18Şubat2018

YAZARLAR EDİTÖRDEN Kutsal Bilgelik: Ayasofya

Kutsal Bilgelik: Ayasofya

FacebookTwitterGoogle bookmarkMyspace bookmarkDel.icio.usDigg
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfEn iyi 

Fatih Sultan Mehmet, 560 yıl önce İstanbul'u fethettiği zaman fethin sembolü olarak Ayasofya kilisesini de camiye dönüştürmüştü. Ayasofya o sırada harap bir halde idi. Temizlenip onarılmış, insan suretleri sıva ile kapatılmış ve bir de minare eklenmişti. Eğer Fatih Sultan Mehmet bu kiliseye özel bir önem vermese belki de o günümüze kadar kalmayacak, yıkılıp gidecekti. Fatih, kilisenin tarihini ve Hristiyanlıktaki anlamını bildiğinden dolayı onu camiye dönüştürme emrini vermişti. Zaten Türklerin Anadolu'yu fethi sırasında, alınan çoğu şehirdeki kiliseler camiye çevrilmişti.

Bugünlerde unutulan bir geleneğimiz tekrar yadımıza düştü: Ayasofyaları camiye çevirmek... İlk duyulduğunda hamasi duyguları galeyana getiren bu istek, Türkiye'nin 21. yüzyıl konjonktürüne uygun mu, onu sorgulamak gerek! Fakat bundan önce, fethedilen yerlerdeki kiliselerin neden camiye dönüştürüldüğünün bir tespitini yapalım.

Herhalde kiliselerin camiye dönüştürülmelerinin birinci nedeni sembolik olmalıydı. Çünkü o zamanki şartlarda din savaşlarının sonucunda zafer ifadesi büyük bir olasılıkla diğer dinin tapınağında kendi dininin gereklerini yerine getirmekti. Bu, yeni alınan topraklarda kendi hegemonyanı kurmanın bir ölçütü idi.

Aslında herhangi bir inancın tapınağının, daha sonraki üstün gelen inancın tapınağı olması durumu eskiden beri vardı. Bu durum, bir kutsal alanın, yüzyıllar boyu din ve inançlar değişse bile kutsallığını sürdürmesinden ileri geliyordu. Buna en bilinen örnek olarak Ankara'daki Hacı Bayram camisini verebiliriz. Bu cami yüzyıllardır kutsal olarak nitelendirilmiş bir alanda yapılmıştır. Öyle ki daha önce aynı alanda yapılmış tapınağa bile bitişiktir. O tepede bir Frig tanrısı olan Men adına yapılmış bir tapınak vardı. Ancyra'nın (Ankara), Roma imparatorluğunun yeni Galatya eyaletinin merkezi olmasından sonra, MÖ 25-20 yılları arasında Men tapınağı yerine Avgustus tapınağı olarak yeniden yapılan bu tapınak, Bizans döneminde kiliseye çevrilmiş ve uzun yıllar kullanılmıştı. Türkler Ankara'yı aldıkları zaman, kutsal bilinen aynı alanda bir cami inşa ettiler. Ayasofya'da da böyle bir durum söz konusudur... Kilise olarak yapılmadan önce aynı alanda bir Artemis tapınağı vardı.

Ayrıca kiliselerin camiye dönüştürülmelerinin geçerli bir diğer nedeni ibadete hazır bir yapı olmasından kaynaklanıyordu. Yeni bir yapı yapmanın süre ve ekonomik maliyeti, belki de cemaati kalmamış olan kiliselerin müslümanlar tarafından ibadethane olarak kullanılmasına sevk etmişti. Yani biraz da pratik nedenlerle kiliseler camiye dönüştürülmüş sayılır. Günümüzde ibadet için öyle acil bir yer ihtiyacı herhalde bulunmuyor. Çünkü İstanbul, ülkemizin en çok ve 3 binden fazla camisi olan bir şehrimiz.

Üstelik bir kutsal yeri dönüştürmenin dini ve milli gerekçeleri de zamanımızda geçerliliğini kaybetmiş olmalı. Çünkü fetihler çağı gerilerde kaldı. Artık Ortaçağda yaşamıyoruz. Biz Anadolu'yu yurt tutalı neredeyse bin yıl olacak. İstanbul'u alalı ise beş yüz seneyi geçmiş. Ortada sembolü olacak bir fetih hiç yok. Zaten tarihi yarımadada mimari yönden Ayasofya'yı bile geçmiş camiler inşa edilmişken, hala Ayasofya'ya göz dikmek anlamsız gibi görünüyor. O halde cumhuriyet kurulduktan sonra müzeye çevrilmiş olan Ayasofya'yı tekrar camiye dönüştürme ısrarı neden?

