24Nisan2018

YAZARLAR TİMUR B. DAVLETOV Güney Sibirya’da Şamanizmin Diğer Dinler ile İlişkisi Üzerine: Hakas Türkleri Örneği - Sayfa 4

Güney Sibirya’da Şamanizmin Diğer Dinler ile İlişkisi Üzerine: Hakas Türkleri Örneği - Sayfa 4

FacebookTwitterGoogle bookmarkMyspace bookmarkDel.icio.usDigg
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfEn iyi 
Makale İçeriği
Güney Sibirya’da Şamanizmin Diğer Dinler ile İlişkisi Üzerine: Hakas Türkleri Örneği
Sayfa 2
Sayfa 3
Sayfa 4
Sayfa 5
Sayfa 6
Sayfa 7
Tüm Sayfalar

Aynı zamanda, Türklerin dünya genelinde dağılımına ve zamanla kabul ettikleri veya kendilerinin kattıkları dinler arasındaki farka (İslam, Hıristiyanlık, Yahudilik, Budizm, Şamanizm, Burhancılık vb.) rağmen, bütün Türklerin bugün hala her yerde birçok Şamanik manevi unsurları ve geleneksel uygulamaları yaşadıkları üzerinde durulabilir. Bu açıklamaya bir örnek olarak, her yıl Mart ayının 21-22’sinde kutlanan ve büyük mesafelere rağmen (yer ve zaman olarak her iki anlamda) Türk Dünyası genelinde büyük benzerlikler bulunan Yıl Başı Bayramını (Yılbaşı, Nevruz, Türk ve İran Yeni Yılı) göstermek gerekir (T. Davletov 2001: 42-51). Bundan başka Anadolu Türklerinde, bazı araştırmacılar tarafından ilkel ve batıl olarak varsayılıp görülebilen çok sayıda inanç vardır. Bu inançlar Türk tarihinin İslam öncesi döneminden kaynaklanmaktadır. Ve bununla ilgili olarak, eşiğin ruhundaki kutsal inanç gibi örnekler gösterilebilir (Z. Gökalp 1990:157; T. Davletov 2001:42-51; Türk Dünyası 1998:5-11). Bir başka örnek, "bez (Türkçede: Çaput, Hakasçada: Çalama) bağlama" adetinin benzerliğidir. Ayrıca Müslümanlaşmış Türkler gibi Hıristiyanlaşmış Türkler de yeni girilen dinlere rağmen aynı zamanda atalarının inancı olan, ortak Şamanizm inancını korumuşlar ve yaşatmaya devam etmişlerdir. Ve bazı araştırmacılara göre belki, pek katılık anlamında Arap ve Fars’ın benzer dini uygulamalarından (S. Gömeç 2002:64; E. Aydın 1996:193) ayrılan “Türk İslam” ya da “Türkleşmiş İslam” gibi terimlerin altında yatanın Kam dini olduğudur. Ve bu eski manevi geleneklere ilişkin verilen yaşama iznine, Şamanizmin kendi köklerinin neden olması mümkündür. Bütün bu sayılan örnekler, büyük baskılara karşı direnme ve hayatta kalmak için yüksek bir yeteneğe sahip olan Şamanizmin bahsedilen unsurlarını savunmak için uygundur.

Şamanizm hakkında başkaca, uzun bir süre için Sibirya'da (Özellikle Güney Sibirya’da) Doğa, Evren, varlıkların ve ataların ruhlarına ilişkin, diğer dinlerden farklı bir şekilde korku ve yasaklara değil, sevgi ve saygıya dayalı olarak, baskın bir din olduğunu belirtebiliriz. Belki Hakas Şamanizmine göre böyle olduğundan insanlar, ilkbahar ve sonbahar, gündoğumu ve günbatımı ve benzeri gibi doğum ve ölümün ikili döngüsünü içeren hayatın sonsuzluğuna inanmaktalar (L. Anzhiganova). Ve Şamanizmin hayatta kalma gücünün sevgi ve saygı duygularından kaynaklandığı önemle belirtilebilir.

