24Nisan2018

YAZARLAR TİMUR B. DAVLETOV Güney Sibirya’da Şamanizmin Diğer Dinler ile İlişkisi Üzerine: Hakas Türkleri Örneği

Güney Sibirya’da Şamanizmin Diğer Dinler ile İlişkisi Üzerine: Hakas Türkleri Örneği

FacebookTwitterGoogle bookmarkMyspace bookmarkDel.icio.usDigg
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfEn iyi 
Makale İçeriği
Güney Sibirya’da Şamanizmin Diğer Dinler ile İlişkisi Üzerine: Hakas Türkleri Örneği
Sayfa 2
Sayfa 3
Sayfa 4
Sayfa 5
Sayfa 6
Sayfa 7
Tüm Sayfalar

Güney Sibirya yerli halklarından biri olan Hakas halkı, bahsedilen bölgenin diğer yerli halkları gibi ruhani alemde üstün bir Kam dini  (Şamanizm) hakimiyetine sahipti.

Bir zamanlar bu topraklarda Budizm, Maniheizm (1) ve Nestoryanizm (T. Davletov 2002a) gibi çeşitli dinler ile birlikte yaşamışlardı. Dolayısıyla tüm dünyada Türklerin beşiği olan Altay-Sayan dağları her zaman çok dinli bir kültür bölgesi olmuştu. Dinlerin çeşitliliğinin varlığı çok eski zamanlardan beri gelir. Ve bu farklı dinlerin bir arada nasıl yaşadığı ile ilgili bir soru karşısında, öncelikle bu bölgenin otantik bir dini olan Şamanizmin ne olduğu konusunu hatırlamamız gerekir. Ve belki de onun temelinde yatan gerçek, sözü edilen dinin oldukça hoşgörülü bir ortam sağlaması mıdır?

Gerçekte her din (inançtan daha fazla), değerlerine bağlı olarak, belirli bir ölçüde muhafazakarlık içerir. Bu, onların oluşturduğu değerleri yaymak ve devam ettirmek amacıyla dinlerin kendilerini savunma eğilimi olgusu tarafından belirlenmiştir. Ama din çerçevesinde bu amaçları kapsayabilmesi için zaman içerisinde bir kurumsallaşma ortaya çıkması gerekir. Böylece, genel olarak her dinin, dini sistemin somut değerlerini korumak ve propagandasını yapmak üzere, diğer insanları dininin kurallarına uymaya çağırmak gibi bu tür ilgili birçok işlevi yürüten belli uzmanları vardır.  Dogmatik inancı, tarihin bazı durum ve dönemlerinde misyonerler aracılığıyla kitlelere yayan ve bunların gereklerini yerine getirmekle sorumlu olan bu uzmanlara rahip, imam, Kam (Şaman) vb. denir. Tabii ki burada bahsedilen bu unvanlar, dini hiyerarşi içinde diğer unvanların çoğunluğu dışında sadece bir kısmıdır. Bunun yanı sıra, söz konusu uzmanların görev ve yetkileri değişkendir. Ama bu yazının ana konusu nedeniyle öncelik verilen, kendi üzerindeki etkileri ve sosyal hayatındaki önemi dolayısıyla Hakas Türklerinin Şamanizmi, Kam dinidir.

Her din yukarıda belirtildiği gibi, nispeten ve aynı zamanda kaçınılmaz biçimde bir muhafazakarlığa sahiptir ve bu nedenle aslında kısmen Güney Sibirya'da çeşitli dini sistemlerin bir arada mükemmel olduklarını ifade etmek oldukça zordur. Üstelik bu ifade, gerçeği kapatmak anlamına gelecektir. Bununla birlikte bazı diğer dinlerin uygulamalarının farklı inançtaki kişilere karşı daha az hoşgörü ortaya koyduğu da bir gerçektir. Bu duruma, her şeyden önce tamamen kişisel dünya görüşünü içeren kendi öznelliği çerçevesinde gerçek hayata soyut dini değerleri yansıtan insanlar neden olur. Sonuç olarak gerçek şu ki, somut hayatın değerleri ve herhangi bir dinin kurallarının uygulamasının nihai tatbiki durumunun, hata insan içindir (errare humanum est) diye eski bir deyişe göre insanoğlu olduğunu biz biliyoruz. Buna bağlı olarak her din sadece insan toplumları aracılığı ile sosyal hayata nüfuz edebilir. Gerçek hayatta her dinin yansımalarının zamana ve yere göre (daha az veya daha fazla) değişken olduğu tahmin edilebilir (2). Bu bakış açısıyla, hem nesnellik ve hem öznellik taşıyan gerçek hayatta dinin yansımaları olduğu kabul edilmelidir.

Bununla birlikte eğer tarihi yaklaşımla bu konuya bakarsak, Rusya tarihine göre Kam dininin, diğer din uzmanları ve tapınaklarına karşı çok daha hoşgörülü olduğunu görmek mümkündür. Örneğin Türk-Moğol üstünlüğü döneminde bile (XIII. Yüzyıl) Rus Ortodoks Kilisesi üzerinde Şamanizmi yaymak için girişimler görülmemişken, sonradan, 1600'lerdeki Rus işgali Sibirya’ya geldiğinde, Şamanizmi sona erdirme programı planlanıp uygulandı. Şunun dikkate alınması gerekir ki Türk-Moğollar Şamanizmi yaymaya çalışsaydılar, bugün hemen hemen tüm Ruslar Şamanist olacaklardı. Yani, eğer Türk-Moğol egemenliği boyunca, yönetilen Rus halkının manevi asimilasyonuna yönelik reel politikalar olsaydı, bugün Rusya'da dinin en egemen biçimi Şamanizm olurdu. Bundan başka Osmanlı İmparatorluğu döneminde, Ortodoks Hıristiyan ve kendileri Osmanlı Türkleri gibi Türko-fon insanlar olan Gagavuz Türkleri İslam'a dönüştürülmeye zorlanmadı. Ve bu bize göre çok önemli bir puandır. Dini hoşgörü için benzer bir örneği de, Hazar Türk Hanlığı dönemi süresince, 2 Yahudi, 2 Müslüman, 2 Hıristiyan ve 1 Şamanist olmak üzere 7 üyeden oluşan Yüksek Mahkemenin durumunda görebiliriz (G. Martin 1976:25). Hatta bazı araştırmacılar, yukarıda belirtilen Hıristiyanlık, İslam, Yahudilik ve Şamanizm gibi dinler arasında bu Hazar Türklerinin dinler arası uyum, hoşgörü, eşitlik, özgürlük ve barış dönemini "Pax Hazarica" olarak isimlendirdiler (A.Tokarczyk).

