24Nisan2018

YAZARLAR LÜTFİYE GÖKTAŞ KAYA (Yrd. Doç. Dr.) Mevlevilik Felsefesinden Yola Çıkarak Din-Sanat İlişkisi (*) - Sayfa 2

Mevlevilik Felsefesinden Yola Çıkarak Din-Sanat İlişkisi (*) - Sayfa 2

FacebookTwitterGoogle bookmarkMyspace bookmarkDel.icio.usDigg
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 0
ZayıfEn iyi 
Makale İçeriği
Mevlevilik Felsefesinden Yola Çıkarak Din-Sanat İlişkisi (*)
Sayfa 2
Sayfa 3
Sayfa 4
Sayfa 5
Tüm Sayfalar

Ateşin ışık verici olması onun kutsallığını daha da arttırmaktadır. Çerağa kutsallık veren ise ateş ve ışıktır. Bu nedenle tarikat ve tasavvuf yaşamında ateş, ocak, ışık ve çerağ kutsal sayılmakta ve onlara saygı gösterilmektedir. Hz. Muhammed’in çerağa benzetilmesi Mevleviler arasında çerağa saygı gösterilmesinin bir diğer nedenidir. Çerağ olmasa insanlar karanlık içinde kalacak ve doğru yolu bulamayacaklardı. Zulmet yani karanlık içinde olan insanların nur-u vücuda yani aydınlığa ulaşmaları çerağ ile olmaktadır (Samancıgil 1945:44).

Ateş, ocak, çerağ ve ışık unsurlarının kutsallığı bu şekilde birbirlerine olan bağlılıktan kaynaklanmaktadır. Ocak, ateşten dolayı kutsaldır. Çerağın uyandırılması ocaktan alınacak kıvılcımla mümkündür. Çerağın uyandırılması ile ortaya çıkan ışık ise insanın ruhen aydınlanmasının sembolik bir ifadesidir.

Tarikatlarda ikrar ayini (8) yapıldığı zaman meydan çok hafif, ölü bir ışık halindedir. Tören bu karanlık ortamda yapılıp bittikten sonra çerağlar uyandırılır ve etraf aydınlanmış olur. Çerağın  burada taşıdığı anlam, insanın tarikata girmeden önce karanlıkta olduğu, tarikata girdikten sonra ise çerağın aydınlığı gibi aydınlandığıdır (Samancıgil 1945:51).

Tarikat ve tasavvuf yaşamında var olan bu inanç sistemi kandil ve şamdanların önemli bir unsur olarak ortaya çıkmasına neden olmuştur. Işığın yayılmasını sağlayan bu araçların tarikat yaşamında sahip oldukları değer sanata yansıyarak kandil ve şamdanların günlük kullanım eşyalarından daha özenli yapılmalarına neden olmuştur. Dolayısıyla kandil ve şamdanlar yalnızca birer eşya olmalarının ve işlevselliklerinin dışında bir takım dini sembolik anlamlar da yüklenmişlerdir.

Mevlana Müzesi’nde matbahta bulunan on sekiz kollu şamdan pirinçten döküm tekniğinde yapılmıştır. 135.5 cm. yüksekliğindedir. Kitabesi olmayan eserin üstünde süslemeye rastlanmaz. Eserin kendisinden yola çıkarak ve genel maden sanatı içinde bir değerlendirme yapıldığında 18. yüzyıla tarihlendirilebileceği düşünülmektedir.

Kaide, I. gövde, II. gövde, III. gövde ve mumluk olarak beş bölümden oluşan eserin ilk bölümü kaidedir. 11.5 cm. yüksekliğinde, 22 cm. çapında olan kaide üç kademe halinde alttan üste doğru daralmakta ve her kademede bir sıra yiv yer almaktadır.

Kaideden sonra I. gövde kısmı gelmektedir. 37 cm. yüksekliğinde ve altı yüzlü olan bölüm alttan üste doğru daralmaktadır.