Öte yandan Güney Sibirya'daki Şamanist halk, cami, kilise vb. hiçbir tapınak kurmamışlardır. Neden kurumsallaşma yoluna gidilmemiştir? Bu soruya ilişkin çeşitli görüşler ileri sürülebilir. Ama Budizm, Hıristiyanlık ve hatta İslamın yakından bilinmesi (tanınması) gerçeğine rağmen, bu dinlerin aşağı yukarı duvar gibi olan çeşitli tapınaklarının benzerini, Güney Sibirya’nın Şamanist yerli halkları diğer dinlerin tapınaklarını yakından bildiği halde hiçbir Şamanist tapınak kurmamışlardır. Ayrıca Hakas Cumhuriyetinde arkeologlar tarafından kazılmış, VIII-XI. yüzyıllara ait birçok Maniheist tapınağı vardı ve bu durum Arap gezgin Abu Dulaf’ın tarihi notlarında keza herhangi bir vesileyle kaydedilmiştir (L. Kyzlasov 1993: 108-119). Ancak bununla birlikte Hakasya’da, Şamanik amaçlarla kurulan bir tapınak bulunamamıştır. Bunun yanında, Japon Şintoizminin (Kami Yolu) Budizm tarafından etkilendiğini belirtmek gerekir. Ve onun tapınak yapıları meydanda yansıtılır. Aynı duruma Müslüman Türkler (Camiler), Hıristiyan Türkler (Kiliseler), Budist Türkler (Tapınaklar), Yahudi Türkler (Sinagoglar) vb. arasında da rastlanır. Ama Şamanist Türkler tapınma amaçlı herhangi bir tapınak yapmadıklarından bir istisnadır. Bu, Şamanist Türklerin zayıf ve eksik olan mimari durumunun doğal bir sonucudur. Ama Şamanik felsefe ile bu konuya yaklaştığımızda, ibadet zamanı ve yeri olarak insanların dini ihtiyaçlarının kendi uygulama alanlarında serbestçe karşılanmasından hareketle bu durumun, Şamanizmin özüne tezat ve herhangi bir aykırılık oluşturmayacağı için, bu eksiklik çok fazla değildir. Belki de bu, eski Türklerin göçebe olduğu söylenerek açıklanabilir. Eski Türklerin sadece yarı-göçebe değil ama aynı zamanda onların köy ve kasaba medeniyetine sahip olduğu, Reşideddin’in (Rashid ad-Din) seyahat notları ile birlikte arkeologlar tarafından kanıtlanmıştır (L. Kyzlasov 1993: 108). Bu, yukarıda bahsedilen sorunun başka bir açıklaması olması anlamına gelir. Benim açımdan açıklaması, Şamanizmin felsefesinin özgürlüğü ve doğallığında belirlenmiştir. Şamanizme göre, insanların ibadet ihtiyaçlarını karşılaması için herhangi bir yer ve zaman daha uygundur ve bu amaçlarla (yani ibadet amacıyla) özel tapınaklar inşa edilmesi gerekli değildir. Ayrıca, ibadet ihtiyacını karşılamak amacıyla bir tapınak inşa ettiğinde insanın kendisi için kurduğu tapınak, Tanrının yarattığı Doğayı bozar ve o halde burada ciddi bir çelişki ve tutarsızlık ortaya çıkar ve “Neden sadece Tanrıya yakın olmak amacıyla insanlar tarafından yapılan bu tapınak, Tanrının yarattığı Doğayı bozmaktadır?” diye ifade edilebilir. Ama çok ilkel olarak görülebilen Şamanizm felsefesinde, en azından ibadet amaçlarıyla dikilmiş yapay binalara veya tapınaklara ilişkin böyle bir çelişki yoktur.



ARKEOGRAFYA websitesi; Arkeoloji, Sanat Tarihi, Tarih, Filoloji, Antropoloji, Paleontoloji, Mitoloji, Müze ve Arkeoteknik ile ilgili konularda yayın yapar.

ARKEOGRAFYA websitesi, Basın Meslek İlkelerine uymaya söz verir.

ARKEOGRAFYA  ©  Her hakkı saklıdır. Yazı ve fotoğraflar kaynak veya bağlantı verilmesi koşuluyla kullanılabilir.