Rus işgalcileri ile birlikte devlet desteği ile Sibirya bölgesine gelen Rus Ortodoks Kilisesinin dini misyonerleri, yerel yerli halkları Hıristiyanlığa dönüştürmek için 'kırbaç ve şeker' kullanarak zalim bir şekilde çalıştılar (T. Davletov 2002b: 20-37). Sibirya'nın yerli halklarına yönelik bu insanlık dışı uygulamaları gizlemek için pekçok girişim olduğu halde bugün insanlar, Çarlık dönemindeki bu politikaların büyük bir kısmını biliyor.


Keza Şamanların hem antik çağda, hem günümüzde olağan sosyal hayatta (Şamanların Hanları için danışman oldukları zamanlar hariç) kendi mesleklerinin ötesinde ayrıcalıklara sahip olmadıklarını görmek mümkündür. Kamlar (Şamanlar) ücret ile çalışmazlardı, yani onlar diğer dinlerin uzmanları gibi ücretli değillerdi, üstelik aynı zamanda Kamlar Şamanizme hayatlarını adamışlardı. Eski çağlarda ve günümüzde de Şamanlık, kendini feda ve reddeden ve kendi isteklerinden mahrum olan çok zor bir görevdir.

Şamanizmde bir Şaman figürünün önemine rağmen, Şaman tüm Şamanizmi kapsamadığı için, Şamanizmin Şamanla eşdeğer olduğunu söylemek yanlıştır. Diğer din uzmanlarından farklı bir şekilde Kamlar (Şamanlar) tüm Şamanik ritüelleri yönetmez ve onlara katılmazlardı. Örneğin, kurban geleneğine (dağ ritüeli sırasında, kutsal dağın ruhları için canlı olarak serbest bırakılmış çoğunlukla at) öncülük eden bir adam Kam değildir, fakat o adam, bu Şamanik ritüelin algıcı (ritüel yöneticisi) olan, yerel kabileden en saygın adamlardan (ak-sakal) biridir. Zaten at kurban geleneği Hakas Şamanizminde en önemli ritüellerdendir.

Eski çağlarda Kamlar birçok görev ve işlevi yerine getirmişlerdir. Bir Kam, şarkı söyleme, dua etme, dans etme, geleneği sürdürme, hekimlik, falcılık, öğretmenlik, hava tahminciliği ve diğer birçok görevi yapmıştır. Ama Kama olan güven bir kez kaybolduğu zaman, en fazla birkaç hanenin bulunduğu ve çoğunlukla insanların yüzyüze ilişkisinin olduğu yerleşimlerde, onu nasıl bir kader beklediğini tahmin etmek zor değildir. Bu nedenle, geleneksel bir toplum içinde bir Şamanın hayatının, genellikle onun performansı ile doğrudan orantılı bir bağıntıya sahip olduğu ifade edilebilir. Aksi takdirde Şaman, her zamanki yerleşim yerinden ayrılmak zorunda kalır. Bilhassa, tüm kişiler arası ilişkilerin yüzyüze olduğu ve tüm söylentilerin çok hızlı yayıldığı geleneksel toplumda herhalde ne engellerin Şaman tarafından karşılandığını tahmin etmek zor değildir.

Öte yandan geleneksel toplumlardaki insanlar, bu geleneksel çevre içinde doğup büyüdükleri için birçok şeyi sorgulayamazlar. Evet, bu doğrudur. Böylece bu koşullar altında, örneğin "Bana bağlı değil veya ruhlar bugün istemiyor.” gibi şeyler söyleyerek bir Şamanın iyi idare edebildiği,  günümüz bakış açısından görünür. Ama bu varsayım bile, bugün için en üst seviyede geliştirilmiş modern tıp araçları varken insanlara daha iyisini sunmaya çabalayan Şamanların bulunmasından dolayı gerçeği göstermez. Dikkat edilmelidir ki bugünkü insanlar, Avrupa tarzı rasyonel eğitim almış, bundan dolayı çevrelerindeki her şeyi sorgulayabilen, eğitimli bireylerdir. Ama bu insanlara rağmen, yine modern tedavilerin diğer tüm yollarından sonra bir son yöntem olarak tedavi için Şamanlara başvuruluyor. Neden?

Bundan dolayıdır ki modern dünyanın bütün bu gelişmelerinin karşısında Kamlar ve Kam dini ortadan kalkmadı. Şamanizmin günümüzde bir canlanma yaşadığı ve bu sürecin Şamanlar ve Şamanik toplulukların yaşadıkları ülkelerde azınlıkta bulunmaları gerçeğine rağmen geliştiği söylenebilir. Zorunlu yöntemler Şamanizmde pek kullanılmaz. Zorunlu olarak insanlığa dini hayatı sunmak, genellikle haklardan mahrum bırakan bir yöntemdir. Bu nedenle bu tür girişimlere insanlardan tepki, itiraz ve öfke gelir. Bu yöntemlerin yerine bugün insanları çekmek amacıyla ikinci el giysi dağıtımı gibi çoğunlukla ekonomik esaslı olan teşvikler yapılır. Diğer dinlerle rekabet etmek için başka türlü yöntem, yasal imkanların kullanımıdır. Örneğin, 1997 Eylülünde çıkan “Rusya'da Vicdan ve Din Kuruluşlarına Dair” federal yasa örneğinde olduğu gibi, Rus Ortodoks Kilisesi hukuki bir şekilde devlet tarafından desteklenerek, o zamandan beri böyle bir uygulama yapılmaktadır (3).

