzerine yürür.

30 bin askeri bulunan Mithridates savaşa girmekten çekinerek Kelkit-Fırat arasındaki bölgeye doğru gerileyip, bir yıl önce Lucullus’a uyguladığı taktiği tekrar edip Roma ordusunu yıpratmak ister. Bölgede yüksek bir mevkide karargah kurup tahkimat yaparak, okçu ve hafif süvari kıtalarıyla Roma ordusu üzerine akınlar gerçekleştirmeye başlar. Bir süre sonra Pompeius, Lucullus’un Kabira’daki durumu kadar zorlanır. Erzak getiren kafileler, Mithridates’in okçu ve süvarilerinden kaçamayınca Roma ordusunda kıtlık ve açlık baş gösterip, asker kaçakları çoğalır. Ancak bu arada Pontus ordusunda da su kaynakları tükenince, mevkiini terk eder. Bunun üzerine Roma ordusu onları takibe başlar. Pompeius’un 5 yüz atlı ve 3 bin hafif piyade ile kurduğu bir tuzağa düşen Mithridates’in süvarisi de artık çekinip, Kapadokya’dan erzak getiren Roma kafilelerini rahatsız etmez. Mithridates, Lykos ırmağına 10 km uzaklıktaki Dasteria’daki sarp bir tepede savunmaya çekilir. Roma ordusu bu tepenin çevresinde 28 km’lik bir istihkam hattı oluşturup onları kuşatır. Mithridates bu kuşatmaya sadece 45 gün dayanabilmiştir. Erzağı ve yemi biten Pontus ordusu, bir gece meşale ve ateşleri yanık bırakarak, Roma istihkamı arasından fark ettirmeden sessizce sıvışır. Ama Pontus ve Kapadokya işgal altında olduğu için ordunun gideceği bir yer yoktur. Mithridates, Kolkhis uzak olduğu için, Tigranes’in krallığına ulaşmak üzere Fırat nehrine doğru yola koyulur. Ne var ki Pompeius, ordusunu kestirmeden getirerek, Fırat nehrine giden bir geçidi tutar. Akşamın karanlığında Roma ordusunun tuttuğu bu geçide giren Pontus ordusu gafil avlanır. Romalıların saldırısını karanlıkta doğaüstü güçlerin işi sanan Pontus ordusu galeyana gelir. Mithridates’in sözünü dinlemeyen askerler, geçidin şeytanlar tarafından tutulmuş olduğunu sanarak, birbirine sokulup sıkışık bir yığın halini alırlar. Bu sayede Roma okçularının karanlıkta attıkları oklara şaşmadan hedef olurlar. Oklar bitince hücuma geçen Roma askerleri tepelerden sel gibi inerek, şaşkın Pontus askerlerini savunmalarına bile fırsat vermeden kılıçtan geçirirler. Sabah olduğunda 10 binden fazla Pontus askeri meydanda yığılıdır. Sağ kalanlar ya esir edilmiş ya da kaçıp kurtulmuşlardır.

Hep şansına yenilen kahraman Mithridates’in Romalılarla yaptığı bu son savaş böyle feci ve hazin olmuştur. Sonuna kadar cesaret ve azimle savaşsa da ümidi tükenince savaş alanından ayrılıp, bir süvari birliği ile tepeleri aşıp kaçar.

Mithridates ile birlikte cariyesi Hypsikratea, iki arkadaşı, ücretli süvariler ve yolda katılan kaçkın piyadelerden oluşan kafile, dağlardan, vadilerden, ormanlardan geçip ilerleyerek, bir süre sonra Pontus’un Ermeni krallığı sınırında bulunan Sinara kalesine ulaşır. Burada birkaç gün dinlenen Mithridates, sığınma talep etmek için Tigran’a bir elçilik heyeti gönderir. Tigran, başına gelenlerden sorumlu tuttuğu Mithridates’in elçilerini tutuklatarak, Romalı komutan Pompeius’a yollar ve Mithridates’i yakalayıp başını getireceklere de yüz altın talentlik ödül koyar. Mithridates, elçilerinin arkasından sınıra geldiği zaman Tigran’ın başına koyduğu ödülü öğrenince, sığınma ve kurtulma ümidini kaybeder.

Pompeius ve Tigran’dan kaçmaya çalışan Mithridates, Sinara kalesinin ve yanında götüremediği hasta kızı Dripetina’nın korumasını hadım Menofilos’a bırakarak, bir miktar askerle birlikte Kolkhis’e gitmeye karar verir. Fırat’ın kıyısı boyunca kuzeydoğuya doğru hemen yola koyulur.

