20Eylül2017

YAZARLAR LÜTFİYE GÖKTAŞ KAYA (Yrd. Doç. Dr.) Mevlevilik Felsefesinden Yola Çıkarak Din-Sanat İlişkisi (*)

Mevlevilik Felsefesinden Yola Çıkarak Din-Sanat İlişkisi (*)

FacebookTwitterGoogle bookmarkMyspace bookmarkDel.icio.usDigg
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 0
ZayıfEn iyi 
Makale İçeriği
Mevlevilik Felsefesinden Yola Çıkarak Din-Sanat İlişkisi (*)
Sayfa 2
Sayfa 3
Sayfa 4
Sayfa 5
Tüm Sayfalar

Kandil ve şamdanlar yalnızca birer eşya değildir. Onların etrafa yaydığı ışık tarikatların aydınlığıdır.

İnsanın tarikata girmeden önce karanlıkta olduğu, tarikata girmesiyle ise doğru yolu bularak ruhen aydınlanması sembolik olarak çerağın aydınlığı ile ifade edilmiştir. İkrar ayini yapılacağı zamanlarda önce meydan odasının ölü bir ışık altında olması, ayin ilerledikçe mum sayısının arttırılması da bu nedendendir. Bunların sonucunda ise çerağ Tanrıya ulaşmış olmanın hatta Tanrının sembolü olarak karşımıza çıkmaktadır.

Tarikat ve tasavvuf yaşamında çerağ olarak adlandırılan kandil ve şamdanlar soyut olan Tanrının somut ifade şekli olarak değerlendirilebilir. Bu ikonografi çözümlenirken başta İslam dini, felsefesi ve tasavvufu irdelenmelidir.

Arapça’da  ed Dav’u ya da ed Duv’u kelimeleri ile ifade edilen ve yayılmış ışık, iç aydınlık olarak tanımlanan nur, dünyevi ve uhrevi olmak üzere iki kısma ayrılmaktadır. Bunlardan dünyevi nur, ilahi olan nur ve görme duyusu ile ilgili olan nur şeklinde iki alt grupta incelenmektedir.

İlahi nurdan kastedilen Kur’an ve Hz. Muhammed’in nur olarak nitelendirilmesidir. Kur’an incelendiğinde Kur’an’ın kendisinin ve Hz. Muhammed’in nur olarak nitelendirildiği ayetler ile karşılaşılmaktadır (1). Görme duyusu ile ilgili olan nur ise güneş, ay ve yıldız gibi ışık yayan gök cisimleri için kullanılmıştır. Kur’an’da bunlarla ilgili ayetler de vardır (2). Kimi ayetlerde ay, yıldız ve güneşten söz ederken çerağ ya da kandil benzetmesi yapılmıştır (3). Uhrevi nurla anlatılmak istenen ise ahiret inancı ve günahsız insanların sahip olduğu aydınlıktır (İsfahani 1986:775). Uhrevi olan nur ile ilgili çok fazla ayet vardır (4).

Bunların dışında Kur’an’da Nur Suresi 35. ve 36. ayetlerinde Allah’ın kendisinin nur olarak ifade edildiği görülmektedir. Ayete göre; “Allah göklerin ve yerin nurudur. O’nun nuru, içinde lamba bulunan bir kandile benzer. Lamba cam içerisindedir. Cam sanki inciden bir yıldız. Ne doğuya ve ne de batıya mensup olmayan mübarek bir zeytin ağacının yağından yakılır. Öyle mübarek bir ağaç ki, neredeyse ateş değmese de yağı ışık verir. Işığı parıl parıldır, Allah dilediği kimseyi nuruna iletir...”

Bazı müfessirlere göre ayette geçen, “Allah göklerin ve yerlerin nurudur” ifadesi En’âm Sûresi’nin 1. ayetindeki, “Hamd olsun Allah’a ki, gökleri ve yeri yarattı, karanlıkları ve aydınlığı (nuru) var etti...” ifadesi ile birlikte düşünülmelidir. Çünkü burada Allah nura benzetilmiştir ancak nurun kendisi değil, onun yaratıcısıdır (Elmalılı 1979:3516).

Allah’ın kendini nur olarak adlandırması, nur ile ilgili fiilin Allah’ın kendisi için kullanılmasından kaynaklanmaktadır. İslam düşüncesinde nur ve nar yani ışık ve ateşin aslında aynı oldukları ve birbirlerini gerektirdikleri de belirtilmiştir (İsfahani 1986:776). Ancak “Nurun nuru” ifadesinin yalnızca Allah için kullanıldığı ayırt edilmiştir (5).