Fatih'in adını bile değiştirmediği Ayasofya, Yunanca "Kutsal Bilgelik" anlamını taşıyor. Ayasofya, Ortodokslukta Tanrının üç niteliğinden biridir.  Bizans imparatoru I. Justinianus tarafından 532-537 yılları arasında inşa ettirilmiş kubbeli bazilikal planlı bir patrik katedrali idi. Miletos'lu İsidoros ve Tralles'li (Aydın) Anthemius'un eseri olan dünyanın bu en eski katedrali, sanat tarihi ve mimarlık açısından baş yapıtlar arasında yer alıyor. Bu yapı yüzyıllarca Ortodoksluk patriğinin merkezi ve aynı zamanda Bizans’ın taç giyme törenlerine evsahibi olmuştu.

Aslında Hıristiyanlığı resmi din ilan eden Roma imparatoru ve Bizans’ın da ilk imparatoru olan Büyük Constantinus ve oğlu zamanında, daha önce Artemis tapınağı bulunan kutsal alanda 4. yüzyılda, adı "Büyük Kilise" anlamına gelen bir Megale Ekklessia binası yapılmıştı. Ancak çok geçmeden çıkan bir isyan sonucu bu bazilika yakılıp yıkıldı. Bunun ardından, imparator II. Theodosius aynı alanda yeni bir bazilika yaptırdı, ama bu bazilika da 6. yüzyılda yine bir isyan sonucunda yakılıp yıkıldı. Bunun üzerine Ayasofya yeniden ve görkemli bir şekilde inşa edildi. Ayasofya beş yıl gibi kısa bir zamanda bitirilmişti. Çünkü  Efes’teki Artemis tapınağından, Mısır’daki Heliopolis tapınağından, Lübnan’daki Baalbek tapınağından ve daha birçok tapınaktan getirtilen hazır sütunlar ve malzemeler kullanılmıştı. O zamana kadar en büyük yapı olarak kabul edilen Süleyman tapınağından da büyük olan Ayasofya'nın açılışında imparator I. Justinianus'un, “Ey Süleyman! Seni yendim” diye konuşmuş olduğu söylenir.

Çeşitli dönemlerde birçok deprem ve yangın yaşayarak büyük hasar gören Ayasofya, yapılan onarımlarla değişiklikler geçirdi. Hatta bir ara 4. Haçlı Seferi sırasında Latinlerin yağmasına uğrayarak, bütün Kutsal Emanetleri İtalya'ya götürüldü. Bundan sonra harap ve virane hale gelip, ara ara onarılsa bile bir daha eski parlak zamanlardaki haline kavuşamadı.

İstanbul'un fethi ile birlikte Ayasofya camiye dönüştürülürken de harap durumda idi. Biri Fatih döneminde, biri II. Bayezid döneminde, diğer ikisi de Mimar Sinan tarafından eklenen minareler ve başka birçok ek yapılarla Ayasofya Osmanlı zamanında bir külliyeye çevrilmişti. Bunlar arasında, III. Murad'ın Bergama’da bulunmuş, Helenistik dönemden kalma (MÖ IV. yüzyıl), alabasterden (su mermeri) yapılma iki küpü ana nefe yerleştirmiş olması çok ilginçtir. Belki de müze olacağının bir işareti idi.

Mustafa Kemal Atatürk’ün emriyle 1930-1935 yılları arasında restorasyon çalışmaları nedeniyle halka kapatılan Ayasofya, Bakanlar Kurulunun 24 Kasım 1934 tarih ve 7/1589 sayılı kararıyla müzeye çevrildi.

Bu tarihi süreçte Ayasofya'nın tekrar camiye dönüştürülmesi, hem dinimiz adına bir hoşgörüsüzlük örneği olur, hem de ülkemizi uluslar arası camiada sıkıntıya düşürebilir.  Ayrıca turizm açısından da olumsuz etkileri görülecektir. Bir kültür varlığı ve insanlık mirası olan Ayasofya'nın işlevinin müze olarak devam etmesi; koruma, kullanma ve yaşatılarak gelecek kuşaklara ulaştırma gayelerine de uygun düşecektir.

ARKEOGRAFYA websitesi; Arkeoloji, Sanat Tarihi, Tarih, Filoloji, Antropoloji, Paleontoloji, Mitoloji, Müze ve Arkeoteknik ile ilgili konularda yayın yapar.

ARKEOGRAFYA websitesi, Basın Meslek İlkelerine uymaya söz verir.

ARKEOGRAFYA  ©  Her hakkı saklıdır. Yazı ve fotoğraflar kaynak veya bağlantı verilmesi koşuluyla kullanılabilir.