YAZARLAR LÜTFİYE GÖKTAŞ KAYA (Yrd. Doç. Dr.) Mevlevilik Felsefesinden Yola Çıkarak Din-Sanat İlişkisi (*) - Sayfa 3

Mevlevilik Felsefesinden Yola Çıkarak Din-Sanat İlişkisi (*) - Sayfa 3

FacebookTwitterGoogle bookmarkMyspace bookmarkDel.icio.usDigg
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 0
ZayıfEn iyi 
Makale İçeriği
Mevlevilik Felsefesinden Yola Çıkarak Din-Sanat İlişkisi (*)
Sayfa 2
Sayfa 3
Sayfa 4
Sayfa 5
Tüm Sayfalar

İslamiyette de ağaç kutsaldır. Kur’an-ı Kerim’de çeşitli ayetlerde ağaçlar konu edilmekte, hadislerde de aynı unsur görülmektedir. Hz. Muhammed özellikle hurma ağacını övmüş ve ağaç motifini benzetme unsuru olarak kullanmıştır. Yaprağını dökmeyen hurma ağacı iyi müslümanlara benzetilmiştir (9). Hadislerde müslümanların ruhlarının yeşil kuşlar görünümünde cennet ağacına tutundukları belirtilmiştir (10).

El-Katibi’nin Bağdat Tarihi’nde 917 yılında Bizans elçilerinin Abbasi başkentine gelişinin anlatıldığı bölümde adı geçen bir “ağaç sarayı” vardır. Ağaç Sarayı’ndan şu şekilde söz edilmektedir: “Elçiler “yeni köşk” adıyla bilinen saraydan çıkarak kocaman yuvarlak bir havuzun pırıl pırıl suları ortasında bir ağacın yükseldiği “ağaç sarayı”na vardılar. “Ağaç sarayı”na girip de  ağacı gördüklerinde şaşkına döndüler. Çünkü burada 500 dirhem ağırlığında gümüşten bir ağaç vardı. Ağacın on sekiz dalı olup her birinin birçok sürgünü vardı ve bunların üstüne küçüklü büyüklü altın ve gümüş kuşlar tünemişti. Yaprakları göğe kadar yükselen ağaç rüzgar estikçe sallanır, üzerindeki kuşlar cıvıldaşıp ötüşürdü (Grabar 1988:129-131).

Mevlana şamdanının da ağaç görünümlü ve on sekiz kollu olması Katibi’nin anlattıkları ile benzer özellikler göstermekle birlikte, şamdanın on sekiz kollu yapılmış olmasının nedeni öncelikle Mevlevi kültüründe aranmalıdır. Mevlevi adab ve erkanı incelendiğinde on sekiz kollu şamdan ve on sekiz rakamı ile ilgili kimi inanç ve uygulamalarla karşılaşılmaktadır.

Mevlevi dergahının önemli mekanlarından biri matbah yani mutfaktır. Matbahta görevlendirilen on sekiz kişi on sekiz hizmeti (11) yerine getirmektedir. On sekiz kişiden az olunduğu zamanlarda bir kişiye birden fazla görev verilmekte ve on sekiz hizmetin eksiksiz yerine getirilmesi sağlanmaktadır. Bu hizmetler insan nefsinin yok edilmesini amaçlamaktadır. Örneğin, âb-rîzcilik adı verilen abdeshane temizleyiciliği hizmeti matbahta çekilen çilenin bitmesine yakın bir zamanda verilmekte ve böylece dervişin dayanma gücü ölçülmektedir.

Matbahtaki on sekiz hizmetten üç tanesi “içeri kandilcisi”, “dışarı kandilcisi” ve  “çerağcı”dır. Çerağcı matbahtaki şamdanların temizliği ile ilgilenir. Biten mumların yerine yenilerini takar (Gölpınarlı 1983:397-398). Bu görev dağılımı da dergahta kandil ve şamdanlara verilen önemi göstermektedir.