Bu kısmın üzerine I. tabla yerleştirilmiştir. 3 cm. yüksekliğinde, 18 cm. çapında olan tablaya şamdanın I. kol sırasını meydana getiren on iki kol tutturulmuştur. Kollar bitkisel formlu olup, rumiye benzemektedir. Her kolda birer tane mum tabağı ve tabağın içine yerleştirilmiş çok sade mumluklar bulunmaktadır. Alttan yukarı doğru çok az genişleyen mumlukların içinde mumların yerleştirilmesi için küçük mum yuvaları vardır. Kollar tablaya lehimlenmek suretiyle tutturulmuştur.

I. tabladan sonra şamdanın üçüncü bölümü olan II. gövde kısmına geçilmektedir. 33 cm. yüksekliğinde olan II. gövde I. gövde ile aynı şekildedir. Alttan üste doğru hafifçe incelerek devam eden altı yüzlü bir forma sahiptir.

II. gövde üzerinde II. tabla yer almaktadır. I. tabla gibi 3 cm. yüksekliğinde olan II. tablanın çapı I. tabladan daha küçük ve 16 cm. dir. Üzerinde şamdanın II. kol sırasını oluşturan altı kol bulunmaktadır. Kol düzenlemeleri ilk sıradakiler ile aynıdır. Rumilerin oluşturduğu kollarda birer mum tabağı ve mumluk vardır.

II. tabladan sonra şamdanın dördüncü bölümü olan III. gövde kısmı yer almaktadır. 34 cm. yüksekliğinde olan bölüm karın kısmı hafifçe şişkinleştirilmiş yukarı doğru daralan dört yüzlü bir forma sahiptir.

Şamdanın beşinci bölümünü III. gövde üzerinde yerleştirilen bir mum tabağı içindeki mumluktur.

Şamdan gerek boyutunun çok büyük olması gerekse kollarının genel görünüşü ile bir ağacı hatırlatmaktadır. Ağaca ilk çağlardan itibaren birtakım güçler yüklenerek ondan yardım beklenmiş ve kutsal sayılmıştır. Çam ağacından selviye, Tuba ağacından kayına, dut ağacından cevize kadar birçok ağaç türü bazı anlamları sembolize etmektedir. Bu ağaçlar kimi zaman bir su kaynağı yanında yer almakta ve genellikle Türk İslam sanatında kuş, aslan ya da ejder gibi bazı motiflerle bir arada kullanılmaktadır.

Yeryüzünün en yaygın kültlerinden biri olan ağaç kültünün şekli kültürden kültüre farklılık gösterebilmekle birlikte genellikle benzer sembolik anlamlar yüklenmiş, insanlar onda öz hayatlarını ve ruhlarını bulmuşlardır. Gerek dinler tarihinde, mitolojide gerekse folklor ve sanatta bu denli yoğun karşılaşılan ağaç sembolü kaynağını öncelikle ağacın görünüşü ve yapısından almış olmalıdır.

Ağacın ritmik olarak sürekli kendini yenilemesi, Evren’in kendisini yenilemesiyle bir uyum içindedir. Bundan dolayıdır ki Evren’in kendisi bir ağaç olarak düşünülmüş ve kendini sonsuz olarak yeniden diriltme yeteneği, simgesel olarak ağacın kendi hayatıyla ifade edilmiştir (Eliade 1991:126).



ARKEOGRAFYA websitesi; Arkeoloji, Sanat Tarihi, Tarih, Filoloji, Antropoloji, Paleontoloji, Mitoloji, Müze ve Arkeoteknik ile ilgili konularda yayın yapar.

ARKEOGRAFYA websitesi, Basın Meslek İlkelerine uymaya söz verir.

ARKEOGRAFYA  ©  Her hakkı saklıdır. Yazı ve fotoğraflar kaynak veya bağlantı verilmesi koşuluyla kullanılabilir.