Elbette Şamanizmde her şeyin güzel ve mükemmel olduğu anlamı çıkarılmamalıdır. Çünkü Kam dininde de durumdan yararlanmak amacıyla Şamanlara benzeyip kendilerini satan bir sürü şarlatan toplanabilir. Bundan başka, insanlar tarafından öznel ölçütler uygulanmadığı ve soyut olduğu sürece bütün dinlerin iyi olduğunu belirtmek gerekir. Ancak insanların diğer dini sistemlerden farklı olarak nedenlerin ve sonuçların arasında somut ilişkiler beklediği Şamanizmin en belirgin biçimde geçerli olduğu binlerce yıldır Şamanizm bünyesinde de bazı şarlatanlara sık rastlanmıştır.

Ve eğer biz gelişmiş ideolojik cihazların devlete ait olduğu (4) (Çarlık Rusya durumunda), içinde bir kilise olan ve yeni işgal edilmiş toprakların yerli halkını zorunlu uygulamalar yoluyla devlete bağlamak amacıyla dinlerin uygulanma sürecini ele alırsak, o zaman Hakas topraklarında yaşayan tüm insanları dönüştürmek için güçlü girişimleri yoğun olarak üstlenmiş bir Rus Ortodoks Kilisesini görebiliriz. Yani, bu politikanın amacı, hem fiziki hem de manevi alanlarda  (politik, sosyo-ekonomik vb.) nedenler ile ilgisi olmadan, yeni işgal edilmiş ülkelerin yerli halkını yeni imparatorluğa bağlamaktı.


Doğrusu, Sibirya’nın yerli halklarına ve özellikle Hakas Türklerinin Şamanizmine yönelik bu sözü edilen acımasız ve yoğun politikalar başarılı olmuştur ve bunun sonucu yerel halkın maneviyat dünyasındaki Şamanizm hakimiyeti Rus Ortodoks Kilisesi tarafından hemen hemen ele geçirilmiştir. Ama Şamanizmin tamamen ortadan kaldırılmasının bu dönemde dahi imkansız olduğu belirtilebilir. Ayrıca Şamanizmin dayanıklılığı, gerçek bir canlanma süreci yaşadığı günümüze gelene kadar, Sovyet dönemi boyunca daha fazla sınanmıştır (T. Davletov 2002b: 20-37).

Sovyet dönemi süresince oluşturulan baskıya ve baskıcı atmosfere karşı dayanıklılık alanında, Rus Ortodoks Kilisesi gibi Rusya topraklarının diğer dini ile Şamanizmi kıyaslamak yararlı olacaktır. Doğrusu Şamanizm, üzerine uygulanan Komünist baskıcı yöntemlerden çok daha önce eski Rus İmparatorluğu dönemi boyunca hakimiyetini kaybetmişti. Ama aynı zamanda unutulmamalıdır ki Şamanizm ikincisinden çok daha uzun yoğun ideolojik baskı ve basınç altında ve azınlıkta idi. Ayrıca hem Rus Çarlığı hem de Sovyet Rus dönemlerinin tüm olumsuz etkilerini engellemek amacıyla Şamanizm hiçbir yazılı kaynağa dayanmadı veya kaynak kullanmadı ve onun karmaşık hiyerarşisi, yapısal kurumsallaşması ve nüfus çoğunluğu olmadı. Belki de Şamanizmin benzersiz bir özelliği, dışarıdan kaynaklanan tüm olumsuz etkilerine karşı iyi direnç göstermesidir. Şüphesiz birçok Şaman geleneği ve özellikle Şamanların kendileri fiziksel olarak durduruldu ama buna rağmen Şamanizm yok olmadı. Belki en fazla Şamanizm, senkretizmin belirmesi ile yaşamıştır. Ve böylelikle Şaman halkı, zorunlu yöntemlerle gelen yabancılarınki de dahil olmak üzere çeşitli dini sistemlerin ögelerini karıştırarak, kendi geleneksel dinlerini yaşatmaya devam etmiştir. Bu durum tamamen Şamanizmin geçerliliğinin ne kadar yüksek olduğunu gösteriyor.

Ayrıca Şamanizm bu esneklik sayesinde diğer dinlerden birçok yararlı taraflar kazanmıştır (onlara aktarmıştır). Bunun için Mani dini ve özellikle onun dini etkileri ile genel olarak Kam dinini görmüş geçirmiş ve yaşamış Kırgız Türklerinin (Hakasların ataları [5]) sosyo-ekonomik hayatı örnek olarak gösterilir. Bahsedilen din, ilk zamanlar Maniheizm uyarınca tapınaklarda ışık olarak bu kömürleri kullanan Kırgız Türklerinin hayatına "yanar taş" (kömür) girmesi anlamında etkiledi. Bu gerçek hakkında, eski gezgin Abdulurreshid ibn Nurelbakuvi (Bakülü)’nün XV. yüzyılda yazdığı ve esas olarak Kırgız Türklerinin hayatında XIII. yüzyılın sonu ile ilgili tarihi olayları içeren notlarından bilgi alabiliriz. Notlarda Al-Bakuvi, “altıncı iklim kuşağında” bulunan Kırgız ülkesine ait şu bilgileri verir: “Kırgız ülkesi. Onlar Türktür. Ülkelerinin uzunluğu yaklaşık bir ay yolculuk kadardır. Onların bir Hanı (bir kralı) var. <...> İbadet sırasında vurgusuz bir şekilde tekdüze bir dille dua ederler. Duacıların yönü güneye doğrudur. Onlar lamba olarak kullandıkları yanan bir taşa sahiptirler.” Ve bu eski gezgin tarafından yapılan bu açıklamayı arkeolojik malzemeler doğrulamış ve tamamlamıştır (L. Kyzlasov 1993: 108, 129-130).