Mithridates’in kafilesi dört günlük zorlu bir yürüyüşten sonra Fırat’ın kaynağına ulaşır. Burada üç günlük bir molanın ardından kuzeye yönelen kafileye, Tigran’ın krallığına ait olan Khorzen’e gelince Khoten ve İberler saldırır. Mithridates’in küçük ordusu bunları dağıtarak yoluna devam eder. Akampsis vadisinden nehir boyunca ilerleyip deniz kıyısına varan kafile, kıyıyı takip ederek Phasis’e ulaşır. Phasis ovasını da geçen Mithridates’in kafilesi, Kafkas eteklerindeki sahilde son kent olan Dioskurias’a erişir. Kolkhisliler, eski krallarını çok iyi karşılarlar. Mithridates, kışı burada geçirmeyi kararlaştırır. Bu süre zarfında Kyrus boylarında yaşayan Albanilerin kralı Orozes ve İberlerin kralı Artakes ile bir anlaşma yapar.
Tigran’ın krallığını boydan boya geçerek istila eden Pompeius da bu sırada kışı Kyrus boylarında geçirmektedir. Aniden 40 bin Albani kışın ortasında Romalılara saldırır, ama Pompeius onları geri püskürtür. MÖ 65 yılının ilkbaharında İberya’ya giden geçitleri işgale başlayan Romalılar, İber kralı Artakes’i geriye doğru çekilmeye zorlarlar. İberleri de ekarte eden Pompeius, vakit geçirmeden Mithridates üzerine yürür. Phasis nehri boyunca ilerleyerek, limanda demir atıp Mithridates’in buradan kaçmaması için gözcülük yapan Servilius komutasındaki Roma filosu ile buluşur. Bilinmeyen ülkeler, vahşi halklar ve sarp dağlara doğru kaçtığını öğrendiği Mithridates kadar çılgın olmadığını gösteren Romalı komutan Pompeius onu takipten vazgeçer. Mithridates’i elinden kaçırdığına kanaat getirerek, filoyu bekçilik göreviyle orada bırakıp, geldiği istikametten geri döner. Bu arada yolu üstündeki müstahkem kalelere de baskın yapıp yerle bir etmeyi ihmal etmez. Mithridates’in hasta kızı Dripetina’nın bulunduğu Sinara da bundan nasibini alır. Hadım Menofilos, Romalılara karşı koyamayacağını anlayınca, önce prensesi, sonra kendisini öldürür. Romalılar, buradan sonra Mithridates’in karısı Stratonike’nin bulunduğu Symforion kalesine varırlar. Stratonike, kendisi ve oğlu Ksifares için güvence aldıktan sonra kale kapılarını açarak Romalıların tahribine bırakır.

Dioskurias’ta kışı geçirdikten sonra yaşlı kurt Mithridates, sarp dağlar ve vahşi kabilelerle dolu olan Kafkaslardan aşıp Bosfor’a ulaşmak için bir avuç askerle yıkılmaz bir azimle yola koyulur. Kafile, Suenler ve Kerketleri geçtikten sonra Henisklerin yurduna varır. Oradan, Zygeslerin arazisi sarp ve geçilmez olduğundan, buldukları kayıklarla deniz yolunu kullanıp, Akhaiaların diyarına gelen Mithridates ve askerleri, bazı barbar kabilelerle çatışmalardan sonra Bosfor’a yakın olan Sindika ovasına ulaşırlar. Mithridates vakit kaybetmeden Azak denizinin doğu tarafındaki eski vasalları olan Meotidlerin kabile şefleri ile anlaşmalar yapar. Ordusu bu kabilelerden katılımlarla büyüyen Mithridates, Bosfor halkından da destek görmeye başlar. Bunun üzerine asi oğlu Makhares, babasından af diler. Mithridates onun af talebini kabul etmediği gibi, oğlunun başını getirene ödül vaat eder. Bosfor’un Asya kıyısındaki Fanagoria’da bulunan Makhares, gelişmeler üzerine, takibi önlemek için donanmayı da yakarak karşı kıyıdaki Panticapaeum’e kaçar. Bir süre sonra bir filo toparlayan Mithridates, Panticapaeum sularında görününce, oğlu Makhares korkudan kılıcını kalbine saplayarak intihar eder ve başkent de kapılarını babasına açar.