Mevlevilerde mukabele yapıldığı zaman muhip, şeyh ya da mukabeleyi izleyen ve tarikat usulünü bilen bir kişi “niyaz” adı verilen bir miktar parayı semâ’zenbaşına gönderir. Bu para mukabelenin biraz daha devam edip, müziğin daha fazla dinlenmesi içindir. Niyaz sayısı genellikle on sekiz, otuz altı ya da yetmiş iki gibi sayılardır (Gölpınarlı 1963:95).

Mevlevilikte muhip, derviş, şeyh ve halife olmak üzere dört derece vardır. Bu dereceler elde edilirken yerine getirilmesi gereken kurallar ve bu kurallar içinde yer alan on sekiz rakamı dikkat çekicidir.

Mevlevilikte ikinci derece olan derviş, ikrar edip, çile çıkarmış ve hücre sahibi olmuş kişidir. Kendisine dede de denir. İkrar etmeye gelen kişi matbahta kapıdan girince sol tarafta ve kapı dibinde bulunan “saka postu”nda üç gün oturur. Konuşmaz, okumaz, bir yere gitmez. Üç gün sonunda dede huzurunda kararından dönmediğini söylerse on sekiz gün ayakçılık hizmeti yapar. Bu müddet sonunda derviş elbisesini giyer. Buna “soyunmak” denir. Soyunan derviş adayı kazancıya teslim edilir. Kazancı ona yeni görevini verir. Etrafı süpürür. Odun getirir, çeşitli hizmetlerde bulunur (Gölpınarlı 1963:135-136). 1001 gün süren çilesini bu şekilde doldurduktan sonra meydancı tarafından hizmetin bittiği haber verilir. Bu duyurudan bir hafta sonra matbahta derviş kisvesini giyer ve yine saka postuna oturur. O gece yetmiş iki, otuz altı ya da on sekiz kollu şamdan hazırlanır. Her kola bir mum dikilir ve meydana götürülüp mumlar uyandırılır (12). Akşam yemekten sonra meydancı, aşçı dedeyi çift şamdanla hücresine götürür, tekrar döner bir başka şamdan alarak bu sefer dervişi hücresine götürür. Önce derviş sonra meydancı hücreye girer. Meydancı elindeki şamdanı yere koyarak çerağ gülbankı çeker. Üç gün sonra meydancı, dervişi Çelebiye ya da tekkenin şeyhine götürür. Son deneme olan hücre çilesi on sekiz gündür. On sekiz gün sonunda derviş Şems zaviyesine gider. Dönünce meydancı dervişi Çelebiye götürür, sikkesi tekbir edilir ve bir hücre kazanır (Gölpınarlı 1983:393-394).

Mevlevilik tarikatında üçüncü derece olan şeyhlik, Mevleviliğin son zamanlarında babadan oğulla geçmeye başlamıştır. Ancak daha sonra bu duruma son verilmiştir. Şeyh olmak isteyen kişi Mevlana tekkesine gitmekte ve orada on sekiz gün hizmette bulunmaktadır. Bu süre içerisinde destarlı sikkesi Mevlana’nın sandukasının örtüsü altında durmakta ve on sekiz günün sonunda Çelebi tarafından tekbir getirilerek tekrar giydirilmekte ve dervişe şeyhlik belgesi verilmektedir. Yeni şeyh akşam olunca Şems zaviyesine giderek orada yatmakta ve isterse bir iki gün kaldıktan sonra tekkesine hareket etmektedir. Ancak her şeyhin kendi tekkesinden Konya’ya kadar gitmesi zor olduğundan bu gelenek zamanla değiştirilmiştir. Şeyh olacak kişi kendi tekkesinde on sekiz gün matbahta hizmet etmekte ve on sekiz günün sonunda aşçı dede tarafından okunan gülbankla şeyh olmaktadır (Gölpınarlı 1963:136-137).



ARKEOGRAFYA websitesi; Arkeoloji, Sanat Tarihi, Tarih, Filoloji, Antropoloji, Paleontoloji, Mitoloji, Müze ve Arkeoteknik ile ilgili konularda yayın yapar.

ARKEOGRAFYA websitesi, Basın Meslek İlkelerine uymaya söz verir.

ARKEOGRAFYA  ©  Her hakkı saklıdır. Yazı ve fotoğraflar kaynak veya bağlantı verilmesi koşuluyla kullanılabilir.