Uygur Türkleri tarafından Yenisey Kırgız Hanlığına getirilen Maniheizm sayesinde orada ilk defa dini eylemlerde ve sonrasında zamanla günlük hayatta da kömür kullanılmaya başlandığı söylenebilir. Ve gerçekten o dönem için bu çok önemli bir kazanç oldu.

Keza Maniheizm kapsamında Yenisey Kırgızları olarak bilinenler, uzayda (Kozmos- Han Tigir) bulunan çeşitli gezegenlere tapınıyorlardı ve gezegenlere uygun biçimde bir haftanın yedi gününün adları oluşturulmuştu. Fena alamet (kötü şans) ve olumsuzlukların bir işareti olarak Mars görülürken, Satürn ve Venüs (Çolpan) saygı görürdü (L. Kyzlasov 1993:108-9). Tüm bu gelişmeler Kırgız Türkleri için çok önemli yenilikler ve yeni bilgi katkıları olmuştur. Dolayısıyla, Kırgız soyundan olan Hakas Türkleri, çeşitli hayvanlarla isimlendirilen ve 12 yılda bir döngünün oluştuğu ikinci bir takvimi kabul etmişlerdi (V. Butanaev 1998: 238-9). Ve unutulmamalıdır ki tüm bu etkiler, dogmatik şekilciliğin olmadığı, özellikle Kam dininin esnekliği sayesinde bu gelişmeler yaşanmış ve Yenisey Türklerinin maddi ve manevi hayatını kesinlikle zenginleştirmiştir.

Hayati enerji ve yaşama gücü sayesinde eski zamanlardan günümüze kadar var olan Kam dini, Sibirya’nın hemen hemen tüm manevi yollarının bir erime alanıdır ve bu özelliği ile o yok olmamış ve hatta bazı bilgi ve değerleri özümseyerek zenginleşmiştir. Onun hoşgörüsü ve şekilcilik yerine esnekliği, bu başarıda en önemli rolü oynamıştır. Bundan dolayı denilebilir ki Şamanizm, kendi felsefesine ters düşmediği sürece gelişmeye uygun ve açık bir dindir.


Aynı zamanda, Türklerin dünya genelinde dağılımına ve zamanla kabul ettikleri veya kendilerinin kattıkları dinler arasındaki farka (İslam, Hıristiyanlık, Yahudilik, Budizm, Şamanizm, Burhancılık vb.) rağmen, bütün Türklerin bugün hala her yerde birçok Şamanik manevi unsurları ve geleneksel uygulamaları yaşadıkları üzerinde durulabilir. Bu açıklamaya bir örnek olarak, her yıl Mart ayının 21-22’sinde kutlanan ve büyük mesafelere rağmen (yer ve zaman olarak her iki anlamda) Türk Dünyası genelinde büyük benzerlikler bulunan Yıl Başı Bayramını (Yılbaşı, Nevruz, Türk ve İran Yeni Yılı) göstermek gerekir (T. Davletov 2001: 42-51). Bundan başka Anadolu Türklerinde, bazı araştırmacılar tarafından ilkel ve batıl olarak varsayılıp görülebilen çok sayıda inanç vardır. Bu inançlar Türk tarihinin İslam öncesi döneminden kaynaklanmaktadır. Ve bununla ilgili olarak, eşiğin ruhundaki kutsal inanç gibi örnekler gösterilebilir (Z. Gökalp 1990:157; T. Davletov 2001:42-51; Türk Dünyası 1998:5-11). Bir başka örnek, "bez (Türkçede: Çaput, Hakasçada: Çalama) bağlama" adetinin benzerliğidir. Ayrıca Müslümanlaşmış Türkler gibi Hıristiyanlaşmış Türkler de yeni girilen dinlere rağmen aynı zamanda atalarının inancı olan, ortak Şamanizm inancını korumuşlar ve yaşatmaya devam etmişlerdir. Ve bazı araştırmacılara göre belki, pek katılık anlamında Arap ve Fars’ın benzer dini uygulamalarından (S. Gömeç 2002:64; E. Aydın 1996:193) ayrılan “Türk İslam” ya da “Türkleşmiş İslam” gibi terimlerin altında yatanın Kam dini olduğudur. Ve bu eski manevi geleneklere ilişkin verilen yaşama iznine, Şamanizmin kendi köklerinin neden olması mümkündür. Bütün bu sayılan örnekler, büyük baskılara karşı direnme ve hayatta kalmak için yüksek bir yeteneğe sahip olan Şamanizmin bahsedilen unsurlarını savunmak için uygundur.

Şamanizm hakkında başkaca, uzun bir süre için Sibirya'da (Özellikle Güney Sibirya’da) Doğa, Evren, varlıkların ve ataların ruhlarına ilişkin, diğer dinlerden farklı bir şekilde korku ve yasaklara değil, sevgi ve saygıya dayalı olarak, baskın bir din olduğunu belirtebiliriz. Belki Hakas Şamanizmine göre böyle olduğundan insanlar, ilkbahar ve sonbahar, gündoğumu ve günbatımı ve benzeri gibi doğum ve ölümün ikili döngüsünü içeren hayatın sonsuzluğuna inanmaktalar (L. Anzhiganova). Ve Şamanizmin hayatta kalma gücünün sevgi ve saygı duygularından kaynaklandığı önemle belirtilebilir.