Saraya yerleşen Mithridates kendisine ihanet edenlerin cezasını verir ama halka dokunmaz. Otoritesi birkaç hafta sonra on yıl önceki gibi sağlamlaşmıştır. Mithridates, Romalılardan intikam almak ve kaybettiği krallığını geri kazanmak üzere hemen hazırlıklara girişir.

Bu sırada Pompeius, Amasis’teki Mithridates’in sarayına yerleşmiş ve Pontus krallığını bol keseden müttefiklerine dağıtmaya başlamıştır. Eski Paflagonya kralı Pilemen soyundan olan Attalos’a iç Paflagonya’yı, Galatların Tolistoboi boyunun tetrarkı Dejotaros’a Gazelonitid’in yarısı, Khalibler ve Tibarenler ile Fırat-Kelkit arasındaki toprakları, Trokme boyunun tetrarkı Brojitaros’a Mithridation kalesini, Arkhelaos’un oğluna Komana rahipliği ile geniş arazisini ve Aristokras’a da Kolkhis’i bağışlar. Krallığın geri kalan kısmını on bir siteye ayırıp Bitinya-Pontus eyaletinin denetimine bırakır. Bunlar, Amnias üzerinde kurulan Pompeiopolis, Halys ile İrys arasında bulunan Neapolis (eski Fazemon), Amasis, Zela, Megalopolis, Kolupen ve Kamisen, Lykos’ta kurulan Nikopolis, Diopolis (eski Kabira) ve Magnopolis (eski Eupatoria) ve sahil siteleri Amisos, Sinop ve Amastris’tir. Böylece Roma, on yılda ikinci defa Mithridates hayatta iken krallığını parçalayıp dağıtmış olmaktadır. Bosfor’daki Mithridates ise Karadeniz ile ayrılan eski krallığının parçalanıp dağıtılmasını hüzün ve öfke içinde izlemekte, ama elinden bir şey gelmemektedir.

Aslında elinden gelen son bir yolu da denemek ister. MÖ 64 yılında gururundan fedakarlık yaparak, Roma’ya tabi ve onun vasalı olarak krallığının kendisine iadesini talep ederek barış teklifinde bulunur. Ancak Pompeius, bağımsızlık karakteri bulunan ve aynı zamanda cüretli ve haris olan Mithridates’e hem güvenemediğinden, hem de ondan çekindiğinden, öncelikle kayıtsız şartsız teslim olması gerektiğini bildirir. Oğullarından birini dahi rehine olarak göndermeyi kabul eden krala olumsuz cevap verilince müzakere kesilir. Zaten Pompeius, ister müzakereyle, ister savaşla Panticapaeum’e gidip yaşlı kralı Sinop’a getirmekten çekinmektedir. Senatonun bu konuda baskı yapmasına karşın yeni bir savaşa atılmak istemez.

Suriye’ye gitmek üzere Pontus’tan ayrılırken, yine de donanmaya Bosfor’u abluka ederek, Karadeniz sahillerindeki ticaretini engelleme emri verir.

Abluka ile birlikte Bosfor’daki tüccar Helen halkı ticaretin engellenmesinden büyük zarar görürler. Aynı yıl meydana gelen bir deprem, Mithridates’in kötü şansını pekiştirir. Ancak Anadolu kaplanı hiçbir şekilde yılmamaktadır. Sonbahara kadar Roma askerleri gibi donatılmış 36 bin kişilik yeni bir ordu ve donanma teşkil eder.

Büyük komutan Mithridates aslında büyük bir kinle beslenen bir hayalini gerçekleştirmek istemekte ve ona göre plan yapmaktadır. Bu plan, ezeli düşmanını ininde boğmak, yani Roma şehrini ele geçirmektir. Bunu gerçekleştirmek için şartları da uygun görmektedir. İç mücadelelerle zayıf düşen Roma’nın lejyonları Pompeius’la Suriye’de bulunmaktadır. Seçkin askerlerden kurulu ordusu ile ansızın karadan İtalya’ya yapacağı bir sefer herhalde zaferle sonuçlanabilir. Zaten İskitlerle Meotienlerin kendisine katılması için anlaşmalar yapmıştır. Bu müttefikleriyle Karadeniz’in kuzey kıyısı boyunca batıya ilerlediği zaman Sarmatları, Bastarnları ve Tuna Galyalılarını da sürükleyeceğini ummaktadır. Böylece Tuna vadisi boyunca Pannonia’yı geçerek, Alplerin üzerinden bir çığ gibi İtalya’ya akmayı düşler.

