24Nisan2018

MAKALELER TARİH Anadolu Kaplanı Mithridates - Sayfa 3

Anadolu Kaplanı Mithridates - Sayfa 3

FacebookTwitterGoogle bookmarkMyspace bookmarkDel.icio.usDigg
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 11
ZayıfEn iyi 
Makale İçeriği
Anadolu Kaplanı Mithridates
Sayfa 2
Sayfa 3
Sayfa 4
Sayfa 5
Sayfa 6
Sayfa 7
Sayfa 8
Sayfa 9
Sayfa 10
Sayfa 11
Sayfa 12
Sayfa 13
Sayfa 14
Sayfa 15
Sayfa 16
Sayfa 17
Tüm Sayfalar

Pontus’un milli ordusu Kapadokyalılar, Paflagonyalılar, Ermeniler, Khalybler, Tibarenler, Kolkhisliler, Bosforlular gibi tebaadan ve İskitler, Meotienler ve Toriler gibi vasallardan oluşmuştur. Ücretli askerler daha çok Helenler, İskitler, Sarmatlar, Bastarnlar, Keltler ve Thraklardır. Sonraları Mithridates, Roma’nın can düşmanı olunca, Roma ordusundan kaçan asker ve komutanları mülteci asker olarak istihdam etmiştir. Sayıları zaman geçtikçe artan bu mülteci Roma askerlerinden bir kolordu bile oluşturmuştur. Pontus krallığında ordu üç sınıfa ayrılır: Piyade, süvari ve tırpanlı arabalar… Piyadenin hemen hemen beşte birle onda biri arasında süvari kıtaları bulunur. Süvariler Roma ordusundan hem sayıca hem de kabiliyet olarak daha üstündür. Bin veya iki bin piyadeye bir tırpanlı araba düşer. Bu arabalar Ahamenişlerden gelirler. Pontus’un bir deniz devleti olması açısından donanma özel bir yer tutar. O zamanki en büyük savaş gemilerinden zırhlı güverteli üç ila beş kürekli kadırgalar ile daha küçük iki kürekli kadırgaların sayısı, Pontus’un en kuvvetli olduğu zamanda 400 adete kadar çıkmıştır. Pontus askerlerinin ilk başlarda, Med ve İskitlerinki gibi altın ve gümüşle süslü zırhları vardır, ama bunlar savunma yönünden çok zayıf kalmıştır. Madeni kalkanı olan Roma ve Makedon kıtaları bu bakımdan daha güçlüdür. Ancak Romalılarla olan ilk savaştan sonra Mithridates, ordusunda süslü ve lüks savaş silah ve gereçlerini yasaklamıştır. Ayrıca Roma lejyonlarında bulunan silah ve teçhizatlar ile eğitim ve teşkilatı aynen alıp kullanmıştır. Ama yine de yerel halk kendine özgü silahlarını kullanmaya devam etmiştir.

Pontus Kralı Mithridates Eupator’un nasıl Anadolu kaplanı olduğu ve “Büyük” lakabını nasıl aldığı maceralı hayat hikayesinde gizlidir:

MÖ 2. yüzyılın sonlarına doğru Pontus Kapadokyasında Kraliçe Laodike, kocası Mithridates Euergetes’i dostları vasıtasıyla ortadan kaldırtır. Öldürülen krala ait kuşkulu bir vasiyetnamede taht, kraliçe ile henüz on iki yaşında olan erkek çocuğuna bırakılmıştır. Roma’nın dostu olan Laodike, vasi olarak Pontus krallığını yönetmeye başlar.

Kraliçe Laodike, Seleukosların kralı Antiokhos Epifanes’in kızıdır. Yedi çocuğundan beşi kız ve ikisi erkektir. Kızlarından ikisi kendi adı gibi Laodike, diğerleri Roksan, Statira ve Nisa; erkek çocuklarından büyüğü olan tahtın varisi, babasının adından Mithridates Eupator Dionysios, diğeri de küçük Khrestos’tur.

On dört yaşına gelen Eupator’un tahtı almasından çekinen Laodike, kocası gibi onu da dostları tarafından öldürtmek ister. Kolanları çözülerek azgın bir ata bindirilen küçük prens, dörtnala giden attan biniciliği sayesinde kurtulur. Diğer bir suikast girişiminde zehirlenmeye çalışılan Mithridates Eupator, kendisinin mutlaka öldürüleceği düşüncesiyle, bir gün okunu, yayını ve hançerini alarak dağlara çıkar. Tam yedi yıl Karadeniz’in dağlarında ve sık ormanlarında vahşi bir hayat yaşar. Bu vahşi hayat onu pişirip sağlamlaştırır, sertleştirip yılmaz ve korkusuz bir savaşçı yapar. Hatta krallığını, çocukluğunda yaşadığı bu vahşi hayata borçludur.

Mithridates yirmi bir yaşında iken, zevk ve sefa alemindeki annesinin saltanatını yıkmak için başkent Sinop’un surları önüne gelir. Kraliçenin yönetiminden memnun olmayan halk ayaklanır ve genç Mithridates’i tahta geçirir (MÖ 111).

Çocukluk arkadaşı Dorylaos’u başkomutan yapan genç kral, orduyu yeniden teşkilatlandırır. Atak, hırslı ve azimli kralın ilk işi, İskitlerin baskısından bunalan Karadeniz’in kuzey kıyısındaki Helen kentleri Panticapaeum ve Kersonez’in yardımına koşmaktır. Önceden beri Karadeniz’in her iki kıyısındaki kentlerin akrabalık ve ticaret ilişkileri vardır. Mithridates, Diofantos’un komutanlığında bir ordu göndererek, MÖ 110-107 yılları arasında yapılan savaşlardan sonra Kırım’dan İskitleri atıp, Helen kentlerini kendisine bağlar. Bu başarı Mithridates’in ufkunu açmış, yepyeni parlak zaferler için kendisine bir başlangıç olmuştur.

Mithridates, Azak denizindeki egemenliğini genişletmek için Neoptolemos idaresinde yeni bir ordu daha gönderir. Birkaç yıl içerisinde Azak denizinin doğu ve kuzey kıyılarındaki kabileler Mithridates’in krallığına tabi olurlar. Bu arada Kolkhis ve Küçük Ermenistan ele geçirilir.

MÖ 103 yılında Mithridates’in krallığı artık Anadolu’daki küçük bir devlet değil, gerçek anlamda Karadeniz devleti olmuştur. Zaten Pontus (Deniz) Krallığı denmesinin nedeni de budur. Karadeniz, Mithridates’in eline geçmiştir artık. Pontus Kapadokyasından Karadeniz’e genişleyen ve doğuda Kolkhis’i ele geçiren krallık, bundan sonra gözünü batıya ve güneye dikecektir. Anadolu’nun fethi Mitridates için artık olanaklı görünmeye başlamıştır.


ARKEOGRAFYA websitesi; Arkeoloji, Sanat Tarihi, Tarih, Filoloji, Antropoloji, Paleontoloji, Mitoloji, Müze ve Arkeoteknik ile ilgili konularda yayın yapar.

ARKEOGRAFYA websitesi, Basın Meslek İlkelerine uymaya söz verir.

ARKEOGRAFYA  ©  Her hakkı saklıdır. Yazı ve fotoğraflar kaynak veya bağlantı verilmesi koşuluyla kullanılabilir.