Öte yandan Güney Sibirya'daki Şamanist halk, cami, kilise vb. hiçbir tapınak kurmamışlardır. Neden kurumsallaşma yoluna gidilmemiştir? Bu soruya ilişkin çeşitli görüşler ileri sürülebilir. Ama Budizm, Hıristiyanlık ve hatta İslamın yakından bilinmesi (tanınması) gerçeğine rağmen, bu dinlerin aşağı yukarı duvar gibi olan çeşitli tapınaklarının benzerini, Güney Sibirya’nın Şamanist yerli halkları diğer dinlerin tapınaklarını yakından bildiği halde hiçbir Şamanist tapınak kurmamışlardır. Ayrıca Hakas Cumhuriyetinde arkeologlar tarafından kazılmış, VIII-XI. yüzyıllara ait birçok Maniheist tapınağı vardı ve bu durum Arap gezgin Abu Dulaf’ın tarihi notlarında keza herhangi bir vesileyle kaydedilmiştir (L. Kyzlasov 1993: 108-119). Ancak bununla birlikte Hakasya’da, Şamanik amaçlarla kurulan bir tapınak bulunamamıştır. Bunun yanında, Japon Şintoizminin (Kami Yolu) Budizm tarafından etkilendiğini belirtmek gerekir. Ve onun tapınak yapıları meydanda yansıtılır. Aynı duruma Müslüman Türkler (Camiler), Hıristiyan Türkler (Kiliseler), Budist Türkler (Tapınaklar), Yahudi Türkler (Sinagoglar) vb. arasında da rastlanır. Ama Şamanist Türkler tapınma amaçlı herhangi bir tapınak yapmadıklarından bir istisnadır. Bu, Şamanist Türklerin zayıf ve eksik olan mimari durumunun doğal bir sonucudur. Ama Şamanik felsefe ile bu konuya yaklaştığımızda, ibadet zamanı ve yeri olarak insanların dini ihtiyaçlarının kendi uygulama alanlarında serbestçe karşılanmasından hareketle bu durumun, Şamanizmin özüne tezat ve herhangi bir aykırılık oluşturmayacağı için, bu eksiklik çok fazla değildir. Belki de bu, eski Türklerin göçebe olduğu söylenerek açıklanabilir. Eski Türklerin sadece yarı-göçebe değil ama aynı zamanda onların köy ve kasaba medeniyetine sahip olduğu, Reşideddin’in (Rashid ad-Din) seyahat notları ile birlikte arkeologlar tarafından kanıtlanmıştır (L. Kyzlasov 1993: 108). Bu, yukarıda bahsedilen sorunun başka bir açıklaması olması anlamına gelir. Benim açımdan açıklaması, Şamanizmin felsefesinin özgürlüğü ve doğallığında belirlenmiştir. Şamanizme göre, insanların ibadet ihtiyaçlarını karşılaması için herhangi bir yer ve zaman daha uygundur ve bu amaçlarla (yani ibadet amacıyla) özel tapınaklar inşa edilmesi gerekli değildir. Ayrıca, ibadet ihtiyacını karşılamak amacıyla bir tapınak inşa ettiğinde insanın kendisi için kurduğu tapınak, Tanrının yarattığı Doğayı bozar ve o halde burada ciddi bir çelişki ve tutarsızlık ortaya çıkar ve “Neden sadece Tanrıya yakın olmak amacıyla insanlar tarafından yapılan bu tapınak, Tanrının yarattığı Doğayı bozmaktadır?” diye ifade edilebilir. Ama çok ilkel olarak görülebilen Şamanizm felsefesinde, en azından ibadet amaçlarıyla dikilmiş yapay binalara veya tapınaklara ilişkin böyle bir çelişki yoktur.


Özetle, bu konudaki diğer birçok yorum ve neden yanında, özgürlükleri ve yüksek hareket kabiliyetlerini sınırlandıran bu özel yapıları ve tapınakları anlayabilmek için Tonyukuk’un (6) sözlerine başvurmak yararlı olacaktır (7). Yani, tapınakların yapılmamasıyla ilgili yukarıda belirtilen durumu stratejik nedenlerle açıklamak kısmen mümkündür.

Onu diğer dini sistemlerden ayıran Şamanizmin en önemli özelliklerinden biri, Doğa ile uzlaşma içinde olmasıdır. Diğer yandan, Hakas Şamanizmine göre bir insan, süper ve mükemmel şekilde tekamül etmiş Doğanın bir kralı değildir ama Doğa hassasiyeti denilen bir zincir içinde flora ve fauna gibi diğer canlıların yanında sadece bir halkasıdır.

Şamanizme göre erkek ve kadın eşit ve birbirine bağlıdır, ama ilk Şaman bir kadın olduğundan hep kadınların ciddi bir avantajı vardır. Belki Hakas destanlarının çoğunda kadın kahramanların hakim olması bundan kaynaklanır. Ayrıca, ünlü Türk sosyologlarından biri olan Ziya Gökalp’e göre “Dolayısıyla eski Türkler hem demokratik ve hem de feminist idiler.” (Z. Gökalp 1990: 158-59). Bu özellikler aynı zamanda, diğer dini sistemlerden Şamanizmi ayıran önemlilerindendir.