Ancak onun farkına varmadığı olay, kendi küçük krallığında için için kaynayıp artan hoşnutsuzluktur. Siteleri harap eden deprem ve ablukadan dolayı zor durumda olan Bosfor halkı, müsebbip olarak krallarını görmektedirler. Ticaretten başka düşüncesi olmayan Helenler, Mithridates’in ortadan kalkmasıyla işlerinin tekrar yoluna gireceğini düşünüp, bu amaçla içten içe isyan ateşini körüklemektedirler. Halkta başlayan bu hoşnutsuzluk askerlere de sıçramıştır. Sonu belirsiz maceraya atılmak istemeyen yerli askerlerden başka Romalı mülteci askerler de kendi ülkelerine ihanet edemeyeceklerini dillendirmektedirler. Ama Mithridates hala bir şeyden habersiz, savaş hazırlıklarını son hızla devam ettirmektedir. Yüzünde oluşan bir rahatsızlık dışarı çıkmasını engellediğinden, sarayda plan kurmakla zaman geçirip, Roma’yı fethetme hayaliyle yaşamaktadır.

Birden ortaya çıkan bir isyan, bu hayalden kendisini ayırıp gerçeği göstermiştir. Fanagoria’ya bir garnizon yerleştirilmesi emrini vermiştir. Ancak bu işle görevlendirdiği hadım Trifon’un davranışlarından dolayı Fanagoria valisi, halkı galeyana getirip isyan ettirir. Halk, valinin öncülüğünde hadım Trifon ve askerlerini öldürür. O sırada kalede bulunan Mithridates’in kızı Kleopetra kaçarken, oğulları Artafern, Darius, Kerkes, Oksatres tutuklanarak, o sularda dolaşan Romalılara teslim edilir. Bu isyan, Bosfor’daki diğer kentlere de sıçrar. Thedosia, Nymfeon ve Khersonez halkı ayaklanır. Yalnız Panticapaeum ve ordu krala itaat eder. Kralın asilere karşı uyguladığı şiddet, tepkinin büyümesine neden olur. İdamlar birbirini izleyince orduda da huzursuzluklar başlar. Muhafızlar, hadımları öldürüp korumakla görevli oldukları prensesleri Roma donanmasına teslim ederler. Ülkedeki karışıklıklar, kralın otoritesinin yıkılmaya yüz tuttuğunu ve isyanın saraya kadar yaygınlaştığını göstermektedir. Hatta Mithridates’in çok sevdiği oğlu veliaht Farnakes bile isyancılara katılır. Ne var ki Mithridates, ordu sefere çıktıktan sonra halktaki kaynamanın durulacağını, işlerin düzeleceğini ummaktadır. Bu yüzden oğlunu da affeder.

Büyük seferin başlama zamanını MÖ 63 yılının ilkbaharı olarak tespit eden Mithridates son hazırlıkları yapmaktadır. Ne yazık ki veliaht Farnakes, tahtı babasından almak için sabır gösteremez, yaşlı kralın ölmesini beklemeden bir an önce tahta oturmayı arzular. Babası büyük seferin son hazırlıkları ile ilgilenirken, o zaten sefere soğuk bakan mülteci Romalı askerlerin karargahına gider. Birkaç gün sonra başlayacak seferin kendi vatandaşlarına ihanet olacağını, bundan kurtulmak için kralın tahttan indirilmesi ve kendisinin tahta çıkması gerektiğini anlatarak onları ikna eder. Böylece Romalı mülteci askerler onu kral ilan ederler. Donanmaya ve diğer karargahlara da haber göndererek Farnakes’in babasının yerine kral olduğu bildirilir.

Sabahleyin “Yaşasın kral” sesleri Mithridates’in sarayına kadar gelir. Mithridates, ordunun, oğlu Farnakes’i kral ilan ettiğini duyunca, atına binip muhafızlarıyla birlikte asi askerleri yatıştırmaya gider. Emrindeki bir birliği de oğlu Farnakes’i tutuklamaya gönderir. Ama gönderdiği birlik, asi askerlere katılır. Muhafızlarıyla birlikte asilerin ordugahına gelen Mithridates’in üzerine Romalı mültecilerle birlikte onlar da üşüşürler. Mithridates’in muhafızları hemen krallarını saraya kaçırıp kurtarırlar. Ama kralın atı, saray kapısı önünde asi askerler tarafından parçalanır.