Kandil ve şamdanların bir anlamda kutsal olmalarının dayanağı yukarıda söz edilenlerdir. Allah kendisini, kandil içindeki bir ışığa benzetmiş, Kur’an ve Hz. Muhammed’i de aynı şekilde ışık olarak ifade etmiştir. Yalnızca Kur’an’da değil, hadislerde de bu kavram sıklıkla konu edilmiştir. Bir hadiste, “Her kim mescide bir kandil asarsa yetmiş bin melek ona dua eder. Hatta o kandil kırılsa bile” demektedir. Bu hadisten, kutsal olduğuna inanılan kandil ya da şamdan gibi aydınlatma araçlarını vakf etmenin önemi de anlaşılmaktadır.  Böylece M.S. 7. yüzyıldan itibaren bu şekilde eşyaları cami ya da mescitlere hediye etme geleneği başlamıştır (Oral 1959:113-114).

Işık kavramı ile yalnız İslam felsefecileri değil, batılı felsefeciler de yakından ilgilenmiştir. Ardından tarikatlar ve tasavvufta yerini bulmuştur. Ünlü Türk mutasavvıfı Mevlana’nın da konuyla ilgili söylemleri vardır. Mevlana bir konuşmasında “Tanrının zatının nurlarıyla birleşeceğini” söylemiştir (Eflaki 1973:496).

Bir başka konuşmasında “Bu dünyanın nurları noksandır, sonları yoktur, ahiret nurları şarka ve garba mensup olmayan bakî ve daim olan Allah’ın nurları gibidir.” demektedir (6).

Eflaki (1973:344-345)’de belirtildiğine göre bir keresinde Mevlana, “Tanrı erlerinin bedenleri onun kudretiyle, onun keyfiyet münezzeh olan nuruna tahammül etti. Tur’un zerre kadar tahammül edemediği şeye Tanrı’nın kudreti sırçadan bir mekan yaptı. Kaf ve Tur dağlarının dayanamayıp parçalandığı bir nur, bir lambalığı ve bir şişeyi yer edindi. Onların vücutlarını lambalık, gönüllerini de bu lambalığın içine konulmuş şişe bil. Bu lamba arş ve felekler üzerine ışıldamış” diyerek o anda ayağa kalkıp semaa etmeye başlamış ve hiç durmaksızın yedi gün yedi gece devam etmiştir.

Nur kavramını açıklamaya çalışan Sultan Veled’de ise şu bilgiye rastlanmaktadır: “Nur zulmetin zıttı yani aydınlık demektir. Nur dünyevi ve uhrevi olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Biri nur-u Kur’an ve nur-u akl gibi basiret gözü ile idrak edilen nur, diğeri güneş ve ay gibi basar gözüyle mahsus olan nurdur” (Veled 1993:369).

İslam düşüncesinde nur ile nar birlikte düşünülmesi ışığın yanı sıra ateşin kutsallığını da beraberinde getirmiştir. İlk çağlardan günümüze kadar dünyanın bir çok yerinde ateş kültünün var olduğu bilinmektedir. Bu kült var olduğu yere göre inanış oranında farklılık gösterse de, inanış biçimi açısından çoğu zaman yakın anlamları ifade etmektedir. Ateşle birlikte ocağın kutsallığı gelmektedir. Ocak Mevlevilerde Ateşbâz-ı Veli’nin makamıdır. Her gün ocağa niyaz yani secde etmeden işe başlamaz. Bu niyaz eğer ocak temizse öpülerek, temiz değilse el değdirildikten sonra şehadet parmağı öpülerek yapılmaktadır. Mevlevi dergahının ve evinin en kutsal iki yerinden (7) birisi ocaktır. Yemekler ocaktan indirilirken bile dualar okunur (Gölpınarlı 1963:36).



ARKEOGRAFYA websitesi; Arkeoloji, Sanat Tarihi, Tarih, Filoloji, Antropoloji, Paleontoloji, Mitoloji, Müze ve Arkeoteknik ile ilgili konularda yayın yapar.

ARKEOGRAFYA websitesi, Basın Meslek İlkelerine uymaya söz verir.

ARKEOGRAFYA  ©  Her hakkı saklıdır. Yazı ve fotoğraflar kaynak veya bağlantı verilmesi koşuluyla kullanılabilir.