Başka bir soru, Şamanizmde niçin yazılı kaynak yaratmak için herhangi kanun çalışmalarının olmamasıdır. Veya Şamanizmde niçin kutsal kitabın hiç olmadığını sorabilirsiniz. Buna çok fazla açıklama bulmak mümkündür ama fikrimce bahsedilen bu çalışmaları gerçekleştirme girişimlerinin olması da mümkündür. Ayrıca eski Türklerin oldukça gelişmiş ve özgün kendilerine ait bir yazı sistemi vardı ve bazı araştırmacılar, herhangi bir yazı sisteminin ortaya çıkmasının en az üç bin yıl kadar sürebildiğini belirtiyorlar. Dolayısıyla, bu varsayıma göre, VI-XII. yüzyıllara tarihlenen eski Türk runik yazı sistemi, dönemin çok daha ötesine gidebilir. O halde niçin bu zengin folklorik bilgi ve yoğun ve derin felsefeye kanunlaştırma getirilmemiştir? Benim açımdan bu durumun bir nedeni, aslında Şamanizmin statik değil dinamik bir inanç sistemi olduğunda gizlidir, çünkü hayat bir eylemdir ve hayatta her şey mantıklı yorumlama ile değiştirilebilir. Diğer neden belki de Şamanizmin çok derin ve karmaşık felsefesi olduğu kadar, yazılı kaynaklara tüm bu engin bilgiyi aktarmanın imkansız görünmesi idi. Ama Şamanizm, herhangi bir yazılı kaynak yokluğuna rağmen, binlerce yıl süresince dünya genelinde büyük bir benzerlik göstermiştir ve üstelik günümüzde hayatta kalmıştır. Diğer taraftan, sağlam bir kelimenin kaydedildiği (yazıldığı) zaman sonsuz hale geldiği ve toplumdaki etkisinin dini anlamda kazanç olduğu iyi bilinmektedir, ancak bununla beraber yazılı kaynakların yokluğuna rağmen Kam dini de gerçektir, onda hayatın gelişimi için yüksek bir uyum vardır, yani Kam dinine dinamizm katan bu durumdur. Bir sonuç olarak da bu durum, mantıklı yorumlama ile ucu açık olarak her şeyi kabul ettiğinden Şamanizm felsefesine aykırı değildir. Eğer belki Kam dinleri üzerinde kanunlaştırma çalışmaları gerçekleştirilmiş olsaydı, bugün bu din dünyanın en yaygın dini olacaktı, çünkü yazılı kaynaklar aracılığıyla dinin toplumdaki nüfuzunu pekiştirmek daha kolaydır. Buna ek olarak, yazılı kaynaklar olmadan dinin yayılması çok zordur. Belki hiç yazılı kaynak görülmeme nedenlerinden biri, Şamanizmin misyoner ruh ve mekanizmaya uygun olmayan tarzda bir felsefeye sahip olmasıdır. Ama her iki durum Şamanizm felsefesine aykırı değildir. Şamanlar arasında bir rekabet vardı ve her Şaman kendi tedavi yöntemlerini kullanırdı. Modern anlamda belki bu "bireycilik" olarak adlandırılabilir, oysa bu durumun, “Benim gerçek doğrudur ve sizinki yanlıştır” gibi davranmamayı bize öğreten Şamanik felsefenin bir nedeni olduğuna dikkat etmeliyiz.

Ayrıca, Kam dininin metafizik dünyasında yüksek yoğunlukta çeşitli sahiplik ruhları, Şamana yardımcı ruhlar, Ülgen’in önderliği altında olumlu ve güçlü periler ve Erlik Hanın altındaki olumsuz (kötü) güçler, ak ve kara Şamanlar vb. mevcuttur. Ama önemli olan, bu bahsedilen varlıklar arasındaki derin farklılıklara rağmen, olumlu ve olumsuz güçler arasında herhangi bir öncelik ve hiyerarşinin bulunmamasıdır. Belki bu durum, modern dünyada XX. yüzyılda yalnızca A. Enstein tarafından keşfedilen, geleneksel Şamanist göreceliğinden kaynaklanmaktadır. Bu yüzden, özellikle Hakas Şamanizminde, metafizik güçler arasında herhangi bir üstünlük yoktur ve insanlar yalnızca üzerimizde bulunan Gök Tanrıya (Han Tigir-Yukarı alemde “Erlik Tanrısı”) tapınmazlar, aynı zamanda üzerinde yaşadığımız Yer Anaya (Toprak Ana) da tapınırlar. Ve belki bunun bir sonucu olarak, eski Türk dilinde (ve şu anda hala Sibirya Türklerinde) Anavatan kavramı Yer (toprak) ve Su oldu; Yer, bizi besleyen bir anne ve Su, annenin hayati mavi damarlarıdır. Bir yandan da ormanlar, geleneksel insanlar tarafından Dünya Ananın saçları olarak algılanmış ve böylece çocuklar, çevre algısına saygılı bir şekilde eğitilmiştir. Bunun yanı sıra Kam dininin metafizik dünyasındaki yoğunluk, muhtemelen bu tür geleneksel ve modern sözler ve “bir zeka iyi ama iki daha iyi”, “beyin takımı”, “ekip çalışması”, “yönetim kurulu”, “düşünce alışverişi”, “beyin fırtınası” ve bu gibi kavramlar ile anlaşılabilir. Mümkündür ki bu durumun nedeni, iddialar sürecinde kabul edilen biri ile kıyaslandığında nispeten daha zayıf olabilen kararın bile süper metafizik güç düzeyinde alındığı (Japon Kami yolu-Şintoizm gibi) algıdan kaynaklanmaktadır.


Genel olarak, belki tüm yukarıda bahsedilen özellikler o kadar önemli değildir ama önemli olan eski Türklerin ve modern Sibirya Türklerinin Şamanizmi yaşama ve yüksek düzeyde dayanma gücüdür. Bununla birlikte, yukarıda üzerinde durulduğu üzere Şamanizmde şekilcilik nispeten daha az seviyededir ve hiçbir misyoner dünya görüşü yoktur. Muhtemeldir ki diğer dinlerin karşısında Şamanizmin nispeten zayıf bir konumda olmasının nedeni bu ve misyoner cihazlarının yokluğudur. Bu durum şöyle yorumlanabilir; Şamanizmin gerçek evrenselliğine rağmen onun hiçbir bir evrensel hegemonya fikri yoktur ve bu noktada diğer dini sistemlerin evrensel hegemonya fikirlerinden derinden farklıdır. Bundan dolayı Şamanizm şimdiye kadar bozulmamış ve yok olmamıştır ve gelecekte de asla onlar gibi olmayacağını umuyoruz.