Mithridates, bir tepe üzerindeki sarayından başkentinin asiler tarafından nasıl mukavemet gösterilmeden işgal edildiğini seyreder. Alkışlandığı kulaklarına gelen Farnakes’in taç yerine bir papirüs şeridinin başına çevrildiğini izler. Sarayından ihtilalin son safhalarını kahrolarak görür ve her şeyden ümidini keser. Son bir çare olarak, oğluna, serbestçe çekip gitmesine izin vermesi için haberciler gönderir. Ama gidenler bir daha geri dönmezler. Kendisinin tutuklanarak ezeli can düşmanı olan Romalılara teslim edileceği aklına gelir. Bundan kurtulmanın ancak ölümde olduğunu anlar. Kendisine sadık kalmış çevresindeki birkaç adamı ile muhafızlarına teşekkür ederek, onları yanından uzaklaştırıp yalnız kalır. Sonra daima yanında taşıdığı bezekli kamasının kabzasını açar. İçinden keskin bir zehir çıkarır. Bu sırada babalarının yanına koşan iki kızı Mithridatis ile Nisa, hazırladığı zehir kupasını görürler. Babalarını vazgeçiremeyen iki kız birlikte ölmek için yalvarır. Talihsiz kızlar ilk yudumda düşüp ölürler. Ama yaşlı kaplan, zehir kupasını sonuna kadar içtiği halde dimdik ayakta kalır. Bu arada dışarıdaki gürültü hızla yaklaşmaktadır. Kral, ölmek için acele eder, eli kılıcına yeltenir. Uyuşmuş kolu hareket edemeyince gözü, hala yanından ayrılmamış olan sadık muhafızı Galyalı Biduit’e kayar. Ondan kendisini öldürmesini rica eder. Sadık Galyalı muhafız, kralın emrini istemeyerek de olsa, kılıcını çekip acıyla yerine getirir. Yaşlı kral kanlar içinde yere yuvarlanırken, oğlu Farnakes isyancılarla birlikte salona girer. Kralın titreyen dev vücudu kılıç ve mızrak darbeleriyle delik deşik edilir. Roma’nın ezeli can düşmanı olan Anadolu kaplanı Mithridates’in macera içinde geçmiş hayatı, öz evladının ihanetiyle 69 yaşında son bulmuştur.

Pompeius’a haber, o sırada Yehuda’daki Eriha surları önünde ulaşır. Mızrakları ucuna zafer sembolü defne dalı takılmış halde toz duman arasında gelen ulakların etrafına askerler toplaşırlar. Ulakların getirdiği mektubu Pompeius onlara yüksek sesle okur. Mithridates’in ölümünü ve yerine oğlu Farnakes’in geçerek kayıtsız şartsız Roma’ya bağlılığını bildirmesi, askerleri sevince boğar. Törenler yapılır. Pompeius, Roma’ya da savaşın bittiği haberini gönderir. Orada da aynı sevinç gösterileri olur. Konsül Tullius Cicero’nun teklifi üzerine on günlük dua törenleri düzenlenir.

Mithridates’in ölümüyle Roma ezeli düşmanından kurtulduğu gibi, İtalya’nın istila edilmesi tehlikesi ortadan kalkmış ve Fırat’a dayanan doğu sınırı yüzyıllarca güvende kalmıştır. Amisos’a döndüğü zaman Pompeius, kendisini bekleyen Farnakes’in elçilerini kabul eder. Mithridates’in ve hanedanın bazı üyelerinin tahnit edilmiş cesetlerinden başka, Pompeius’un Roma’daki zafer alayını süslemek üzere kralın hayattaki çocukları, nedimleri, subayları, diğer hediyelerle birlikte ona sunulur. Mithridates’in ve yakınlarının cesetleri Sinop’taki krallık nekropolüne gömülür. Kırk yıldan fazla Anadolu’nun bağımsızlığı için savaşan büyük kahraman, yatırıldığı mezarda ilk defa dinlenir.

Kaynak: Ord. Prof. Şemseddin Günaltay, Romalılar Zamanında Kapadokya, Pont ve Artaksiad Kırallıkları, TTK, Ankara, 1987.

ARKEOGRAFYA websitesi; Arkeoloji, Sanat Tarihi, Tarih, Filoloji, Antropoloji, Paleontoloji, Mitoloji, Müze ve Arkeoteknik ile ilgili konularda yayın yapar.

ARKEOGRAFYA websitesi, Basın Meslek İlkelerine uymaya söz verir.

ARKEOGRAFYA  ©  Her hakkı saklıdır. Yazı ve fotoğraflar kaynak veya bağlantı verilmesi koşuluyla kullanılabilir.