Şamanizm XX. yüzyılın sonundan bu yana sadece Sibirya bölgesinde değil, aynı zamanda dünya genelinde yeniden canlandı. Bu süreci analiz etmek için geçerli olan pek çok açıklama vardır. Ama bunlardan biri muhtemelen, güncelliği ve değeri son on yılda yükselen, ekolojiye uyumlu, Şamanizm gibi böyle ölçüde başka din olmadığı gerçeğidir. Üstelik Hakas Şamanizmi, Şaman yetenekleri nesiller boyunca hem kan bağı, hem Şaman eğitimi ile aktarıldığı için, Çarlık ve Sovyet rejimleri tarafından yapılan tüm olumsuz girişimlere rağmen sona erdirilememiştir. Bu açıdan, bundan sonra uzun süre Şamanizmin hayatta kalacağını tahmin edebiliriz (L. Anzhiganova). Burada bahsetmek istediğim, içinde büyük bir hayatta kalma yeteneği olan Şamanizmin şu anda genellikle azınlık konumu ve yazılı kaynaklar, fetih ideolojisi ve misyoner yokluğu gibi böyle gerçeklere rağmen herşeyi göstermek içindir.

Ve daha önce de belirtilen tüm sözde "dezavantajlı" durumlarına rağmen ciddi güç içeren Şamanizmi burada açıklamak için yazmaya çalışıyorum. Bu güç öyle bir güçtür ki bir toplumda egemen durumda olduğu zaman diğer dinlere karşı bile hoşgörüye ve hayatta kalmaya ve hatta diğer din(ler) veya rejimin (Sovyet sisteminde olduğu gibi) neden olduğu toplam baskı koşulları (tüm yöntemler dahil) altında bile asimile olmama yeteneğine imkan sağlar.

Son olarak, gelişmeye açık, gerici olmayan ve şekilci olmayan Şamanizme teşekkürü eklemek yararlı olacaktır. Ve Şamanizmin bu özellikleri, şu gelişmeler ile son yıllarda kanıtlanmıştır: Tüm Şamanlar sadece metafizik alemlerde değil aynı zamanda bilimsel alanlarda aslında kendilerini geliştirmişler ve bu gelişmeler çok doğaldır ve kendi felsefesine aykırı değildir. Üstelik bu gelişmeler hayattan kaynaklanır, çünkü günümüzde Şamanlar sadece kendi hastalarına yararlı olmayıp, aynı zamanda tıp, felsefe gibi alanlardan çeşitli modern terimleri bilip kullanarak onları yanıtlayıp ikna ederler (L. Anzhiganova). Bunun yanı sıra, klasik akılcı Avrupa eğitim seviyesine sahip, modern insanlar, geleneksel olanlar dahil, hemen hemen her şeyi sorgulayıp itiraz edebilir. Şamanizmin geliştirilmesi için muhtemel yollar konusunda düzenlenen tartışmalarda ve çeşitli düşünce değişiminde Şamanların içinde olduğu birçok süreç vardır. Şamanlar arasında orada dernekler, kulüpler, ligler gibi çeşitli kuruluşlar geliştirildi. Hakas Cumhuriyetinde örnek olarak gösterilen Hakas Geleneksel Şamanizm Merkezi vardır. Bir yandan da burada, Şamanizm üzerine birçok Rus ve yabancı araştırmacıların katıldığı bir dizi uluslar arası konferans düzenlendi.

Şamanizmden daha fazla bilime açık başka bir dini sistemin olmadığını tahmin etmek mümkündür. Ayrıca Şamanizm, bu dinin durağan ve şekilciden olabildiğince daha ilerici (gelişebilme yeteneği anlamında) ve dinamik olmasının tekrar gösterdiği gibi eleştiriye ve her türlü düşünceye açıktır.

Şamanizme yönelik gerçekleştirilen ve yürütülen tüm bu bilimsel araştırmaların çerçevesinin doğal süreçler olarak algılanması ve görülmesi gerekir. Bu çalışmalar sırasında bir çok ilginç veri ve sonuçlar ortaya çıktı.

Örneğin, Tuvan (Tuva) Şamanizmi üzerinde önde gelen araştırmacılardan ikisi olan S.I. Vainstein ve N.P. Moskalenko, çeşitli nedenlerle Kamlara uygulama yaptırdıkları 57 insandan 47’sinde olumlu sonuçlar aldılar. Ve bu nitel sayı, ortalama yüzde 86 ile başarılı sonuç demektir ve bu modern tıpta bile ciddi biçimde oldukça yeterli yüksek bir orandır. Bundan başka, yukarıda bahsedilen bilim adamlarına göre bu olumlu sonuçlar sadece psişik ve nevrotik rahatsızlıkları olan hasta vakalarında değil aynı zamanda daha karmaşık ve ciddi hastalık vakalarında alınmıştır (L. Anzhiganova).


Dipnotlar:

(1) Mezopotamya bölgesinde III. yüzyılda, sonradan öldürülen Mani tarafından oluşturulan bu din İran’da güçlüydü ve daha sonra VIII-X. yüzyıllarda Uygur Türkleri döneminde Orta Asya’yı geçip Güney Sibirya’ya ulaştı. Bakınız:  Kyzlasov, L.R. (Ed.) “Istoria Khakasii s drevneishikh vremen do 1917 goda”, Moskova, 1993, s. 108-113; Avcıoğlu, Doğan “Türklerin Tarihi”, Cilt III, İstanbul, 1980, s. 1127; Aydın, Erdoğan “Nasıl Müslüman Olduk?”, Ankara, 1996, s. 177.

(2) Belki dinler içinde çeşitli alt söylemler, her toplumun daha etkili olan somut geleneksel kültürünün sonuçlarıdır.

(3) Bu konu hakkında daha fazla detay için bkz: Davletov, Timour, “Dinlerin İlişkisi Işığında Sibirya Hakas Türklerinin Geçmişteki ve Bugünkü Dini Hayatı” Mersin'de Türk Dünyası Manevi Merkezleri Uluslararası Kongresinde sunulan bildiri, (23-27 Eylül 2002).

(4) Bkz: Mutlu, Erol “İletişim Sözlüğü”, Ankara, 1998, s. 92-93, 160-163.

(5) “Hakas” etnik adı, Tang hanedanı döneminde Çincede “Kırgız”ın bir uyarlamasıdır.

(6) Tonyukuk, Bilge Tonyukuk olarak bilinen efsanevi eski bir Türk devlet adamının adıdır. (Tonyukuk [Donu kök-Gök donlu-Mavi Elbiseli] bilge bir kişi anlamında).

(7) Tonyukuk, Kök-Türk Hanlığı ordusunda bir lider ve deneyimli ve yetenekli diplomattı ve ülkesinde Budizmi yaymak isteyenlere şöyle cevap vermişti: “Budizm ve Taoizm fetihler ve savaşlar yapmaya engel olan iyi ve kötü kavramları insanlara öğretir. Tapınak yapımı, herhangi bir şeye bağlı olmamak gibi geleneğimizi engeller…” Bkz: Potapov, L.P. “Altayski Şamanism”, Moskova, 1991, s. 17; Anzhiganova, L.V. “Traditsionnoie mirovozrenie khakasov. Opyt rekonstruktsii” Abakan, 1997, s. 93.

Kaynakça:

1. Anzhiganova, Larissa “Sakralnie osnovania etnicheskoi kultury khakasov” Bkz: [http://www.gov.khakassia.ru/hist/index9.htm] Rusçadan İngilizceye çevirdiğim metni görmek için [http://www.turkleronline.com];

2. Anzhiganova, L.V. (1997) “Traditsionnoie mirovozrenie khakasov. Opyt rekonstruktsii” Abakan;

3. Avcıoğlu, Doğan (1980) “Türklerin Tarihi” [History of Turks], Cilt III, İstanbul, alıntı: Aydın, Erdoğan (1996) “Nasıl Müslüman Olduk?” [How We Become the Muslims?] Ankara;

4. Aydın, Erdoğan (1996) “Nasıl Müslüman Olduk?” (How We Have Become Muslims?) Ankara;

5. Butanaev, Viktor (1998) “Etnicheskaia kultura khakasov”, Abakan;

6. Davletov, Timour (2001) “Hakas Türklerinde Yıl Başı Bayramı” - Anayurttan Atayurda Türk Dünyası, üç aylık dergi, yıl: 9, sayı: 21, s. 42-51;

7. Davletov, Timour (2002b) “Hakas Türklerinin Geleneksel İnancı Kamlık (Şamanlık): Dünü ve Bugünü” - Anayurttan Atayurda Türk Dünyası, üç aylık dergi, (ISBN:1300-4999), yıl: 10, sayı: 22, s. 20-37;

8. Davletov, Timour (2002a) “Dinlerin İlişkisi Işığında Sibirya Hakas Türklerinin Geçmişteki ve Bugünkü Dini Hayatı” Mersin'de Türk Dünyası Manevi Merkezleri Uluslararası Kongresinde sunulan bildiri, Eylül 23-27;

9. Gökalp, Ziya (1990) “Türkçülüğün Esasları” (Ed.: Prof. Dr. Mehmet Kaplan) T.C. Kültür Bakanlığı Yayınları;

10. Gömeç, Saadettin (2002) “Tarihte ve Günümüzde Kırgız Türkleri” (Kyrgyz Turks in History and Present) Ankara;

11. Kyzlasov, L.R. (Ed.) (1993) “Istoria Khakasii s drevneishikh vremen do 1917 goda” , Moskova;

12. Martin, Gilbert (1976) “Atlas of Jewish History” Dorset Press, p.25 (alıntı: Akay, Aydın Safa [sonbahar 1999] “Kaybolmakta Olan Bir Türk Halkı: Karayimler”, KÖK Sosyal ve Stratejik Araştırmalar Dergisi, Cilt: I, sayı: 2, s. 203-213);

13. Mutlu, Erol (1998) “İletişim Sözlüğü”, Ankara;

14. Potapov, L.P. (1991) “Altayski Shamanism”, Moskova;

15. Tokarczyk, Andrzej “The Smallest Minority” s. 56 (alıntı: Akay, Aydın Safa [Sonbahar 1999] “Kaybolmakta Olan Bir Türk Halkı: Karayimler”, KÖK Sosyal ve Stratejik Araştırmalar Dergisi, Cilt: I, sayı: 2, s. 203-213);

16. Türk Dünyası, Anayurttan Atayurda, üç aylık dergi, (ISBN:1300-4999), yıl: 6, sayı: 15, 1998, s. 5-11.

Khakasscope: http://aronberk.livejournal.com/401.html

ARKEOGRAFYA websitesi; Arkeoloji, Sanat Tarihi, Tarih, Filoloji, Antropoloji, Paleontoloji, Mitoloji, Müze ve Arkeoteknik ile ilgili konularda yayın yapar.

ARKEOGRAFYA websitesi, Basın Meslek İlkelerine uymaya söz verir.

ARKEOGRAFYA  ©  Her hakkı saklıdır. Yazı ve fotoğraflar kaynak veya bağlantı verilmesi koşuluyla kullanılabilir.